• 24 Haziran 2021 18:30

Tıpış tıpış gitmezsen eğer…


55 milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının ardından HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Hiçbir şey olmamış gibi, savcıya ifade vermeye tıpış tıpış gitmeyeceğiz” açıklamasını yapmıştı. Demirtaş’ın bu açıklaması bir öngörü değil, o gün geldiğinde tavırlarına ilişkin karardı. Nitekim öylede oldu. Savcılık HDP’li 13 milletvekilini ifadeye davet etti. Tıpış tıpış gitmediler. MHP Lideri Devlet Bahçeli bile savcılığın davetine icabet edip, ifade vermesine karşılık, PKK terör örgütünün siyasal uzantısının meclisteki temsilcileri, son bir gayretle ülke de bir kaos çıkarabilir miyiz denemesinde bulundu ama, artık öyle bir güçleri yok. Öyle yok ki, daha 10 gün önce HDP’li Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak’ın gözaltına alınması üzerine “halkı meydanlara” çağırdılar. Evet, halk gitti. Hepi-topu 400 kişiydiler. Bu polis kayıtlarındaki rakamdır. Önceden olsa, o Diyarbakır Meydanına bir anda 40 bin kişiyi toplayan terör örgütü ve siyasal uzantısı, bugün 400 kişilik bindirme militanlarına ancak hükmü geçiyor. HDP’li milletvekilleri “tıpış tıpış” gitmek yerine, hukukun önünde herkes gibi ifade vermek yerine, arkalarını PKK başta olmak üzere, bütün terör örgütlerine dayadıklarını söylemek yerine, gerçekten seçildikleri halka sorumluluk içinde davransaydılar… Gözaltına alındıkları gecenin sabahında, Diyarbakır’da bir ton patlayıcı yüklü araç patlatıldı. Yine kan dökerek, gözdağı vermek istediler. 15 Temmuz darbe/işgal girişiminin ardından bir gerçeği daha öğrendik. Bütün terör örgütleri PKK, DAEŞ, FETÖ ve PYD ruh ikizleri, kanlı eylem kardeşleridir. Milliyet Gazetesinden Serpil Çevikcan, Milli Savunma Bakanı Fikri Işık ile bir röportaj gerçekleştirdi. Bakan Işık çok çarpıcı açıklamalarda bulundu. Mesela Bakan diyor ki: “Kimse Türkiye’de yargıdan muaf değil. Bu konuda yargının epey sabırlı davrandığını da gördük. Sonuçta hukukun, yargının yaptığı bir işlem, keşke davet edildiklerinde gidip ifade verselerdi, böyle bir gözaltına alınma olmasaydı. Sonuçta bir yargı faaliyeti. Kimse Türkiye’de yargıdan muaf değil. İfade verseler böyle bir tablo ortaya çıkmayacaktı. bu konuda yargının epey sabırlı davrandığını da gördük. (Çözüm sürecini kastederek) Bazı şeyleri yanlış yorumladığınızda, gittiğiniz yer de çıkmaz sokak oluyor. İki yol var, birisi sizin için belki daha lüks ama çıkmaz sokak. İkincisi belki biraz daha meşakkatli ama sonunda aydınlık var. HDP, o çıkmaz sokağı tercih etti. HDP, Türkiye’de devlete, hükümete ağzına gelen her şeyi söyleyebiliyor ama PKK’ya ağzını açıp bir tek kelime söyleyemiyor. Canlı bomba eylemi oluyor, askerimiz şehit ediliyor, onlar hükümeti suçluyor. Hiçbir demokrasi terör örgütü sözcülüğüne rıza göstermez. Sabrın da bir sonu var. Demokratik kanalları değerlendirmek yerine, bu kanalları terör örgütünün güç kazanması için değerlendirmeye başlarsanız buna hiçbir demokratik ülke sessiz kalmaz. Siz teröristin cenazesine gidiyor, şiddeti öven sözleri söylüyorsunuz, canlı bombanın cenazesine gidiyorsunuz. Demokrasinin kırmızı çizgisi, terör ve şiddetin övülmesidir. Bu kırmızı çizgiyi aşan biri varsa, genel başkanmış, şuymuş, buymuş, hayır. Türkiye, hakikaten sabırlı davrandı. Dokunulmazlıklar kaldırıldıktan sonra epey çağrı yapıldı. Sonuçta yaptıkları Türkiye’nin anayasasına, yasalarına açıkça aykırı işler. Ben bunu yapacağım, dokunulmazlıklar kalkacak, ifadeye çağrılacağım, seni tanımıyorum diyeceğim, gözaltına alınınca Türkiye’de siyasetçiler gözaltına alınıyor. Başka bir yol mu bıraktınız?” Uzun bir alıntı oldu. Ancak mevzuyu çok iyi anlama bakımından Bakan Fikri Işık’ın bu tespit ve açıklamaları hem dağarcığımızda, hem de arşivimizde mutlaka yer almalı diye düşündüm. Türkiye Cumhuriyetini sürekli tehdit eden, pervasızca, fütursuzca arkalarında terör örgütü olduğunu ilan eden, PKK teröristlerine milletvekili kartıyla arabasında ağır silahlar taşıyan, askerimizi-polisimizi şehit edenlere taziye ziyaretinde bulunan HDP’li milletvekilleri; o kadar şımardılar, o kadar cezaya çeşni oldular, o kadar cami duvarına alenen bevl etme cüretini gösterdiler ki, gerçekten Türk Hukukuna başka bir yol bırakmadılar. Şimdi, megri megri (yana ağlama ağlama) deme zamanıdır. Elinde mendil bu vatan hainliğini kendi alınlarına yapıştırmış HDP’li milletvekillerinin gözyaşlarını silmeye koşan kim peki? Hemen hatırladınız, ne yazık ki yine CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu… Yenikapı Ruhuna el fatiha diyen Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları; 15 Temmuz darbe girişimini yeniden yorumlayışı, FETÖ’cülerin algı operasyonu maharetiyle “mağdur edebiyatı” noktasına balıklama atlaması, doğrusu bu milletin aklıyla alay etmekten başka bir şey değil. Ana muhalefet lideri olarak elbette iktidar partisinin dümen suyunda olmayacaksın. Elbette, bütün kararlarına baş sallamayacaksın. Elbette, CHP’nin tarihsel birikimine uygun politikalar üreteceksin. Lakin, bunları yaparken “çarşı, herşeye karşı” gibi, basit bir sloganın peşinden sürüklenmeyeceksin… Çünkü, herşeye karşı olmak muhalefetlik değil, ülkenin sorunları ve bunların çözümüne ilişkin bir fikrin olmadığı anlamına geliyor. Kimi zaman, ülke sorununun çözümünde iktidar partisiyle aynı görüşte olmak mümkün. AK Parti ne diyorsa tersini söylemek muhalefetlik değil, fikri namustan yoksunluktur. Bu ne sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yakışıyor, nede devlet kuran CHP’ye yakışır…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
23Haz

Pargalı...

22Haz
19Haz

TOSİAD son hız

16Haz

Süleyman Akbulut mu dediniz?

15Haz

Millet İttifakının HDP sorunu