• 23 Nisan 2021 15:11

Rejim mi, sistem mi değişiyor?


Başkanlık Sistemi ya da partili cumhurbaşkanı seçenekleri üzerinde AK Parti ile MHP çalışacaklar. Başbakan Binali Yıldırım ile MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin son görüşmesinde, AK Parti’nin hazırladığı yasa değişikliklerine ilişkin çalışma MHP’ye verildi. Karşılıklı açıklamalardan anladığımıza göre, her iki partinin mutabık kalacağı yasalar süratle TBMM genel kuruluna getirilecek. Kısmi sivil anayasa değişikliğine gerek AK Parti, gerekse MHP, CHP’yi de davet ediyor.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise, “Bu sivil anayasa çalışmalarını, rejim değişikliği” olarak nitelendiriyor. Gerekçelerinin merkezine de “Başkanlık Sistemi” kavramını yerleştiriyor. Konuyla ilgili AK Parti’nin çalışması nedir? Anayasa değişikliğinde nasıl bir çalışma yapmışlar? Bu ve benzeri soruların cevabını alabilmek için, CHP’nin AK Parti ile bir görüşme yapması gerekiyor. Herhangi bir rabıta kurmadan, “niyet okuma” usulüyle karşı çıkmanın bir siyasi parti ve liderini toplumda inandırıcı yapmaz/zaten yapmıyor da. AK Parti tarafından MHP’ye verilen “Anayasa dosyası”, medyada parça bölük olsa da konuşuluyor.

Nitekim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı açıklamada, salt başkanlık sistemi değil, partili cumhurbaşkanı formülüne de sıcak baktığını ifade ediyor. Bu durumda, AK Parti ile MHP’nin önünde birkaç seçenek duruyor, demek ki… Ayrıca, baştan beri cumhurbaşkanının “Türk usulü başkanlık sistemi” ifadesi, asla ıskalanmamalıdır. Zira, dünyadaki başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerle ilgili en iyisini ya da yasalardaki en iyi maddelerden bir harman yapılarak, ülkemizin gelenek-göreneklerine uyabilecek bir formül üzerinde durulabilir. Kabaca, en bilinen ABD’deki başkanlık sistemi mercek altına alınabilir. Buradaki “eyalet” uygulaması, elbette Türkiye’nin bulunduğu coğrafya ve başındaki galiler itibarıyla imkansızdır. Türkiye’nin uniter yapısıyla asla oynanamaz. Zaten bu gerçeği cumhurbaşkanı da, AK Parti’de pekala biliyor.

O nedenle de, “Türk usulü başkanlık sistemi” kavramı ortaya atıldı. CHP’nin bu konuyla ilgili ortaya attığı iddia ve siyasi çizgisi, rasyonel değil. En azından, AK Parti’nin önerisini ve hazırlıklarını görmeden söylemler geliştirmesi, toplumda inandırıcılık problemi yaşamasına sebep oluyor. Olası başkanlık sistemine ilişkin belirlenecek bir seçenek üzerine referandum yolu açıldığı takdirde, mecliste istenen 330 rakamını bulacağı sır değil. MHP Lideri Bahçeli’nin son açıklamasında “MHP mecliste evet derse, halkın huzurunda da evet der” şeklindeki ifadeleri ise; kısmi anayasa değişikliğinin halk nezdinde onaylanacağı anlamına geliyor. “Başkanlık Sistemi” ile ilgili en temel kaygının, Recep Tayyip Erdoğan ismi üzerinden yapıldığını biliyoruz.

Ne demek istiyorum?

Böyle bir sistem değişikliğiyle, Cumhurbaşkanı Erdoğan ebediyen (yaşadığı sürece) başkan seçileceği yönündeki kanaat. Bu öngörü bile, bu sisteme karşı çıkanlar tarafından kendilerini yeniden gözden geçirmeleri ve çek etmelerini gerekli kılıyor. Çünkü siyaset, halkta karşılığı olmak için çözüm üretme sanatıdır. Rakip siyasi partilerin başarısızlığı üzerine başarı kazanma olgusu, bu ülkede çok gerilerde kalmış bir durumdur. “Güçler (erkler) ayrılığı” ilkesi, bütün anayasal ve hukuk devletlerinde en temel anlayıştır. Türkiye Cumhuriyetinde ne yazık ki bu ilkenin varlığı söylenir de, uygulama ve gerçekler öyle değildir.

Yürütme, yasama ve yargı diye ayrılan erkler ayrılığı; uygulamaya baktığınız takdirde anayasa koyucunun bu ayrılığını keskin çizgilerle yapmadığını görürsünüz. Mesela, yürütme (bakanlar kurulu) yasamanın içinde atanmaktadır. Yasamanın en temel görevi, hem ülke şartlarına ve ihtiyaçlarına göre yasa yapmak, hem de yürütmeyi denetlemektir. Bu olabilir mi? Olmuyor zaten. İkincisi ise, yasama için seçilen milletvekilleri, bakanlık yarışı içerisindedir. Bütün amaçları, bakanlar kurulunda yer almak için çaba göstermeleri şeklinde özetlenebilir. Yargının da bu ülkede tam bağımsız olduğu söylenemez. Bu bugüne özgün bir durum değil. Bu ülkede 50 yıllık davaların mahkeme salonlarında görüldüğünü biliyoruz.

Oysa, temel anlayış “geç gelen adalet, adalet değildir” sözünü söyler dururuz. Sistem değişikliği, rejim değişikliği değildir. “Müntehib-i sani”, yani ikinci seçmen uygulaması, bu ülkede 1957 yılına kadar uygulanmış bir sistemdi. Gazi Mustafa Kemal’in cumhuriyeti kurduktan sonra ki milletvekili seçimlerini yakın tarihimiz babında okuduğunuzda, hatta, ondan sonra gelen “Milli Şef” unvanıyla mütenasip İsmet İnönü’nün dönemine bir göz attığınızda, Gazi Mustafa Kemal’de “Başkanlık Sistemini”, İnönü’de de “Partili cumhurbaşkanı” sistemini görürsünüz.

Özetle; CHP’nin de anayasa değişikliğiyle ilgili AK Parti’nin yaptığı çalışmayı görmesi gerekiyor. Eleştiri ve karşı çıkışlarını bu görmeden sonra yapması halinde, rasyonel bir siyaset yapmış olacaktır.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI