• 23 Nisan 2021 08:43

Fiili durumum yasalaşma süreci…


Sanki bu ülkede ilk kez “idari yapı” tartışılıyormuş gibi bir algı oluşturuluyor. Oysa, 150 yıllık bir meclis/parlamento tecrübemiz var. Birinci ve ikinci “Meclis-i Mebusan” yok sayılmak isteniyor. Türkiye Cumhuriyeti bir Osmanlı bakiyesi olmasına rağmen, milat cumhuriyetimizle birlikte başlatılmak gibi bir aymazlık yapılıyor. Hem meclisi mebusan, hem de “Kanun-u Esasiye” gibi tarihi gerçekler, bu ülkenin demokrasi yolundaki 150 yıllık yolculuğunun üstü örtülmek isteniyor. Bunların hiçbirisine gerek yok. Padişahlık isteyenler, bugün ki dünya ve İslam Alemi gerçekliğinde “Halifelik” gibi bir kurumun işletilemiyeceği gün gibi ortadayken, parlamenter sistemi yerine başka yönetim biçimlerini önerenlere hemen “hainlik” yaftası vurulması, aslında demokrasi iddiasındakilerin temel paradoksudur. Dünyadaki ülkelerin yönetim biçimleri biliniyor. Başkanlık sistemiyle yönetilen 50 küsur ülke var ve bunlardan çoğu kötü yönetiliyor. Ancak, iyi yönetilen ülkelerde var. Kötüyü örnek almaya gerek yok. Bir çok diktatörün yönettiği ülkelerde parlamentolar var ve göstermelik seçim sistemleri de bulunuyor. Yapılması gereken, öncelikle tartışma kültürümüz. Başkanlık sistemiyle ilgili bir öneri ya da iddia ortaya atıldıysa, bunu tartışmak en başta siyasilerin, STK’ların ve bilim adamlarınındır. Tartışmak yerine, bu görüşte olanları itham etmek ve kategorize yapmak, demokrasi kültürüne de, anlayışına da taban tabana zıttır. Cumhuriyet dönemimizde, başkanlıkla ilgili fiili durumlar olmadı mı? Mesela, Gazi Mustafa Kemal ile ikinci cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün dönemleri başkanlık değil de neydi? Parlamenter sistemlerimizde hiç değişiklik yapılmadı mı? Mesela Cumhuriyet Senatosu neydi? Cumhuriyet Senatosu ya da eskiden yaygın bir şekilde kullanılan adıyla “Okumuşlar Meclisi” Türkiye'de 1961-1980 yılları arasında çift meclisli sistem yürürlükteyken TBMM'nin üst meclisini oluşturan yasama organı. Alt meclis ise Millet Meclisiydi. Tabii üyeler dışında Cumhuriyet Senatosuna aday olabilmek için 40 yaşını doldurmuş olmak ve yüksek öğrenim yapmış olmak gerekiyordu. 1980 yılından sonra tekrar tek meclisli sisteme geri dönüldü ve senato kurumu 19 yıllık bir çalışma süresinden sonra Türkiye'de yürürlükten kalktı. 1960 darbesinde ihdas edilen “Cumhuriyet Senatosu/Senatör” sistemi, yine başka 1980 darbesiyle kaldırıldı. Anayasa ve idari yapımızla ilgili radikal değişiklikleri ne yazık ki, normal sivil inisiyatif tarafından yapamadık. Hep darbe sonrası sonuçları olarak ortaya çıktı. Bugün Türkiye’nin gündeminde “Başkanlık Sistemi” tartışılıyor. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Fiili durumun yasalaşması” şeklinde tabir ettiği konunun halka götürülmesi önerisi üzerine, bir bardak suda fırtına koparılıyor. Yani, karar organının Türk Milleti olduğu vurgulanıyor. Seçkinci ve elitist yaklaşımlardan vazgeçilmesi belirtiliyor. Bahçeli’nin bu ifadesi hala yanlış düzlemlerde eleştiriliyor. Bu konuda yeni bir açıklama yapmasına rağmen, herkes anlamak istediği şekilde anlatıyor. MHP Lideri, ortada başkanlık sistemine ilişkin bir öneri ve talep varsa, konunun halka götürülmesi amacıyla parlamentoda “referandum” yolunu açarız diyor ve ekliyor: Referandum da ise MHP’nin oyu başkanlık sistemine “hayır” olacaktır… Belagat ve ifade olarak bunda anlaşılamayacak ne var Allahaşkına? Karar mercisi halkın tercihi her ne olursa, ona tereddütsüz uyarız demek, parlamenter sistemin de önceliği değil mi? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin idari yapısı, bürokrasi ve siyasi işleyişinin bir hantal yapıda patinaj ettiğine dair tespiti üzerinden “Başkanlık Sistemini” önermesinde ne kötülük var? Önerilen bu sisteme karşı çıkabilirsiniz? Ama sade suya tirit darbı meseli gibi, bugünkü parlamenter sistemindeki tıkanıklığa gözlerinizi kapatamazsınız. Yakın tarihimizde, parlamenter sistemimize girmiş 1960, 1971, 1980, 1997 darbeleri ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimini nasıl görmezden gelebiliriz? Karşı öneri getirebilirsiniz. Başkanlık sistemiyle ilgili çekincelerinizi sıralayabilirsiniz. Bütün bunları yaparken de; 93 yıldönümünü idrak ettiğimiz cumhuriyetimizin sağlıklı olarak yoluna devam etmesi için, yaşadığımız rejim inkıtalarını hatırlamak zorundasınız. Ortada fiili durum var. Türkiye Cumhuriyet tarihinde halkın %52 oyunu almış bir cumhurbaşkanı var. Darbe anayasasındaki yetki ve sorumlulukları, hiçbir şey eklemeden devam etse bile, başkanlık sistemine uygun haldedir. Cumhurbaşkanının yetki ve sorumluluklarına ilişkin Anayasamızdaki fasıla göz attığınızda; başkanlık için gerekli her şeyin burada olduğunu görürsünüz. İşte bu, fiili durumdur. Deniliyor ki, başkanlık sistemi olursa şuandaki hiçbir muhalefet parti lideri başkan olamıyor. Evet öyle. Ama şuan ki durumda, hiçbir muhalefet parti ve liderinin iktidar olma ihtimali de yok. Yani, başbakan olma gibi bir durumları da söz konusu değil. Bu savı ileri sürenlerin önerisi nedir? Başbakan olma ihtimali olmayan muhalefet liderleri, bu fiili durumda ne yapsın? Cumhurbaşkanı seçiminde CHP ve MHP’nin “çatı aday” adı altında İhsan Ekmeleddin’i çıkarmadı mı? Demek ki, başkanlık sisteminde de partilerin ortak aday çıkarma gibi bir tercihleri olabiliyor. İpe un sermenin lüzumu yok. Mesele, Türkiye’nin iyi şartlarda ve halkın doğrudan kararları doğrultusunda yönetilmesidir. Parlamento üyeleri, bakanlık için katakulli peşinde olmadan, yasama ve denetleme görevini yapmalıdır. Başkanlık sisteminin temelinde bu vardır.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI