• 07 Mayıs 2021 03:52

Korumaların namlusu önünde…


İçimi kemiren kuşkuyu yazmasam, rahat edemeyecektim.

Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Andrey Gennadiyeviç Karlov’un bir çevik kuvvet polisi tarafından kalleşçe arkadan vurulmasından sonra, gözüm hep Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Yıldırım, CHP Lideri Kılıçdaroğlu, MHP Lideri Bahçeli ve bakanların üzerinde dolaşıp durdu.

Suikastçı katilin FETÖ’cü olduğu başından beri biliniyor. Başından beri dediğim, olayın vukuundan itibaren bir Pensilvanya Polisi olduğu tahmini, güçlü bir şekilde dile getirildi.

Rus Büyükelçinin tam arkasında duruyordu. Rus Büyükelçisi Karlov’u sırtından vurmuştu. 11 el ateş etmişti. Devletin verdiği silahla, devletin kurşunuyla suikastını gerçekleştirmişti.

Gerek polisler içindeki, gerek askerler içindeki Pensilvanya güdümlü FETÖ’cü elemanlar temizlendi mi? Devletin ilgili kurumları bu konuda çok ciddi temizlik yaptılar mı? Karlov’a suikast düzenleyen katilin ilişkileri, telefon kayıtları FETÖ’cü olduğunu gösteriyor. Bunda artık hiç kuşku yok. Arapça slogan atması, peşinden bir El Nusra mektubunun servis edilmeli, Pensilvanyanın tipik algı operasyonu ve hedef saptırmasından başka bir şey değil.

Türkiye’nin dış politikada bir takım yeni manevraları ve değişiklikleri karşısında “hiçbir şeyden memnun olmayan güruh” mal bulmuş mağribi gibi acımasız eleştirilerini yapıyorlar. Ülkenin al-i menfaatından ziyade, mevcut iktidara duyduğu kini kusmayı yeğleyen bir üslup ve anlayışla saldırıyorlar. Halbuki, iktidarın Suriye ve Irak politikalarını eleştiri sebebi, bugünkü çizgide olmadığı sebebiyle yapıyorlardı.

Daha öncede yazdım, iktidarın Suriye ve Irak politikalarında ayağı yere basmayan bir sakatlık var ve bu nedenle bu politikalarını yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Bugün ki realiteye göre, ABD ve AB ülkeleri bölgede yenilmiştir. İlginçtir ki, bu yenilgilerine rağmen derin bir sessizlik içerisindeler. ABD’de Hıllary Clinton’un, Türkiye’de de Ahmet Davutoğlu’nun öngörü ve teorileri çökmüştür. Yani, Esed’in yönetimden düşürülmesi gibi Suriye’nin iç işleriyle ilişkili operasyon hevesi tutmadı. Türkiye’nin böylesine bir ütopik hayale neden kapıldığını da anlamış değilim.

Artık, dünyanın şartlarının değiştiğinin farkına varmak gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti, bir Osmanlı bakiyesidir ve bulunduğu coğrafyaya çok zor şartlar altında sahip olmuştur. Osmanlının imparatorluk dönemindeki ihtişamı, tarihimizin en büyük övünç kaynağıdır. Lakin, “Neo Osmanlıcılık” gibi bir hayal, teoriden öteye geçmez. Dünyayı yöneten güçler, emperyalist devletleri de yöneten tröstlerdir. Merhum Aytunç Altındal’ın kitapları, dünyayı yöneten tröstleri ve emperyal burjuva ailelerini anlatır. Bu gerçekleri bilmeden, “Kızıl Elma” ülküsüyle hareket etmek, Türkiye’yi maceraya sürüklemek anlamına gelir.

15 Temmuz darbe/işgal girişiminden sonra, Türkiye’nin çıkarması gereken dersler bulunuyor. En önemlisi de, Pensilvanya askeri ve polisi olmuş FETÖ’cü güruhun kritik görevlerden ayıklanmak zorundayız. Aksi takdirde, bu ülkenin en önemli siyasetçi, yönetici ve bürokratlarının yakınında bulunan korumalarına ilişkin kuşkularımız hep içimizde büyüyecektir.

Korumanın, suikast kollamasına evrilmesi halinde, bu ülkenin kaosa sürüklenmesi anlamına geleceğini bilmek için kahin olmaya gerek yok. O nedenle, FETÖ’nün başta kurumlar olmak üzere, STK ve iş dünyasındaki çöreklenmesini tez elden tespit ile çözmek elzemdir.

Aksi takdirde, Türkiye’nin sürekli olarak eli yüreğinde olmasını önleyemeyiz.

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
28Nis

Oy birliğiyle Eyüp Başkan...

04Nis

Tekaüt amiraller darbe peşinde!

01Nis
31Mar

Eleştiri, talep ve Vali Bey...

25Mar