O doktor konuştu: Kovid-19'da tanı da tedavi de yanlış

Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Orhan Kara, Kovid-19'la ilgili tanı ve tedavi süreçleri ile ilgili ezberleri bozacak iddialar ortaya attı.  Kara, 'Dünyada ve Ülkemizde Kovid-19'da tanı da tedavi de yanlış' iddiasını dile getirdi.

PAYLAŞ
O doktor konuştu: Kovid-19'da tanı da tedavi de yanlış
Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Orhan Kara, Kovid-19’la ilgili tanı ve tedavi süreçleri ile ilgili ezberleri bozacak iddialar ortaya attı.  Kara, “Dünyada ve Ülkemizde Kovid-19'da tanı da tedavi de yanlış” iddiasını dile getirdi.

 

Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Orhan Kara, Kovid-19’la ilgili tanı ve tedavi süreçleri ile ilgili ezberleri bozacak iddialar ortaya attı.  Kara, “Dünyada ve Ülkemizde Kovid-19'da tanı da tedavi de yanlış” iddiasında bulundu.

 

Malatya Net Haber gazetesine konuşan Dr. Kara, koronavirüs konusunda ezberleri ters yüz edebilecek açıklamalar yaptı.

İşte usta gazeteci yazar Vahdettin Yiğitcan’ın, Dr. Kara ile yaptığı o röportaj:

 

VAHDETTİN YİĞİTCAN / MALATYA

“Bir yılı aşkın bir süredir dünyayı kasıp kavuran Pandemi sebebiyle ülkemizde on binlerce insanımızı kaybettik.

Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi doktorlarından Uz. Dr. Orhan Kara, dünyada uygulanan tedavi yöntemlerinin temelden yanlış olduğunu ifade ederek ulusal ve yerel medyada gündem olmuştu.

Uzm. Dr. Orhan Kara ile karşılıklı bir söyleşi gerçekleştirdik.

- Önce kendinizi tanıtır mısınız?

- Malatyalıyım. Melekbaba doğumluyum. Fırat mahallesindenim. Malatya Gazi İlkokulu, Atatürk Ortaokulu ve Atatürk Lisesinde okudum. Fatih Lisesinden 1980 yılında mezun oldum.

Malatya’nın “Yeşil Malatya” olduğu günleri bilirim. Çocukluğumda arkadaşlarımla Tecde, Çilesiz, Barguzu bahçelerinde gezerdim. Kırkgöz Köprüsünün altında yüzmeyi öğrenmiş bir “özde” Malatyalıyım.

Üniversite sınavına girdiğimiz sene, matematik dersimize saygıdeğer bir ilkokul öğretmenimizin girdiği 12 Eylül öncesi yılları yaşadım.

Tıp eğitimimi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde 1987 yılında bitirdim. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalında uzmanlığımı tamamladım.

Merhum Prof. Dr. Ekrem Kadri Unat’ın öğrencisiyim. Kendisi emeklilik sonrasında bile bilimsel araştırmalarına ara vermemiş çok değerli bir bilim insanımızdı. 84 yaşında vefatından bir gün öncesine kadar, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji laboratuvarlarında bilimsel çalışma yapmaktaydı. Buna şahidim. Mekanı cennet olsun.

Yaklaşık 10 yıldan beri Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışmaktaydım. On gün kadar önce 59 yaşımda emekliye ayrılmak durumunda kaldım.

Bir doktor olarak hayati ve mesleki felsefem: “Tek bir insanın kurtuluşu alemin kurtuluşudur.”

Bir hastanın kurtuluşuna vesile olmak, bir hekimin alabileceği en büyük hazdır.

 

- Dünyada uygulanmakta olan K19 tedavilerinin yanlış olduğunu belirtmişsiniz.

Doğrudur. Konu saygıdeğer Arslan Bulut Bey’in Yeniçağ Gazetesinde gündeme taşıması sonrasında, yerel medyada da Malatya halkına duyurulmuştur.

Vakıa bir iki cümleyle izah edilemeyecek kadar geniş bir bilimsel tezin konusudur. Basit bir polemik konusuna çevrilerek, asıl meselenin gölgede bırakılması doğru olmayacaktır.

Buna karşılık il bazındaki muhataplarımın, meseleyi şahsileştirerek çok basite indirgediklerini ibretle izlemekteyim.

Burada asıl üzerinde durulması gereken en önemli husus, uluslararası düzeyde ilgi görmeye başlayan çok değerli bir bilimsel çalışmanın, Güzel Malatya’mızda ortaya çıkmasıdır. Birilerinin sahip çıkıp çıkmaması, neticeye çok fazla etki edemeyecektir.

İkinci önemli husus ise; Kovid-19’un gerçek patogenezi gereği, kükürtlü Malatya kayısısının hastalığın tedavisinde çok önemli bir yeri olmasıdır. Bu tez sayesinde, kayısımızın dünya çapında hayal dahi edilemeyecek düzeyde tanıtımı yapılacaktır. 

 

-Tezinizden biraz bahseder misiniz?

Klinik çalışmalarımın sonrasında ortaya çıkan noter tasdikli tezim, iki bölümden oluşmaktadır ve yaklaşık 10 sayfadır.

Birinci kısımda, hastalığın gerçek patogenezinin bilimsel verilerle izah edilmesi, ikinci kısımda ise yetkililere ivedilikle ulaştırılması gereken doğru tedavi yaklaşımlarından oluşmaktadır.

Rüyada görülüp uyanınca yazılmış basit bir metin asla değildir. Ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda saygın bilim insanının görüşlerine sunularak onay ve takdirleri alınmıştır.

Bir taraftan tezimi bilimsel yayın haline getirme çabası gösterirken, diğer taraftan da en yakınımdaki meslektaş arkadaşlarımla sürekli paylaştım.

Cerrahpaşa’dan beni yetiştiren değerli hocalarıma arz ederek desteklerini almış durumdayım.

Aylardan beri ulusal ve uluslararası akademik ortamlarda yetkin isimlerle paylaşılmıştır.

Ülkemizin güzide meslek dernekleri olan KLİMİK ve EKMUD mensubu olan öğretim üyelerimize takdim etmek suretiyle, derin ilgi ve alakalarını sağlamış bulunmaktayım. Çok değerli yapıcı katkıları ve önerilerinden istifade etmiş durumdayım.

Tezim halen Alman Robert Koch Enstitüsü’nde incelenmektedir.

Japon bilim insanları tezimden haberdar olmuşlardır ve ilgi ile takip etmeye başlamışlardır.

Tezim, Amerika Birleşik Devletleri Enfeksiyon Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi (IDSA) tarafından incelenmektedir.

Her branştan çok sayıda değerli tecrübeli akademisyenlerle iletişim halindeyiz.

Saha tecrübesi olan doktor arkadaşlarımızla konuyu sürekli müzakere ettik ve etmekteyiz.

Her aşamada sürekli kendimi ve tezimi sorgulattım. Tecrübelerimi paylaştım ve tecrübelerden istifade ettim.

Hastanemiz servislerinde yatan veya benimle hastane haricinde irtibat kurarak tıbbi destek isteyen yüzlerce hastamdan yüz güldürücü sonuçlar almış bulunmaktayım.

Profilaksi amaçlı önerilerim, halen birçok uzman hekimimiz, aile hekimlerimiz, hemşire ve diğer hastane personellerimiz tarafından dikkate alınmakta ve mutluluk verici geri dönüşler almaktayım.

Profilaksi, tedavi ve beslenme önerilerim, özellikle Malatya halkına mal olmuş, sosyal medya vasıtalarıyla ülke çapında yaygınlaştırılmış ve halen binlerce insanımız tarafından uygulanmaya devam edilmektedir.

Twetter, İnstagram, whatsapp, facebook, mail grupları ve her türlü diğer sosyal medya ortamlarında, on binlerce kez paylaşılmış, binlerce beğeni almış, heyecan yaratmış ve takdir görmüş durumdadır. Bütün bunlar olurken, her nedense karar ve icra makamında bulunan sayın yetkililere sesimi iletemedim.

Bütün bunlar, bilim dünyasında yeni yeni tedavi yöntemlerinin gündeme gelecek olması sebebiyle umut verici gelişmelerdir. Ben öncelikle hastalığın gerçek mekanizmasını tarif etmeye çalıştım. Farklı tedavi yöntemleri geliştirmek isteyenlere bir kapı araladım.

-Ulusal ve yerel medyada ele alınış şekline bakılırsa, Kovid-19 hastalığı ile ilgili ses getiren, oldukça iddialı bir tezinizin olduğu anlaşılıyor. Bu konuda kamuoyunu aydınlatır mısınız?

- Kovid-19 hastalığının, en başından itibaren yanlış tarif edilmiş olduğunu hayretle gördüm. Tıp dilinde patogenez denilen, hastalığın oluşum mekanizmasının, en başından itibaren yanlış ve eksik tarif edilmesi sebebiyle varış noktasının da yanlış olduğunu saptadım.

 

İlk düğme yanlış iliklenmiştir. Yanlış tarif, yanlış tedaviyi de beraberinde getirmiştir.

Yolu yanlış tarif ederseniz size gelmek isteyenler adresinizi bulamazlar. Koordinatları yanlış tarif ederseniz hedefi asla tutturamazsınız.

İnsan bağırsağının sadece 10 cm’lik kısmını kısa bir süre oksijensiz bırakırsanız, Ferritin, AST, ALT, LDH, CK, TNF-Alfa, D-Dimer, İL-1 ve İL-6 gibi bir takım moleküller kanda zirve yaparlar. Bunun gerçek sebebi “Bağırsak Nekrozudur”. Bu temel bir tıp bilgisidir.

Bu aşamaya gelmiş bir hastaya, saatler içerisinde müdahale etseniz bile, %50 kurtulma şansı vardır. Mümkün olan en erken zamanda tıbbi olarak müdahale etmek zorundasınız, yoksa hastayı kaybedersiniz.

Pandeminin başında, adı geçen bu moleküllerin kanda yükseldiklerini gören bir zat-ı muhterem bilim insanı, bu olayın arkasındaki gerçek mekanizmayı anlayamamış ve “ Sitokin Fırtınası” diye adlandırmıştır. Bu görüşü destekleyen on binlerce bilimsel yayın peşpeşe yayınlanmıştır.

Bu terim ve tanımlama, eşi benzeri olmayan bir hata olarak tıp tarihine geçecektir. Belki de Sitokin Fırtınasının mucitleri ileride “unutulma hakkı” isteyeceklerdir.

Ağır hastalık tablosu “Sitokin Fırtınası” diye tarif edilince, haliyle “Antisitokin” denilen, dünyanın en pahalı ilaçlarının yer aldığı yeni bir ticari pazar ortaya çıkmıştır.

Sitokin Fırtınası kavramıyla, bilim dünyası adeta kör kuyuya atılmıştır. Benim yaptığım şey ise, onları kuyunun dibinden çıkarmaya çalışmaktır. Sıradan bir uzman doktor olarak, işimin zorluğunu tahmin edersiniz her halde.

İLK GÜNDEN UYGUN TEDAVİ ŞART

-Sizce Kovid-19 nasıl bir hastalıktır?

-  Kovid-19, üç çeşit klinik tabloya sebep olabilen bir hastalıktır:

1- Koku-tat duyusu kaybıyla seyreden, sadece bu sinirleri etkileyen hafif tablo.

2- Öksürük, boğaz ağrısı ile ortaya çıkan hafif tablo. Bu gruptaki hastalarda beraberinde tat ve koku duyusu kaybı da olabilir.

3- Mide bağırsak sisteminin tutulmasıyla ortaya çıkan ağır tablodur.

Şu anda tüm dünyada yukarıdaki hastalık tablolarının hepsine aynı tedavi uygulanmaktadır. Bu yaklaşım yanlıştır.

Çocuklarda meydana gelen Kovid-19 hastalığında; bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal ve ateş bulguları vardır.  Bu belirtilerin tümü, tıp dilinde dört dörtlük bir “enterit” hastalığının belirtileridir. Tüm bulguları enterit denilen hastalığın ortak bulgularıdır. Fakat nedense bilim dünyası bunu “enterit” olarak değil de, ısrarla “Kovid-19 pnömonisi” şeklinde adlandırmaya devam etmektedir.

Fakat nedense, kısa adı ICTV olan uluslararası virüs sınıflandırma sistemlerinde,  SARS-Cov2 virüsünün barsak dokusunu tutarak hastalık yaptığından bahsedilmemektedir. Bu durum, haklı olarak beraberinde bir takım soru işaretlerini ve komplo teorilerini de gündeme getirmektedir.

Kovid-19 hastalığının ilk günlerinde, hastaların kanlarını alarak, sıvı-elektrolit seviyelerini ölçüp, arızaları tespit ederek kontrol altına almazsanız, ortalama 7 gün içerisinde lenfatik sistemde drenaj bozukluğu yaparak, akciğerlerde lenf sıvısı birikmesine neden olur. Hastalardaki nefes darlığının, ancak başlangıçtan yaklaşık bir hafta sonra ortaya çıkmasının sebebi budur. Sonuçta solunum cihazına bağlanmaya ve ölüme kadar giden ağır ve tedavisi zor bir süreç başlar. Hastalık bu aşamaya gelince, tedavi edilmesi çok zor ve de çoğu zaman imkansızdır.

Kısacası; “Hastalar adeta kendi lenf sıvılarının içerisinde boğularak ölmektedirler.”

Testi pozitif çıktıktan sonra, eline ilaç verip evinde kalmasını istediğiniz her hasta, ortalama 7 gün sonra “nefes alamıyorum” diyerek geri gelecektir. Halbuki ilk günlerde uygun tıbbi müdahale yaparsanız, depremden önce binanızı güçlendirmiş gibi olursunuz.

 Bir hastalığı yanlış tarif ederseniz tedavisini de yanlış yaparsınız.

Çünkü ağır Kovid-19, esasında bir bağırsak hastalığıdır ve pnömoni tedavisi mantığıyla iyileşmez.

Kovid-19 hastalığı özü itibariyle “tepeden tırnağa kadar bir elektrostatik denge bozukluğudur”. Bunun manası; Vücut hücrelerinin elektriki uyarılmaları bozulur. Kalpteki elektrik üreten yapılarda üretim aniden durabilir. Ani ölümlerin sebebi budur. Bu hastalara QT uzaması yapan herhangi bir ilaç verilmemelidir.

Buna benzer bazı tıbbi tespitlerim sebebiyle, hastalığın mevcut bazı temel tedavi yaklaşımlarının yanlış olduğunu saptadım ve en kısa zamanda herkesi haberdar etme yolunu seçtim. 

“Hasta beklemez, bilimsel yayın bekler”. Çünkü yeri doldurulamayacak kadar çok değerli insanlarımız her gün ölmeye devam ediyor. Maalesef.

Benim inanç dünyamda ve hayat anlayışımda hastalar sayı değildir. Kemiyet ile keyfiyet arasında dağlar kadar fark vardır. Hareket tarzımın esas sebebi budur.

-Aşı konusunda ne düşünüyorsunuz?

- Kendim iki doz aşımı oldum. Aşı nihai çözüm gibi durmaktadır. Dünya tarihinde aşının ilk keşfedildiği ülke olmamızın gururunu taşıyorum. Herkes gibi “keşke kendi Hıfzıssıhha’mız faaliyette olsaydı” diyenlerdenim.

Kovid-19 hastalığı ile Çocuk Felci hastalığı, oluşum şekli ve tuttukları sistemler itibariyle benzerdirler. Her ikisi de ilk önce mide barsak sistemini tutarak hastalık yaparlar.

Çocuk Felcinin en ağır komplikasyonu felçtir. Kovid-19 un en tehlikeli komplikasyonu ise pnömonidir.

Aşı çalışmalarında bu hususun dikkate alınmasını önermekteyim. Çocuk Felci için şekere damlatılan aşı kullanılmaktadır. Bu hastalığın tam olarak eradikasyonu, bitirilmesi bu aşı sayesinde olmuştur. Kovid-19 için de aynı mantıkla ve aynı model ile aşı üretilmesi gerektiğini düşünüyorum.

-Sizin tedavi önerileriniz nelerdir? Tedavileriniz konusunda neden soruşturma geçirdiniz?

- Hastalarıma her hangi bir firmanın pahalı ilaçlarını resmi algoritma dışına çıkarak önermedim. Hiçbir firmanın mümessili de değilim.

Benim tedavi önerilerimin en başında erken müdahale vardır. Her hastalıkta erken teşhis, erken tedavi öneren tıp dünyası, nedense bu hastalıkta “evde kal, nefesin kesilince hastaneye gel” demiştir.

En büyük yanlış uygulama budur.

Erken müdahale edilmediği için oksijensiz kalarak bozulan bağırsak bölümünü tekrar eski haline getirmek, dünyanın en zor tedavilerinden birisidir. Salgında çok sayıda insanın ölme sebebi budur.

Çocukların ve gençlerin ölüm oranının yaşlı hastalara göre daha az olmasının sebebi, mide-bağırsak sistemlerinin güçlü olmasıdır.

Hastalık esasında “enterit” olarak adlandırılması gereken mide-bağırsak hastalığı iken, yanlış bir tanımlamayla “pnömoni” denilmektedir. Hastalığın komplikasyonunu hastalığın kendisi olarak tarif ediyorlar. Bu çok vahim bir hatadır.

Hastalık aslında başlangıçta enterit, yani ishal olarak başlar, aradan ortalama yedi gün geçtikten sonra akciğerlerde lenf sıvısı birikmeye başlar. Klinik tabloya nefes darlığı eklenir ve bu sebeple yanlışlıkla pnömoni veya halk dilindeki adıyla zatürre olarak adlandırılır. Bu yanlış adlandırma sebebiyle tedaviler de yanlış düzenlenmektedir.

Hastalarda zatürre oluşmadan yedi gün önce tedaviye başlanmalıdır. Hatta daha da önceki dönemde, sağlıklı insanlarımıza basit korunma tedbirleri hususunda eğitim verilmelidir. Bağırsak florasını güçlendirmek, paranazal sinüs lavajına önem vermek, beslenme alışkanlıklarını değiştirmek, yürüyüş ve benzeri faaliyetleri artırmakla, hastalıktan büyük oranda korunabilmek mümkündür.

Tüm hastalarıma ve yakınlarıma en önemli korunma yöntemi olarak, bağırsağı güçlendirecek şekilde beslenme alışkanlıklarını değiştirmelerini tavsiye ettim. Bunun için bir liste hazırladım ve her türlü yolu kullanarak dağıttım. Yayılması için uğraştım. Şehrimizde ve ülkemizde birçok insana bu listenin ulaştığını müşahade ettim.

Listemin en başında yoğurt ve sarı kayısı kompostosu vardı. Hastalarda belli belirsiz bir ishali takiben, sinsi ve tehlikeli sonuçları olan bir kabızlık dönemi başlar. Bu sebeple bağırsak pasajının sürekli normal seyretmesi için bu iki gıda maddesini önerdim.

Yoğurdun “bilimsel karşılığı” = probiyotiktir. Probiyotik, içinde insan vücuduna faydalı bakteriler içeren gıda maddeleri demektir. Probiyotik gıdalar; yoğurt, kefir, turşu ve mayalı köy ekmeğidir. Probiyotikler barsak florasını güçlendirici gıda maddeleridir. Yoğurt ve kefirin içerisinde potasyum, fosfor, kalsiyum mineralleri ile riboflavin, A, B, C ve E vitaminleri bolca bulunur.

Bu maddelerin tümü Kovid-19 hastalarının kanında azalan ve şiddetle ihtiyaç duyulan moleküllerdir.

Bu sebeple hastalarıma yoğurdu bolca tüketmelerini önerdim. Yoğurdu bolca tüketen insanların bağırsak floraları, bebeklerin bağırsak florasına benzer. Viral ve bakteriyel hastalıklara karşı dayanıklı olur. Kovid-19’da viral bir hastalıktır. Yoğurt önermenin başka bir bilimsel karşılığı olması gerekir mi?

Yoğurt, içerisinde bulundurduğu faydalı bakteriler sebebiyle, kefir ve mayalı ekmek gibi dünyadaki az sayıdaki probiyotik gıda maddelerindendir.

-Sizin uyguladığınız tedavi şekli tıp bilimiyle çelişiyor mu?

- Tam aksine, olması gereken doğru tedavi yaklaşımını uyguladığıma inanıyorum. Yaptığım tedavi yaklaşımının ne kadar isabetli olduğunu klinik sonuçlarla birlikte gözlemledim.  İyileşen çok sayıdaki hastalarımdan aldığım dramatik sonuçlar var.  En iyisi bizzat hastalarımın ve yakınlarının ifadelerini duymanızdır.

Kovid hastasının aşırı bir iştahsızlık yakınması olur. İştahsız Kovid hastalarının, sadece iki gıdayı isteyerek tüketebildiklerini gözlemledim. Bunlardan birisi yoğurt, diğeri ise kelle-paça çorbasıdır.

Bu iki gıda maddesi, kollajen, protein, Riboflavin, A, B, C, E vitaminleri ve kalsiyum deposudur. Bu saydıklarım, aynı zamanda her Kovid-19 hastasının ilk günden itibaren kanında düşen ve hayati önemi olan doku onarım maddeleridir. Bağırsak epitel rejenerasyonunu, yani yenilenmesini sağlayan temel besin maddeleridir.

Bu açıdan bakılınca her ikisi de mucize gıdalar gibidirler.

Hakkımda “ probiyotik” adı altında soruşturma açılmasaydı, hastalarıma yoğurt önermeye devam edecektim. Yoğurt önerdiği için hakkında soruşturma açılan ilk doktor olarak tıp tarihine geçtim. Mutlu değilim aksine üzgünüm. İlk etapta çok sevdiğim memleketim adına üzgünüm. Gerçek bilim insanları adına üzgünüm.

Yatan hastalarıma, aşırı barsak gazlarını gidererek kontrol altına alabilmek için gaz giderici karbon ilacını kısa süreli ve kontrollü olarak verdim. Kana geçmeyen, vücuda zararlı olmayan etkili gaz gidericilerden birisi, belki de en etkilisi karbondur.

Bu ilacın kendisi asla kana geçmez, hastayı zehirlemez. Aksine bağırsaktaki tüm zehirli maddelere yapışarak, emilmelerini ve kana geçmelerini engeller.

Mesela “elektrostatik dengesizlikle” ilgili bir hastalığı olup da, yanlışlıkla QT uzaması yaparak kalbin durmasına yol açabilen herhangi bir ilacı kullanan hastalarda, ani kalp durması ve ölüm riski vardır. Böyle bir ilacı kullanarak acile başvuran hastaya, tedavi amacıyla ilk önce bu ilacın verilmesi şarttır. Yoksa hastada kalp durması olabilir.

 Bir uzman doktorun hastasına bu ilacı verebilmesi için ekstra izin alması gerekmez.

Kabızlık varsa gidermek için ilk yatışta kabızlık giderici ilaç olarak laktuloz başladım. Bunlar reçetesiz satılan sıradan ilaçlardır. Bir doktor olarak kullanma yetkim vardır. Hiçbir yerden özel izin almam gerekmez. Hele de Ankara’dan bilimsel yayın izni almayı gerektirecek bir durum yoktur. Yaptığım bilimsel yayın çalışması değildir. Hastanın mevcut acil yakınmasını gidermektir.

Sevdiklerinizden biri Kovid-19 hastalığına yakalansa, yoğurt vermek için bakanlığa mı soracaksınız?

Hastanızın kabızlığını veya bağırsak gazlarını gidermek için bakanlığın iznini mi bekleyeceksiniz?

Bulantısı, ağrısı vs. olan hastalara bulantı kesici veya ağrı kesici semptomatik ilaç vermek için, bakanlıktan izin mi almalıyım? Böyle bir anlayışı sizlerin dikkatinize arz ediyorum.

-Bu konularda hiç bilimsel çalışma yaptınız mı?

- Pandeminin başından beri Kovid-19 hastalarına tüm dünyada B-C-D vitaminleri zaten verilmektedir. Bunun için özel izin alınmasına gerek yoktur. Ben sadece bu gıdaları ve vitaminleri, bilimsel bir program dahilinde, randomize karşılaştırmalı bir çalışma içerisinde vererek, gerçekten faydalı olup olmadıklarını bilim dünyasının dikkatine sunmak amacındaydım.

Yoğurt, D-vitamini ve B vitamini gibi destek tedavilerini kullanarak, planlı bir bilimsel çalışma yapmak istedim. Bakanlığa yaptığım başvuruma iki gün içinde olumlu yanıt geldi. Hastane başhekimliğimize yapmış olduğum ön izin talebime ise, dört ay sonra red cevabı verildi. Bu red cevabı sebebiyle, İnönü Üniversitesi bünyesinde bulunan Malatya İli Etik Kurulu’na başvuru yapamadım. Nesini beğenmediler anlayamadım.

Ben de bu çalışmayı yapmaktan vazgeçtim. Fakat bahsi geçen vitaminler bütün dünyada ve ülkemizdeki tüm doktorlar tarafından, istisnasız olarak her Kovid-19 hastasına halen verilmektedir. Birçok yoğun bakım ünitesinde entübe hastalar kefirle beslenmektedir. Bu fikri ülkemizde ilk olarak ortaya atan ve öneren kişi şahsımdır.

Erken tıbbi tedavide en önce dikkat edilmesi gereken husus gözden kaçırılmaktadır. Hastalarda ciddi bir sıvı-elektrolit kaybı oluşmaktadır. Kandaki sıvı miktarı düşmektedir. İlk günden itibaren kanda kalsiyum, sodyum, klor ve arada potasyum miktarları düşer ve bir müddet sonra yükselir. Bu hayati önemi olan bir duruma yol açar. Bu durumdaki hastaların sinir sistemleri ve kalp uyarı sistemleri bozulur. İnme, güçsüzlük, kalpte düzensiz çalışma gibi durumlar ortaya çıkar. Bu durumdaki hastaya kalpteki uyarı sistemini bozan, uyarılmayı zorlaştıran ilaçları veremezsiniz. Verirseniz kalbin ani olarak durmasına yol açarsınız.

SÖZLÜ SUNUM YAPMAMA DAHİ İZİN VERİLMEDİ!...

-Yaşınızın daha henüz genç olmasına rağmen, erken denebilecek bir yaşta emekliye ayrılmanızın sebebi nedir?

- Öncelikle yeri gelmişken tüm fedakar çalışma arkadaşlarıma, doktor, hemşire, sekreter, temizlik personeli ve tüm diğer hastane çalışanı dostlarıma teşekkür etmek istiyorum. Pandeminin yükü tümüyle onların sırtındaydı. İnanılmaz bir gayret ve fedakarlıkla, aylar süren aralıksız bir eforla en yüksek tempoda çalıştılar. Hiçbir olumsuz faktöre aldırış etmediler. Görevlerini fazlasıyla yerine getirdiler. Halen de yerine getirmeye devam ediyorlar. Allah onlardan razı olsun.

Pandemi başladıktan sonra hastanemizde ve ilimizde Kovid-19 hastalarının tedavilerini üstlenen ekibin bir üyesiydim. Tedavisini yaptığım hastalarımın ayrıntılı tıbbi sorgulamalarını yaptım. Bu sorgulamalardan elde ettiğim cevapları ve bulguları dikkatli bir şekilde kaydettim. Üzerinde çalıştım. Sonuçta dünyada bilinen ve kabul edilen Kovid-19 hastalığından çok farklı bir hastalığın varlığını ortaya çıkardım. Bilim dünyasının tespitlerinin çoğunun yanlış ve eksik olduğunu saptadım. Buna bağlı olarak tedavi yaklaşımlarının da yanlış olduğu ayan beyan ortaya çıkmış durumdadır.

Konunun ivedi olduğunun farkındaydım. Bir taraftan bilimsel yayınlar hazırlamaya başladım. Diğer taraftan da en yakınımdan başlayarak insanları haberdar etmeye çalıştım. Görüştüğüm herkes bana bu konuda bilimsel yayın yapmamı önerdi. Fakat bilimsel yayın yapmak demek, bulunduğum şartlarda nereden baksanız 1-1,5 yıl demektir. Bu arada yanlış tedavi yaklaşımlarının devam etmesi demek, sevdiğimiz insanların birer birer aramızdan ayrılması demektir. Nitekim her gün çok değerli tanıdıklarımın vefat haberlerini almaya devam ediyordum.

Ne demiş Şair-Yazar Necip Fazıl Kısakürek: “ İnsanlar zindanda birer kemiyyet, urbalarla mintan, kemiklerle et.” İnsanlar sayı olarak değil, yeri doldurulamayacak birer değer olarak görülmelidir.

“Bir tek insanın ölümü alemin ölümü gibidir”. Zamansız kaybettiğimiz her yaşlı insanımız, aynı zamanda toplumun hafıza kaybına sebep olmaktadır.

Bu anlayıştan yola çıkarak, en yetkili mercilere, icra organlarına konuyu bildirmek istedim. Aklınıza gelen tüm mercilere başvuru yapmış durumdayım. Bu konudaki her türlü girişimlerim sonuçsuz kaldı.

Tedavi yaklaşımım konusunda yazılı soruşturma açıldı. Sözlü olarak veya sunum yaparak izah etmeme izin verilmedi.

Mesai arkadaşlarımı, doktor, hemşire ve diğer çalışanlarımızı sunum yaparak bilgilendirmek için yazılı dilekçeyle başvuru yaptım. İl Sağlık Müdürlüğünden hem yazılı, hem sözlü red cevabı alınca, emekliye ayrılma zamanımın geldiğine karar verdim. Bu arada konuyu basınla paylaşmak yolunu seçtim.

DSÖ CİDDİ YANLIŞLAR YAPIYOR

-Gördüğünüz yanlışlar konusunda kimleri uyardınız?

- Öncelikle Kovid-19 ile ilgili tezime başından beri desteklerini esirgemeyen Büyükşehir Belediye Başkanımız sayın Selahattin Gürkan beyefendiye, Malatya Milletvekilimiz sayın Öznur Çalık Hanımefendiw'ye, MTSO Başkanı sayın Oğuzhan Ata Sadıkoğlu Beyefendi'ye ve saygıdeğer hocam Rektör Prof Dr Ahmet Kızılay Beyefendi'ye gönülden teşekkürlerimi arz etmeyi borç sayıyorum.

Bu güne kadar tezimdeki hiçbir bilimsel tespitimi hastane ve il bazındaki sağlık yöneticilerimizle paylaşamamış durumdayım. Israrlarıma rağmen beni dinlemek istemediler.

Viral bir enteritin sadece antivirallerle tedavi edilmeye çalışılması, tıp tarihinde görülmemiş bir uygulamadır.

Bunu öneren merkez, Dünya Sağlık Örgütü ve Amerika Birleşik Devletlerinde bulunan IDSA gibi kuruluşlardır. Tüm diğer ülkeler, bu hatalı uygulamayı birebir uygulamaya geçirmişlerdir.

Dünya Sağlık Örgütü veya Amerikan Enfeksiyon Kontrol Derneği hatasız değildir. Her dedikleri veya yaptıkları mutlak doğru değildir.

Hem tanı hem de tedavi önerilerinde ciddi yanlışlar mevcuttur. Yanlışlarının bilimsel temelini biliyorum. Halen tedavi algoritmalarındaki bu yanlışlar, resmi internet sitelerinde yazılı olarak ilan edilmeye devam edilmektedir.

Her iki kuruluşu da bilimsel bir dille yazılı olarak ikaz etmiş durumdayım. İsterlerse kendilerine daha detaylı bir brifing vermeye hazırım.

 Bilimsel çalışma yapmak ayrıdır. Bilimsel keşif yapıp işi bitirmiş olmak apayrıdır. Ben Kovid-19 hastalığının patogenezini çözdüm. Tedavi yaklaşımlarımı değiştirmek suretiyle, çok ciddi yüz güldürücü başarılı sonuçlar aldım. Bunu yaparken resmi tedavi algoritmasının dışına da çıkmadım. Algoritmanın önerdiği “bazı” ilaçları kullanmaya devam ettim. Ona rağmen başarılı sonuçlar aldım.

-Bilim Kuruluna ulaşmayı denediniz mi?

-  Bilim Kurulumuzun çok değerli üyelerinden bazıları, Sayın bakan yardımcımız da aralarındadır, aynı zamanda az önce isimlerini saydığım Klimik, EKMUD gibi meslek derneklerimizin üyeleridirler. Tez metnimi, bu derneklerimizin sekreteryasına, hocalarımıza iletilmek üzere gönderdim. Ortak yazışma platformlarında günlerce süren paylaşımlar yaptım. Katkı ve değerlendirmelerini aldım. Ne zaman arzu ederlerse bildiklerimi paylaşmaya hazırım.

-Erken emeklilik kararı verdiğinizden dolayı üzgün müsünüz? Bundan sonraki yaşamınızda neler yapmak istersiniz?

-  Allah’tan rahmeti bol olsun, nurlar içinde yatsın. Rahmetli Prof Dr Ekrem Kadri Unat hocamın yolunda olduğumu başta belirtmiştim. Genetiğimde erken bırakmak, el ayak çekmek, pes etmek asla yoktur. Gerçek bir bilimsel araştırma ortamında, bilimsel çalışma anlayışına sahip insanların olduğu bir ortamda çalışmaya devam ederdim. Ortaya attığım tezimin, ilk önce bilimsel platformlarda tartışılarak, herkesin ittifak edebileceği faydalı bir neticeye varılması gerekirdi. Fakat buna izin verilmedi. Bu sebeple üzgünüm.

Emeklilik sonrasında, ilk önce yaşadığım benzersiz travmanın izlerini silmeye çalışacağım.

ÇKS kayıtlı çiftçiyim bu arada. Rahmetli Madıko dedem atları çok severdi. Ben de aynı kafadayım. En kısa zamanda uysal bir at temin edip, Malatya’mızın güzel ilçelerini, güzel yörelerimizi gezmeye başlayacağım. Dağlarda çay molası verip, fotoğraflar çekeceğim. İnşallah. Emekliliğin tadını çıkarmaya çalışacağım. Dünya kimseye kalmadı.

Hepsi bu kadar. Olduğu kadar, olmadığı kader.

-Son olarak neler söylemek istersiniz?

- Konuya gösterdiğiniz ilgi ve alakanıza içtenlikle teşekkür ederim.

Covid hastalığının tarifinde ve tedavisinde ilk düğme yanlış iliklenmiştir.

Hastalık temelde bağırsak hastalığıdır. Pnömoni, asıl hastalığın sonradan gelişen bir komplikasyonudur.

Zatürre tedavisini merkeze alan yanlış tedavi yaklaşımları sebebiyle, ağır hastalık ve ölüm oranları yüksek seyretmiştir.

Sesimi duyurursanız, özelde şehrimize, ülkemize ve milletimize, genelde ise dünya insanlığına büyük bir iyilik yapmış olacağınıza inanıyorum.

 

Konuşmada geçen yabancı terimlerin anlamları:

Patogenez: Bir hastalığın kaynağı ve gelişmesi sırasında organizmada meydana gelen değişiklikler bütünü. Hastalık anlamındaki pato ve gelişmek/oluşmak anlamına gelen genesis kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır.

Profilaksi: Hastalıkların oluşumunu veya ilerlemesini önlemek için alınan tıbbi önlemler. Hastalık meydana gelmeden önce hastalığı önlemeye çalışmaktır.

Algoritma: Belli bir problemi çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için tasarlanan yol.

Nekroz: Doku ölümü olarak da bilinir; bir veya daha fazla sayıda hücrenin, dokunun ya da organın geri dönüşemez şekilde hasar görmesi sonucu görülen patolojik ölümdür.

Patoloji: Hastalık çalışması ve bilimi kelimelerinin birleşmesi ile oluşmuş hastalıklar bilimi.

Türkiye Dr. Ziya Özel'i dışladı ABD sahiplendi 

Dr. Ziya Özel zakkumun kanseri tedavi ettiğini söyledi durdu. Ürettiği formülün patentini ABD’den aldı. Ama ona Türkiye'de kimse inanmadı. Özel, ilaç üretme çalışmalarının Amerika’da sürdürüldüğünü söylüyor. 

Dr. Ziya Özel’in adını pek çoğumuz duymuşuzdur. 1988’de katıldığı bir televizyon programında kansere zakkumla çare bulduğunu anlatmıştı. 1962’de Muğla’da tanıştığı zakkumu incelemeye başlayan Özel o yıllarda kendi deyimiyle ‘Türkiye’yi dünyanın en zengin ülkelerinden biri yapacak olan bir buluşa imza attığını iddia ediyordu. Çünkü Özel bu bitkinin kanser üzerindeki etkilerini keşfetmişti.

Ne olduysa tam da Özel’in bu bilgileri tıp dünyasının hizmetine sunmak istemesiyle oldu. Onun için sözde tıp çevreleri ‘Şarlatan’ ve ‘Haddini bilmez’ diyorlardı. Adı artık tedavisinin esasını oluşturan bitkiyle birlikte ‘zakkumcu Ziya’ olarak anılır olmuştu. Çalışmaları uluslararası düzeyde bilinir hale geldi. Hatta ABD’de ilacı patent aldı...

Ziya Özel kendisi anlatıyor:

"Dünya tıp literatürüne ismim geçti. Ama Türkiye hala ilgisiz. Memphis’deki Danny Thomas Araştırma Merkezi benim formülümü incelerken Türkiye’den Sağlık Bakanlığı oraya ‘Bu adam sahtekar’ diye yazı gönderdi. 1996’daki bu araştırma kesildi. Bulduğum formülden üretilen Anvirzel adlı ilaç İrlanda’da kullanılıyor. İrlanda beni davet etti, oradaki doktorları yetiştirdim. Honduras’ta bu ilacın sahtesi yapılıp satılıyor, köşeyi döndüler. İrlanda Tıp Birliği’nin şeref üyesi oldum. Ama Türkiye’de mesleğinin 50. yılını dolduran hekimlere verilen Türk Tabipler Birliği plaketini bile bana layık görmediler."

https://www.kigem.com/sarlatan-dediler-tip-tarihine-gecti.html

 

HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN