2001'den 2016'ya AK Parti'den kimler geldi kimler geçti... Peki 15 yılda neler değişti?

14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan ve 2002 yılında girdiği ilk genel seçimde de tek başına iktidar olan AK Parti bu 15 yıllık süreçte kimilerine göre çok çalıştı, kimilerine göre ise çaldı çırptı... Ama şu bir gerçek ki çok badireler atlattı. Yazarımız Cemal İncesoyluer'den 15 yıllık AK Parti geçmişi analizi...

PAYLAŞ

(CEMAL İNCESOYLUER - HABER PLATOSU ÖZEL)

Bu sene kutlama yapılmadı. AK Parti 14 Ağustos 2001 tarihinde kurulmuş, 2002 yılında girdiği ilk genel seçimde de tek başına iktidar olmuştu. Kuruluşundan bu yana, onlarca vesayet, derin devlet, bürokratik muktedir ve bir sürü vesayetle uğraşmak zorunda kaldı.

Mesela, AK Parti’nin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan olmasına rağmen, milletvekilliğine adaylığı YSK tarafından kabul edilmedi. Partisi iktidardaydı ama, kendisi mecliste değildi. Bu garabet, ara seçimle çözüldü. O sıralarda gazetenin birisi “Muhtar bile olamaz” manşetini atmıştı.

Basın tarihimizde ilk kez halkıyla aynı noktada buluşan medyamız için de milat, 15 Temmuz 2016’tıdır. Yoksa, nedense halkın moral değerleri, inançları, yaşam kabulleri açısından basınımız hep ters köşeyi tercih ediyordu. Bütün bunları hep yazıp çizdik. AK Parti’nin ilk yılları; tuzaklar, dikenli ve cam kırıklarıyla dolu yollardan yürümek zorunda olduğu yıllardı. Ahmet Necdet Sezer’in o esnemez tutumu, Türkiye Cumhuriyetinin “Tahrirat Katibi” eliyle yön verilmek istendiği günlerdir.

Tayyip Erdoğan, adeta “Eyüp Sabrı” ile hükümet başkanlığı yaptı. Devletin tepesinde olabilecek hiçbir kavgaya parantez açmadı. Mesela, Ahmet Necdet Sezer’i cumhurbaşkanlığı makamına getiren merhum Bülent Ecevit’in kafasına anayasa kitapçığının atılması, Sezer’in halet-i ruhiyesini izaha yeter. O nedenle Reis, büyük ideallerin ve yüzyıllar ötesindeki ufukların adamı olduğunu göstererek, sabırla, metanetle ve diklenmeden dik durarak, kadim bir davanın iktidarını gerçekleştirdi. 

Bu 15 yıl içerisinde AK Parti, ne kumpaslardan, ne tuzaklardan, ne muhtıra ve darbe girişimlerinden, ne ihanetlerden, ne akla ziyan vesayetlerden geçti. Maya sağlam olduğu için, her seferinde de güçlenerek, Türk Milletinin gönlünde taht kurarak çıktı.

AK Parti kurucu genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan 15. Kuruluş yıldönümünde telekonferans sistemiyle yaptığı duygusal konuşmada şunları söylüyordu:

“Hatırlayınız, 26 Mart 1999 tarihinde milletimizle birlikte Pınarhisar Cezaevine doğru yola çıkarken ‘beraber yürüdük biz yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda, şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor.’ Beraber yürüğümüz, beraber ıslandığımız bu yolda hep birlikte çok şeyler yaşadık. Cezaevinden çıktıktan sonra hiç vakit kaybetmeden milletimize koştuk. Ardından 3 Kasım 2002 seçimlerinde milletimiz bize ülkeyi yönetme sorumluluğunu verdi. 9 Mart 2003 tarihinde birkaç aylık gecikmeyle de olsa Başbakanlık görevini üstlenerek milletimize verdiğimiz sözleri yerine getirmek için gece gündüz çalıştık. İçeride ve dışarıda önümüze çıkan, çıkartılan tüm engellerin üstesinden birer birer gelerek ülkemizi her alanda cumhuriyet tarihinin tamamında yapılanları daha geride bırakan bütün o hizmetlerle, yatırımlarla, eserlerle donattık. Biz milletimize hizmet ettikçe milletimizde bize sahip çıktı. Her seçimde oyumuzu artırdık, her seçim döneminin ardından hizmetlerimizi katladık.”

ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK

Tayyip Reisin AK Parti’yi kurduktan sonra ki ilk konuşmasında bu cümleyi kurdu. Yani, “Artık, hiçbirşey eskisi gibi olmayacak…” demişti. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya, dünyanın en sancılı ve değişken bir bölgedir. Burada tutunmak, hep bedellerin verilmesiyle mümkün. Farklı vesayet odakları ile girişilen saldırılardan sonuç alamayanların 2013 yılından itibaren yeni senaryoları devreye sokuldu.

 

Hatırlayın, Gezi olayları ile toplumsal kaos denemesi yaptılar, tutmadı. Emniyet ve yargı içinde yuvalanmış bir ihanet çetesi vasıtasıyla 17-25 Aralık darbe girişimini başlattılar. Oradan da netice alamadılar. Cumhurbaşkanının doğrudan milletin oyu ile belirleneceği 2014 seçiminde ülke siyasi tarihimizde örneği olmayan bir şekilde 13 parti bir adayı destekledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, halkı yüzde 52’sinin desteğini alarak ilk turda bu mücadelen de galip çıktı. Bu defa Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki bazı ilçelerimizde bölücü terör örgütü eli ile silahlı bir başkaldırı teşebbüsünde bulundular. Açtıkları çukurlara kendileri gömüldüler. PKK ve DAEŞ’i kullanarak Ankara, İstanbul’da diğer şehirlerimizde canlı bomba saldırıları yaptılar, yine istedikleri neticeyi alamadılar.

 

15 Temmuz 2016 gecesi ise ülke tarihimizin de kendi geçmişimizin de en alçak, en kanlı, en sinsi tehdidi ile karşı karşıya kaldık. O gece TSK’nın bünyesine sızmış FETÖ mensubu bir grup asker müsveddesi ne yazık ki bu tür terörist, kendi milletine ve devletine karşı darbe girişimi başlattı. Bu hainler milletin imkanları ile alınan, devletin namuslarına emanet ettiği tankları, helikopterleri, uçakları her türlü silahı yine millete karşı kullandılar. O gece milletimiz omuz omuza vererek bu ihanet girişimini de akamete uğrattı. 15 Temmuz'da pek çok şehit verdik, çok sayıda gazimiz var. O gece meydanlarda AK Partilisi ile diğer partilerin mensupları ile tek yürek tek ses olarak istiklaline ve istikbaline sahip çıkma mücadelesi verildi.

 

Fetullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) başta TSK, Emniyet, MİT, Yargı başta olmak üzere, kamunun ve iş dünyasının tüm kortekslerine sızarak, 15 Temmuz’da giriştiği darbe kalkışması; tarihe bir milletin dirilişi ve direnişi şeklinde geçti. 240 şehit 3 bine yakın yaralı gazimiz, 100 milyar dolayında mali kaybımız var. AK Parti’nin 14 yıllık iktidarında salt, askeri, yargı ve bürokrasi vesayeti dışında; dış mihrakların desteğindeki PKK, FETÖ, DAİŞ, PYD gibi terör örgütlerinin de vesayet yapılanmasıyla ciddi mücadele etti. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra sis perdelerinin aralanmasıyla yüz yüze kaldığımız çok önemli bir gerçek: PKK terör örgütüyle etkin mücadele edemeyişimizin en önemli sebebi FETÖ’ye mensup askerlerin operasyonlar sırasında bu örgüte uyarıda bulunmalarıdır.

 

Gerçekten ihanetin en büyüğüyle karşı karşıya kalmışız. Türkiye’nin önemli kaynaklarını aktardığımız terör örgütleriyle mücadelede, FETÖ’cü asker ve güvenlik güçlerinin PKK’ya sağladıkları lojistik destek, bir devletin başına gelebilecek en büyük ihanettir. Bunu yapan Gülen Cemaati ve dolayısıyla Fetullahçı Terör Örgütünden başkası değildir.

 

FETÖ’cü ihanet şebekesi şimdi de “suret-i haktan yana” gözüküp, tam bir kripto görevini üstleniyorlar. Bilgi kirliliği ve 15 Temmuz alçaklığının üstünü örtmek adına toplum mühendisliğine soyunan bu kriptolar, FETÖ’cü troller eliyle yeni algı operasyonuna başladılar.

 

Aman dikkat, jartiyer giymiş bu alçakların puştlukları geberene kadar bitmez. Bir fasık, bir deyyus, bir alçak size haber getirdiğinde, önce o haberi getirenin eteğinin altına bakın.

 

Mehmet Şerif

HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN