• 14 Mayıs 2021 16:21

Türkiye, ABD tarafından dinlendi mi? Konuşmalarımız, telefonlarımız, kısa mesajlarımız, bilgisayarlarımız güvende mi?


İletişimin en hızlı ve en yaygın olduğu çağdayız. Oturduğumuz yerden dünyanın bir ucuna ulaşabiliyoruz. İşin bu yanı kolaylıklarla ve avantajlarla dolu.

 

Diğer yanı ise ulusallığın, milliliğin ve yerelliğin yok olduğu bir nokta.

 

İnternet ve telefon iletişimi iç içe girmiş durumda. Bilgisayarlar ve elimizdeki telefonlarla her yere erişebiliyoruz. Telefon numaraları üzerinden gruplar kuruyor, paylaşımlar yapabiliyoruz.

 

İletişimsizlik bugün kabul edilebilir bir hal değil. Bilgisayara, tablete, telefona bağlıyız. Bir yandan da yabancı yazılımlara, web sayfalarına, arama motorlarına ve iletişim kanallarına. Bu yabancı, yaygın ve hızlı iletişim milli sınırları yıkıp geçiyor.

 

Dil bozuluyor, Türkçe zarar görüyor. Gençleri eleştiriyoruz, dil konusunda. Ancak dili asıl bozan unsur teknoloji, yabancı araç ve gereç, yabancı yazılım ve internet erişim kanalları.

 

Şöyle ki; öncelikle bir ürünü bulan siz olmayınca ürünlerin isimleri yabancı oluyor. Onlara siz ne ad koyarsanız koyun, asıl adından kopamıyorsunuz. Iphone, Samsung, Apple, Toyota, Mersedes, BMV, Televizyon, Mouse gibi daha çoğunu sayabiliriz, ürün yada marka.

 

Bir de Web sayfalarına gidelim.

 

Bizim Başbakanlığımız oluyor "www.basbakanlik.gov.tr". Tarım Bakanlığı oluyor "www.tarim.gov.tr". Biliyorusunuz örneği daha çokça.

 

Web sayfa isimlerinde "ç, ğ, ş, ü, ö, ı veya büyük İ" kullanamazsınız. Böyle olunca sizin Başbakanlığınız oluyor Basbakanlik, Tarım Bakanlığınız oluyor Tarim. Yada kısaltma isimlere sığınıyorsunuz. Bunun yanında nereye sığınırsanız sığının neticesi, kamu açısından gov.tr. Yani goverment.tr. İşin dil yanı böyle.

 

5 NİSAN 2017 TARİHLİ YAZIMIZ VE ABD'DEKİ DAVA

 

Bir de milli sınırlar internet ve telefon iletişimi sayesinde yokoldu dedik ya. İşte bir sıkıntı da burada. Bu durum öyle bir yerde karşımıza çıkıyor ki. Zarrab Davası. Yani Halkbank'ın karıştırıldığı ABD'de, Newyork'taki dava.

 

BU DAVANIN GÖZDEN KAÇAN BİR YÖNÜ OLDUĞUNU 05 NİSAN 2017 TARİHİNDE YAZMIŞTIK.


Üzerinden yaklaşık 7 ay geçmiş.

 

PEKİ BU YAZIDA NE YAZMIŞTIK; "HALK BANK (MEHMET HAKAN ATİLLA) OLAYININ GÖZDEN KAÇAN YÖNÜ" "http://www.haberplatosu.com/yazarlar/omer-salih/halk-bank-mehmet-hakan-atilla-olayinin-gozden-kacan-yonu/931/"

 

"............. Bu durumda, ABD'nin iddianamesinde yer alan dinlemeler ve kayıtlar değerlendirildiğinde;

 

- Zarrab ve Atilla dinlemeler yapıldığında ABD'de ise konunun Türk Hukuku açısından sorun oluşturmayacağı,

- Zarrab ve Atilla Türkiye'deler ancak bu dinlemeler ve kayıtlar FETÖ tarafından elde edilerek ABD'ye iletilmişse, Türkiye'de mevcut dinleme soruşturma ve kovuşturmaları içinde değerlendirilebileceği,

- Zarrab ve Atilla Türkiye'deler ancak bu dinlemeler ve kayıtlar FETÖ tarafından elde edilerek ABD'ye iletilmemişse, ABD tarafından bilgi kaynağı da açıklanamıyorsa, bu durumda Türkiye sınırlarında TÜRK HUKUKUNA AYKIRI ŞEKİLDE DİNLEME YAPILMASININ VE KAYIT ALINMASININ Ceza Muhakemesi Kanunun 135. maddesi açısından ve diğer ilgili ceza hukuku açısından sorun olşuturacağı açıktır. .............."

 

Yazı tarihi 05.04.2017. Dediğimiz ise şu; "ABD'deki Zarrab davası yani Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan ATİLLA Davasına ilişkin olarak belge ve bilgilerin ABD tarafından; ya ilgili şahıslar ABD ise onlar ABD'deyken elde edildiği, ya Fetö tarafından ABD'ye servis edildiği ya da Türkiye'nin ABD tarafından dinlendiği". Söylediğimiz bu kadar açık..................

 

Yazımızın 7 Ay sonrası. Tarih 16.11.2017. Bu konu konuşulmaya başlandı. Türk basını bu konuyu konuşuyor.


CNN Türk (Yayın Tarihi: 16.11.2017)

 

CNN Türk (Yayın Tarihi: 16.11.2017)

 

Biz söylemiştik demek için yazmıyoruz. Yaptıklarımızı ve yapmamız gerekenleri yazmaya çalışıyoruz.

 

Önce hukuki değerlendirmeden başlayalım. Bunlar sırf Erdoğan ve Akparti için değil hepimiz için önemli.

 

Ceza yargısında bir çok kavram ve esas vardır. Mülkilik esası da bunlardan biridir. Yani, bir suç nerede işlendiyse orada yargılama yapılması, orada cezalandırmaya gidilmesi esastır. Bu konuda yetki de suçun işlendiği yer ve ülke mahkemelerindedir. Konuya hemen suç demek istemiyorum. Değerlendirilebilir, ancak asıl konumuz şu anda bu değil. Ayrıca, bu konuda bir kovuştrumaya yer olmadığı kararı da var.

 

ABD'deki davada iddia edilen hususları ise 05.04.2017 tarihli yazımızda belirtmiştik. İddia şu ki; "ABD bankalarını dolandırmak ve ABD'nin İran'a kendi yasası ile getirdiği ticaret yasağına uymamak."

 

İyi de bu olayın olduğu yer Türkiye veya İran. Bir suç varsa, yargılama yeri Türkiye veya İran olmalı. Mülkilik esası bunu getiriyor.

 

Bir diğer yandan, dedim ya suç olup olmadığı değerlendirilebilir, ancak ABD'de yürütülmeye çalışan dava konusunda Türkiye'de savcılık makamı "kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin" karar vermişti. Bu durumda bir konuda iki defa soruşturma ve kovuşturma yapılamayacağından, yine ceza yargılamasına ait esaslardan yola çıkılarak, yersiz kalıyor. Yani, dersdestlik itirazı gündeme geliyor. İkinci kez soruşturma ve kovuşturma yapılamacağı itirazı gündeme geliyor.

 

Şimdi bu işin başka bir olay ile karşılaştırmasına ve bağlantısına gidelim.

 

Türkiye, Mavi Marmara davasında İsrail ile antlaşma imzalayarak, davacıların ve şikayetçilerin ceza ve hukuk davalarını düşürmüştü. Son olayı görünce, acaba doğru mu yaptık diyorum. Bak elin adamı, haksız olduğu bir konuda ne yapmaya çalışıyor. Ama biz ne yaptık?

 

Bir de gelecek yönüne bakalım. Neler olabilir, neler yapmalıyız?

 

Bu internet dünyasında milli egemenlik zedelendi, demiştim. Yok diyebilirsiniz. Ancak aksine kanıt çok delil var. Konu kurallar ile değil fiziksel ve yaşamsal koşullarla ile gelişiyor.

 

Facebook ve Twitter Türkiye'de istediğini yapabiliyor. Bunların üzerinden bir şahıs diğerine hakaret etse, mahkeme bilgi isteyecek olsa, istem yeri yer taaa Amerika. Bir de hem Facebook hem de Twitter bilgi vermiyor. İnsanlar kimliklerini gizleyip, oraya buraya hakaretler veya gerçek dışı gündemlerle ve olaylarla saldırabiliyor. SONRASI MI NE? Mahkemede doğru dürüst bir dava bile açamıyorsunuz. Açsanız da sonuçsuz kalabiliyor?

 

Resmi kurumlarımızın web sayfa isimlerinin "www. ...... gov.tr" arasına sıkışıp kaldığı da bir diğer gerçek. Bahsettiğim üzere, adını değiştirmek zorunda kalanları söylemiyorum bile.

 

Bu durumda yapılması gereken; Türkiye sanal dünyaya dair gerekli önlemleri bir an evvel almalı. Gerekli gelişmeyi sağlamalı. Ülkeye giriş ve çıkış noktalarında bunların takibi sağlanabiliyorsa sağlanmalı.

 

Hem donanım hem yazılım hem marka hem site hem arama motoru hem e posta sayfaları geliştirmek, yapmak, kullanmak, yaygın şekilde kullandırmak öncelikli başlıklar olmalı.

 

Kullandığımız yabancı e posta adreslerinin, Google'nın, Facebook'un, Twitter'in, Whatssapp'ın ne kadar lehimize olduğunu, bunların ne kadar lehimize davranabileceğini düşünmek zorundayız.

 

Konuşmalarımız, telefonlarımız, kısa mesajlarımız, bilgisayarlarımız güvende mi? Bunu kendi kendimize sormalıyız.

 

Yabancı kaynaklı yazılımların bize ne verdiğini ve bizden ne aldığını biliyor muyuz?

 

ABD'nin yaptığı yargılamanın sonuçlarının neler olabileceğini ve bu sonuçların neler getirebileceğini değerlendirmeyi ise sizlere bırakıyorum.

 

Yazımın sonuna geldiğimden;

 

Allah'ın (c.c.) selamı ve rahmeti üzerinize olsun.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
28Ara

YERLİ OTOMOBİL

24Ekm
23Eyl

IMF BİR ÜLKEYİ NASIL BATIRIR !

23Eyl
19Ara

YENİ VİZYON, YENİ PENCERE