• 24 Haziran 2021 17:24

Rus Uçağının düşürülmesi ve Elçilik suikastı aynı oyunun parçası (Batı Oyun kurmaya devam edecektir)


 

    

 

          24 Kasım 2015 tarihinde Rusya Federasyonu Hava Kuvvetleri'ne ait Sukhoi Su-24M tipi uçağın sınır ihlali gerçekleştirmesinden dolayı Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi ile Büyükelçi Suikastı aynı oyunun bir parçasıdır.

        19 Aralık Pazartesi günü, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, katıldığı bir sergide düzenlenen suikast sonucu öldürüldü. Peki, suikastı düzenleyen, Büyükelçiye ateş eden kimdir dersiniz? Mevlüt Mert Altıntaş,  Ankara Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde görevli… Saldırgan ateş ettikten sonra; “Halep’i unutmayın, Suriye’yi unutmayın" diye slogan atarken güvenlik güçlerince vuruldu.

        Ne güzel tiyatro değil mi?

        Rus uçağının düşürülmesi, muhtemelen 3-4 yıl öncesinden düşünülüp planlandığı için kusursuzdu. Ama elçilik suikastı, belli ki aceleye getirilmiş…

        Rus uçağı nasıl düşürülmüştü, kronolojik bir hatırlatma yapalım. Olaylar, 22 Haziran 2012 tarihinde, Suriye tarafından ihtarsız olarak, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait RF-4E phantom keşif uçağının düşürülmesi ile başladı.

        Olayın patlak vermesinin hemen ardından Türk yetkililer uluslararası alanda gerekli girişimlerde bulunmuş, Birleşmiş Milletler ve NATO'nun 'acil' olarak toplanmasını sağlamıştır.  NATO ve ABD ise; Suriye'yi kınayıp, sıkı yaptırım kararı almıştır.

        Türk uçağı Suriye tarafından düşürüldüğü bildirilmiş ancak Rusya’nın düşürdüğü iddiaları da ortalıkta dolaşmıştır. Muhtemelen, NATO toplantısında uçağın Ruslar tarafından düşürüldüğü ifade edilerek, NATO’nun Türkiye’nin yanında olduğu bildirilerek Türkiye cesaretlendirilmiş belki biraz da tahrik edilmiştir.

        Olaylar çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetleri, Suriye'ye karşı angajman kurallarını değiştirmiş ve Suriye sınırı boyunca askeri hazırlıklar yapmıştır. Yeni angajman kuralları gereği, Suriye tarafından sınıra yaklaşan her askeri unsur tehdit olarak değerlendirilip askeri hedef muamelesi görmeye başlamıştır.

        Bu arada sürekli olarak, Rusya’nın savaş uçakları ile Türkmenleri bombaladığı haberleri yayınlanmıştır.

        Tabi Rusya’nın, Türkiye’nin hava sahası ihlallerini alışkanlık haline getirdiğini, bu ihlallerin uyarı ile geçiştirildiğini de unutmamak gerekir.

        Ancak, 24 Kasım 2015 tarihinde bu defa Türkiye, Rusya’nın savaş uçağını düşürecekti.

 

        Dış politika uzmanı, akademisyen başbakanımız fena halde gaza gelmişti!

 

        İkinci Dünya Savaşından bu yana Rusya’nın karizması bu kadar derinden çizilmemişti. Afganistan yenilgisi dahi Rusya’yı bu kadar sarsmamıştı. Üstelik Türkiye ile bu kadar yakınlaşmışken, sırtından vurulduğunu düşünüyordu. Neredeyse, Türkiye ile Rusya savaşın eşiğine gelmişti.

        Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu"Türkiye'nin sınırlarını kim ihlâl ederse ona karşı her türlü tedbiri almanın hakları ve görevi olduğunu"  belirtecekti.  TBMM'deki AK Parti grup toplantısında ise "Angajman kurallarının Rusya dâhil tüm dünya tarafından bilindiğini, son hadisede ikazlara rağmen Rus makamlarınca dikkate alınmadığını ve gerekli tedbirleri bu yüzden almaları gerektiğini" ve aynı zamanda "Bayırbucak bölgesinde IŞİD unsurlarının bulunmadığını ve bölgedeki masum halka yapılan saldırılara göz yumamayacaklarını"  söyleyecekti.

        Dış politika uzmanı, akademisyen başbakanımız fena halde gaza gelmişti!

        “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” derler adama…

        Evet; 40 yıldır başta PKK olmak üzere terör örgütleri ile Türkiye’yi terbiye eden Amerika ve Avrupa, Tayyip Erdoğan’a diz çöktüremiyorlardı. Gezi olayları ile başlayan, 17-25 Aralık 2013’de taşeronları FETÖ terör örgütü ile darbe girişimi ve sonrasında toplu katlim şeklindeki bombalı terör eylemleri, Türkiye’yi sindirme planlarının bir parçasıydı.

        Bu durumda Türkiye alternatifler aramaya başladı.

        Batı, sadece Türkiye’nin değil, Rusya’nın da güçlenmesini istemiyordu.

        İşte bu süreçte Türkiye ile Rusya; siyasi, ekonomik ve kültürel olmak üzere her alanda çok yakınlaştı. Elbette bu durum yaşlı Avrupa ve Amerika’yı korkutmaya, uykularını kaçırmaya yetti.

        Gayet tabii Rusya bizim dostumuz değildi, tıpkı; İngiltere, Fransa, Belçika, Almanya, Amerika ve diğerleri gibi… Ancak Rusya ile karşılıklı çıkarlarımız örtüşmüştü. Ülkeler arasında da zaten dostluklar değil, çıkar ilişkileri olurdu.

        Kardeşlerimizi bu çerçevenin dışında tuttuğumuzu da belirmemiz gerekir. Yani; Azerbaycan gibi Türk Cumhuriyetleri ile Pakistan gibi Müslüman kardeşlerimize bakışımız her zaman dostane olduğu muhakkaktır.

        Hülasa, Rus uçağı düşürüldüğünde akademisyen Başbakanımız Ahmet Davutoğlu; “uçak bizzat benim bilgim dâhilinde düşürülmüştür” diyerek zafer naraları atarken, Rusya ile tesis edilen tüm ilişkiler yer ile yeksan olmuştur. Başbakanımız, Avrupa’dan, Amerika’dan büyük övgüler almış ve kendisine  “aferin, biz senin arkandayız” denilmiştir.

 

        Türkiye-Rusya gerginliği ve Batı’nın Türkiye’ye tazyikinin artması

 

        Türkiye-Rusya gerginliği, Batıyı mest etmişti ve Türkiye’yi iyice köşeye sıkıştırmaya başlamışlardı. İşte bu arada ne olduysa bilemiyoruz ama Başbakan Davutoğlu, Başbakanlıktan alındı yerine Binali Yıldırım getirildi.  Sanırım bu süreçte dış politika yeniden değerlendirildi ve Davutoğlu’nun tarumar ettiği, Rusya- Türkiye ilişkilerini yeniden toparlamak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a düştü. Dış İşleri Bakanlığına getirilen Mevlüt Çavuşoğlu da doğrusu pek çok yanlışın düzeltilmesinde etkin rol oynadı.

        Türkiye- Rusya ilişkileri, Rus uçağının düşürülmesi öncesine hızla getiriliyor ve normalleşme konusunda her iki taraf yoğun bir çaba harcıyordu.

        Amerika ve Avrupa, Türk-Rus yakınlaşmasından hep ürkmüş, korkmuştur. Adnan Menderes de bugünkü gibi köşeye sıkıştırılmaya çalışılırken, Rusya ile yakınlaşma gayreti içerisine girmişti. Sonunda ne oldu, Amerikancı askerler Menderes Hükümetine darbe yaptılar, sevgili Başbakanımızı iki bakanı; Zorlu ve Polatkan’la birlikte idam ettiler.

         15 Temmuz da ise bu sefer Batı’nın Amerika’nın taşeronu FETÖ Terör örgütü ile Türkiye’yi istila etmeye, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ı şehit etmeye kalkıştılar. Eh bu sefer Allah(cc) ın izniyle başaramadılar.

        Üç gündür yazıyoruz;  Cumhurbaşkanı Erdoğan Avrupa’ya, Türk’ün BOZKURT yüzünü gösterdi. (Türkiye’nin Haçlı Ordusu ile savaşı) (http://www.haberplatosu.com/yazarlar/mustafa-toygar/cumhurbaskani-erdogan-avrupa-ya-turk-un-bozkurt-yuzunu-gosterdi-turkiye-nin-hacli-ordusu-ile-savasi/759/)

        Batı’nın Terör Şantajlarına boyun eğmeyeceğiz.. (http://www.haberplatosu.com/yazarlar/mustafa-toygar/bati-nin-teror-santajlarina-boyun-egmeyecegiz/747/)

        Türkiye, Batıya Bozkurt yüzünü gösterdikçe, diz çökmedikçe saldırılar aratarak devam edecektir. Ancak Türkiye bu saldırıların üstesinden gelecek güçtedir.

 

        Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’a düzenlene suikasta gelince…

 

        19 Aralık Pazartesi günü, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, katıldığı bir sergide düzenlenen suikast sonucu öldürülmesi, normalleşme sürecine giren Türkiye-Rusya ilişkilerini baltalamak amacına yöneliktir. Ancak aceleye getirilmiş bir plan. Bu planın tutmayacağı aşikar değil mi? Evet, uçak düşürme planı iyi hazırlanmıştı her iki tarafa da yedirdiniz, ancak bu sefer her iki taraf da olayın farkında.

        Suikastı düzenleyen, FETÖ’nün Ankara Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne yerleştirdiği hain Mevlüt Mert Altıntaş. Bakın bu hain suikastı gerçekleştirirken nasıl slogan atıyor; “Halep’i unutmayın, Suriye’yi unutmayın"  ne ala tiyatro değil mi? Arkadaşlarınla sohbet ederken dahi; “Bu Halep’in durumu ne olacak” diye endişe etmişliğin var mı senin?

        Suikastı gerçekleştirenin FETÖ’cü olduğu anlaşıldığına göre ötesi gayet nettir. 15 Temmuz FETÖ ihanetinin arkasında kimler var ise bu suikastın arkasında da onlar vardır.

        “Öldürülmeseydi” deniyor ya, bence hiçbir şey değişmezdi. Altıntaş’ın, kendisine talimatı ulaştıranı bildiğini zannetmiyorum. Talimatı verenler o konuda tedbir almışlardır. Bir ihtimal, suikastçıyı öldüren polis de araştırılabilir.

        Batı oyun kurmakta mahirdir, bu oyunların ve saldırıların arkası gelecektir.

        Elbette Avrupa ile düşman olmayacağız, Rusya ile de düşman olmayacağız ancak onlara mahkûm da olmayacağız. Dış politika seçeneklerimiz olacak,  güçlü ve uyanık olacağız. Her şeye rağmen dış politikada soğukkanlı ve ağırbaşlı olacağız.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!