• 22 Nisan 2021 22:24

FETÖ Silahlı Terör Örgütü ile mücadele sulandırılıyor mu? (Topbaş’ın damadı nasıl tahliye edildi)


 

         İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı, FETÖ Silahlı Terör Örgütünün 15 Temmuz’daki kanlı ihaneti neticesi, örgütün üyesi olma suçlamasıyla tutuklanmaştı.

      15 Temmuz sonrası, FETÖ Terör örgütü mensuplarına yönelik başta; Silahlı Kuvvetler, Yargı, Emniyet ve Milli Eğitim başta olmak üzere çok kapsamlı operasyon düzenlendi. Devleti, kalbine saplanan bu zehirli hançerden kurtarmak her Türk evladının vatanseverlik görevidir. Bu nedenle düzenlenen bu operasyonları hep beraber alkışladık.

        Ancak, Türk Tarihinin belki de gördüğü - görebileceği en büyük ihanet kalkışmasını yapanlara karşı, hiç kimsenin birilerine iltimas geçmeye hakkı yoktur.

        Tüm kurumlarda FETÖ Terör Örgütü ile mücadeleyi, Türk Milleti takdirle karşılıyor velakin siyaset kurumuna dokunulmamasına ise kuşku ile bakıyor.. İstisnasız bütün kurumlarımıza kanser hücresi misali sirayet eden FETÖ’cüler, siyaset kurumuna mı dokunamamışlardır?

         Hâlbuki FETÖ’cüler devlette bu denli kadrolaşmasını sağlayan yine siyaset kurumu değil miydi?  Yani bu ihanet şebekesi siyaset kurumunu kullanmadan, onu basamak yapmadan devlette bu kadar kadrolaşmayı sağlayabilir miydi?  Belediyeler ise FETÖ’cülere adeta maddi yardım yarışına girmediler mi?

        Vatandaş, “siyaset kurumuna niçin dokunulmuyor ya da ne zaman dokunulacak” merakla beklerken adalet duygusunu dumura uğratabilecek bir şey oluyor. İBB Başkanı Kadir Topbaş’ın damadının tahliyesinden bahsediyorum. Damat Ömer Faruk Kavurmacı Özel Acıbadem Hastanesinden alınan bir raporla, sağlık sorunları gerekçe gösterilerek tahliye ediliyor.

         Kavurmacı sağlık raporunu niçin devlet hastanesinden değil de, Özel Acıbadem Hastanesinden almak lüzumunu duydu? Oysaki özel hastane raporları ile gazilerimize malulen emeklilik yolu dahi açılamıyordu.

         Üstelik bu hastanenin, FB. Spor Kulübüne FETÖ’cüler tarafından kumpas kurulduğunda federasyon başkanı olan Mehmet Ali Aydınlar’a ait olduğu biliniyor.

         Kavurmacı’da ; “epilepsi ve uyku apnesi” varmış!... Devlet Bahçeli’ye göre; “böyle bir hastalığı bugüne kadar duyulmamıştır” Olabilir de, ancak raporu özel hastaneden ve uzmanı olmayan bir doktordan alırsanız, vatandaşın bu konuda şüphelenmeye hakkı vardır. Kaldı ki esas sorun bu durum bile değildir.

        Yüzlerce ağır hasta, cezaevinde ölümü beklerken, Topbaş’ın damadının uyku apnesi gerekçesi ile tahliyesini nasıl açıklayacaksınız?

        İBB Başkanı Topbaş; "Yargı ve adalete güveniyorum. Bizim burada yorumlar yapmamız doğru olmaz" demiş.

        Sizce bu ne anlama geliyor?

        Bir ülkede, sıradan vatandaşlar aynı sözleri söyleyemiyorsa, hukuka, adil yargıya güvenmiyorsa ama sadece güçlüler yargıya güveniyorsa o ülkede güçlüler hukukunun hakim olduğu anlamı çıkmaz mı?

         Kadir Topbaş ilk evvela kendi partisi olan AK Partiye ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a haksızlık ve kötülük yapıyor.

         Bu sıralar Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ihtiyacı var. Onu yıpratmaya Topbaş’ın hiç hakkı yoktur.

         Evet, babalar kızlarını çok severler, onlar üzülmesin isterler. Ben kendimden biliyorum; kızlarım, çocuklarım için neler yapmam ki… Ama insanı insan yapan bazı değerler vardır, onlardan vazgeçmek mümkün değildir.

         Vatandaşın, bu olup-bitenleri AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hanesine yazdığının farkında mı Sayın Topbaş?

         Bu ve benzer hadiseler arttıkça, AKP’nin akıbeti ANAP’a benzemeyecek mi?

         Sen ki ey Kadir Topbaş, 17-25 Aralık 2013 de FETÖ ihanet şebekesi Başbakan Erdoğan’a karşı darbe girişiminde bulunurken neredeydin? O hainlerin arasından damadını çekip alamadın mı?

         Sen, İstanbul BB Başkanlığını rüyanda bile göremezken, Erdoğan seni o makama getirmedi mi? Ama sen dava liderinin yıpratılmasına sebep olacak davranışlar içerisindesin…

          FETÖ ihanet şebekesi ile mücadelede henüz siyaset kurumuna dokunulmadı. Dokunulduğunda, gücü yeten adalete hükmetmeye kalkışırsa ne olacak? Ben söyleyeyim, olan AK Partiye olacak.

         Bu olayların artış göstermesi toplumda; adalete, hukuka olan güveni sarsacaktır.

         FETÖ ile mücadelede sıkıntılar yaratacaktır.

         Ve nihayetinde, AK Partiye olan güven duygusu da yıpranacaktır.

 

         FETÖ nasıl bir terör örgütü biliyor musunuz Sayın! Topbaş?

 

         40 yıl kendini saklayabilen, CIA ve MOSSAD destekli FETÖ Terör Örgütünün ne kadar tehlikeli olduğuna, 15 Temmuz 2016 da tüm dünya şahit olmuştu.

         Bu 40 yılda; kaç cumhurbaşkanı, kaç başbakan, genelkurmay başkanı, MİT müsteşarı, emniyet müdürü, kaç iç işleri bakanı görev yaptılar bir hesap edin!...

         Yaklaşık dört bin yıllık tarihi geçmişi olan Türk Milletinin devleti Türkiye Cumhuriyetinin tüm devlet ricalini uyutmuşlar!...

         Bu, Amerika-İsrail yapımı hain örgüt 17-25 Aralık 2013 tarihlerinde Türkiye cumhuriyeti Hükümetine bir operasyon yapılmıştı. Maksatları hükümeti yıkmak, yönetimi ele geçirmek müteakiben Başbakan Erdoğan ve birçok bakanı hapse tıkmak.

          O günleri bir hatırlayalım, kendisini “demokratım” diye tanımlayanların hiç de kabul edemeyeceği kadar büyük bir ihanet ve darbe girişimine arkalarını döndüler.

          Uzun yıllardır ilkesizlik sanki en büyük şiarımız gibi görünüyor. 27 Mayıs 1960 da darbeciler milli iradeyi gasp edip, milletin sevgilisi Başbakan Adnan Menderes ve iki bakanı darağacında sallandırırken benzer bahaneler ileri sürülüyor; “İşte Menderes de şunları, şunları yaptı…” deniliyordu.

         17-25 Aralık darbe girişiminde bulunanlar; “cambaza bak cambaza” diyorlardı. Bir kaç bakanla ilgili yolsuzluk iddiaları öne sürülüyordu. Biz de o vakitler bu darbe girişiminin vahametini anlatırken, bakanların da yargılanarak aklanmalarını düşünüyorduk. İyi ki de yargılanma aşaması gerçekleşmemiş. Yargıyı ele geçiren FETÖ ihanet şebekesi nasıl ki, Ergenekon ve Balyos davaları ile Silahlı Kuvvetleri paçavraya çevirdiyse Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkmak için de aynı karanlık oyunu oynayacaklardı.

 

         FETÖ ve PKK Terör Örgütleri ile mücadele her devlet görevlisi için bir ibadettir.

 

          Bunları dikkate almadan, özellikle FETÖ ihanet şebekesi ile mücadelede zafiyet söz konusu olabilir.

         Bir diğer önemli husus da, söz konusu ihanet şebekesi ile mücadelenin sulandırılması, politik amaçlar doğrultusunda kullanılmasıdır.

         Yakınların kayırılması, muhaliflerin FETCÜ damgasıyla cezalandırılması affedilmez bir hata olur.

         Son zamanlarda kulağımıza gelen duyumlar, mağduriyetlerin arttığı istikametinde olduğunu belirtmeliyim. FETÖ davasında sorgulananlara “isim ver” deniyormuş.

         Sizce FETÖCÜ hainler kimlerin ismini verir, kimlerin ismini saklar?

         40 yıl boyunca; cumhurbaşkanlarının, başbakanların, iç işleri bakanlarının, MİT müsteşarlarının, Genelkurmay Başkanlarının yanıbaşlarında kendilerini saklayabilenlerin devlet içerisinden temizlenmesinin zorlukları meydanda. Klasik yöntemlerle bu işin üstesinden gelmek de pek kolay gözükmüyor.

        Bir de bu işi cadı avına dönüştürmek büyük felaketlere kapı açar.

 

        İhraçların arkasında Kripto FETÖ’cüler olabilir mi?

 

        Akla karayı titizlikle ayırt edemediğimiz takdirde, kripto FETÖCÜ’lerin oyununa gelebiliriz. FETÖ ihanet şebekesinin yeni bir oyununa Türkiye’yi kurban etmeyelim.

         Vatanını, bayrağını, milletini seven, bu hainlerle bir alakası olmayan liyakatli devlet memurlarını da koruyalım. Bu hainler devletin içerisini boşaltmak gayesiyle başka bir operasyon sürdürüyor olabilirler.

         28 Şubat sürecinde Silahlı Kuvvetlerden, laikçi paşaları kullanarak; imanlı, inançlı, milliyetçi çok sayıda subay ve astsubayı ihraç ettirdiler.

        Bunların, şeytanın dünyada vücut bulmuş hali olduğunu unutmayalım.

 

       Yapılması gerekenler

 

Öncelikle kritik görevde olan hainlerin devlet içerisinden temizlenmesi ve hak ettikleri cezaya çarptırılması gerekir.

         Öncelik; Yargı, Silahlı Kuvvetler, Emniyet, MİT., vali ve kaymakamlar ile Dış İşerinin üst kademeleri olmalıdır.

         FETÖ ile mücadelenin samimiyetini göstermek için siyasetin içerisinde yuvalanan hainlere de operasyon düzenlenmelidir.

         Tüm kurumlar kirletilmiş de bir tek siyaset kurumu mu temiz kalmış? Ne pahasına olursa olsun siyasetteki pisliklerin de temizlenmesi gerekiyor.

         Sıradan memur, öğretmen, öğrenci gibi şüphelilerle uğraşarak devletin enerjisini ve zamanını hoyratça kullanmayın. Onları takibe alın, suç işlediklerinde gerekeni yapın.

         Latif gibi, Gülerce gibi 40 yıl bu suç örgütünün en tepesinde suça ortak olmuş, zoru görünce hemen kıvırmış olanlara da fazla itibar etmeyin.

         Kanser hücresi gibi 40 yıl boyunca vücudun her yanını sarmış bu mikroplardan devleti temizlemek çok zaman alacaktır. Gerekiyorsa yeni kanuni düzenlemeler yapılmalı ama OHAL uygulaması da bir an evvel sonlandırılmalıdır.

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Mehmet Çıkman | 00 0000 00:00

    FETÖ'nün siyasi ayağı hakkında yasal işlem yapılmalı ve siyasi partilerimizden ayıklanmalıdır. Bunu yapan parti hakkında halkın olumlu düşüneceği hususunun önemli olduğunu düşünüyorum.