• 28 Temmuz 2021 20:00

EVET’le Az Gelişmiş Ülkeler modeline mi dönüyoruz? CHP. Gn. Bşk.Yrd. Haluk Koç’tan Çarpıcı Açıklamalar “Türk Tipi Demek Türk’e Hakarettir”


 

        Türkiye’nin gerçek akil ve bilge adamları ile “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”ni tartışmaya devam ediyoruz.

        Dördüncü röportajımızı da, CHP Genel Başkan yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç ile gerçekleştirdik. Haluk Hoca; çok beyefendi, kibar ve bilge kişiliğiyle 40’a yakın sorumuza samimiyetle cevap verdiler. Bize vakit ayırdıkları için de kendilerine teşekkür ediyorum.

        Bu röportajın tamamını okumanızı tavsiye ederim, çok çarpıcı ve mantıklı açıklamalar bulacaksınız. Sadece okumkla kalmayın paylaşın, daha çok insanın istifade etmesini sağlayın.

       Adil olmak adına; bir EVET, bir HAYIR şeklinde röportajlarımıza devam ettik. Hemen hemen aynı soruları yöneltiyoruz muhataplarımıza.

        Bir nokta dikkatimi çekti, HAYIR diyenler madde madde gerekçelerini gayet güzel sıralıyorlar ama EVET diyenlerin neredeyse tek gerekçeleri, efendim terör örgütleri de bu anayasa değişikliğine HAYIR diyorlarmış.

İnsaf ama bu dönemde aklınız, ferasetiniz tatile mi çıktı be kardeşim.

        Tüm kriterlerinizi terör örgütlerinin kararlarına bağladıysanız vay Türkiye’nin haline. Yani, “terör örgütleri ne düşünüyorsa, biz onun tersini yaparız” sizin en büyük kriteriniz olmuşsa demokrasiyi de rafa kaldırmanız çok zaman almayacaktır. İdam cezasının kaldırılmasını en çok terör örgütleri istiyordu ama tüm partiler bir oldunuz ittifakla kaldırdınız.

        Bakın demokrasinin en büyük zaaflarından biri, terör faaliyetlerinde suçluların cezalandırılmasında gösterdiği titizlik nedeniyle hukukun yavaş yürümesidir. Hatta delil yetersizliğinden bazı suçluların ceza almaktan kurtulması da söz konusu olabiliyor.

          Ama bir de tersini düşünelim, suçlu 5 kişinin ceza almaktan kurtulması mı yoksa 5 insanın masumken ceza alması mı daha büyük felakettir? Demokrasi dışına çıklacaktır demiyorum. Çıkıldığında nelerin olduğunu, suçsuz insanların nasıl zulme maruz kaldığını biliyoruz. Örneğin; 27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat mağdurlarını zulme uğrayanları gösterebiliriz.

        Evet, tüm demokrasi ile yönetilen ülkelerde, terör eylemlerine karşı bir zaaf söz konusudur. Bu nedenle de bütün demokrasi ile yönetilen ülkelerde; OHAL gibi, Sıkı Yönetim gibi uygulamalar vardır. Yani terörün arttığı dönemlerde, kısmi zaman dilimi içerisinde yine kısmi olarak demokrasiyi askıya alabiliyorsunuz.

         21nci asra kadar insanlığın geliştirdiği en mükemmel rejimin demokrasi olduğunu da kabul etmemiz gerekiyor. Ne yapalım yani terör örgütleri demokrasinin zaaflarından istifade ediyor diye başka bir rejim arayışı içerisinde mi olalım? Demokratik ülkeler bu sorunu genellikle istihbarat sistemlerini geliştirerek hallediyorlar. Zaten önemli olan da suçluların cezalandırılmasından önce suç işlenmesini engellemek değil mi?

         Sözü, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Prof. Dr. Haluk Koç Beyefendiye bırakalım.  Haluk Koç Hocamızın öz geçmişini röportajın sonunda bulabilirsiniz.

 

 

        SİYASETÇİNİN GÖREVİ, ANAYSAL SINIRLARI AŞANLARI ORAYA ÇEKMEKTİR

Mustafa Toygar: Anayasanın 18 maddesini değiştirerek ne yapılmak isteniyor? Sistem mi değişiyor, rejim mi değişiyor

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Öncelikle teşekkür ederim. Türkiye'de bir gerçek yaşadık. Sayın cumhurbaşkanı seçildikten sonra anayasal sınırlar içerisinde hiçbir zaman kalmadı. Seçildiği günden itibaren kalmadı. Partisinin kongresine müdahale edişi, daha sonra partisinin milletvekili listelerini onaylaması ve başbakan değiştirmek- azletmek, biliyorsunuz %49,5 oy almış Sayın Ahmet Davutoğlu'na; “sen git yerine Binali Yıldırım gelsin” demek, bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Şimdi siyasetin görevi ne? Siyasetin görevi Mustafa Bey; eğer anayasa dışılık var ise, anayasal sınırlar dışına çıkmak gerçeği var ise siyasetin görevi hangi noktalarda anayasal sınırlar dışına çıkılıyor, yasal sınırlar aşılmışsa o noktaları yasal mevzuat, anayasal mevzuat içine çekme gayretidir. Onu düzenleyecek siyaset eylemleridir. Biz tam tersini yapıyoruz. Nedir o? Şu andaki anayasal çerçeve dışına çıkmış, yetkilerini aşan bir sayın cumhurbaşkanı var. O zaman biz onun yetkilerini sınırlarına çekmek yerine yeni bir hukuk geliştirelim, bu aştığı sınırlarla yeni bir anayasa yapalım onun yetkilerini tarif eden. Tartışma buradan çıkıyor. Baktığınız zaman Türkiye'de, I. Meşrutiyetten itibaren 150 yıllık diyebiliriz;  meşverete dayalı Meclis-i Mebusan'la devam eden sonra TBMM ile devam eden, tek partili dönemden 1950'de iktidar değişikliğine yol açan çok partili hayata geçerek devam eden bir süreç var. Daha sonra darbelerle önü kesilen ve yola kör topal devam eden demokrasimiz, 2020'lere doğru giderken bir tam değişiklikle akamete uğratılmak isteniyor. Yani parlamento etkisizleştiriliyor, işlevsizleştiriliyor ve parlamentonun tüm yetkileri - nedir; en önemli yetkisi yasama yetkisi ve içinden çıkarttığı yürütme organına da kendisi denetleyici pozisyonda kalarak yürütme yetkisini vermek. Bütün bu yetkileri parlamento kendinden alıyor ve tek bir kişiye devrediyor. Yani yasama da tek kişi, KHK ile meclisin yasa çıkarma yetkisinin üstüne çıkıyor. Yürütme erki yasama organından çıkmıyor, hükümet biliyorsunuz dışarıdan kişilerle, hiçbir şekilde millete karşı seçilmişlik ve milli iradenin sonucu olma tablosunu taşımayan yapılardan kurulu bir hükümet, başlı başına tuhaf bir tablo ve buna “Türk Tipi Başkanlık Sistemi” denildi.

 

“TÜRK TİPİ” DİYE TARİF ETMEYE ÇALIŞTILAR, ASLINDA BU BÜYÜK BİR HAKARET.

Mustafa Toygar: Onu sorayım ben hemen, yıllardır AKP başkanlık sistemini getireceğini ifade ediyordu, Devlet Bahçeli’nin MHP’si de buna şiddetle karşı çıkıyordu. Adına cumhurbaşkanlığı da dense, bunun başkanlık sistemi olduğunu hepimiz biliyoruz. Devlet Bahçeli MHP’nin parçalanması pahsına niçin başkanlık sistemine evet demiş olabilir? Aslında bu tam anlamıyla başkanlık sistemi mi onu da sorgulamak gerekir.

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Mustafa Bey deminki konuşmamızı, sizin sorunuzla zenginleştirerek oradan bağlayarak devam edeyim. Sistemi, “Türk Tipi” diye tarif etmeye çalıştılar, aslında bu büyük bir hakaret. Gerçekten Türklerin Tarihine baktığınız zaman,  Anadolu öncesine baktığınız zaman, Türklerde; danışma var, kamutay var, kurultay var, beyler var, hakan var, töre var.  Biliyorsunuz “Türk Tipi” dediğiniz zaman ve biz buradan, bu geleneklerden gelerek temsili parlamenter demokrasiyi, bir de Kurtuluş Savaşı üstlenerek tam temelli hale getirmişken, şimdi dönüp bütün bu geçmişi unutup tek kişiye, demin söylediğimiz bütün yetkileri verme noktasına geliyoruz.

BAHÇELİ’NİN İFADE ETTİĞİ GİBİ; "BU BAŞKANLIK DİRETMESİ, DEMOKRASİNİN YIKILMASIDIR.”

Mustafa Toygar: Benzer ifadeleri, röportajında Prof. Dr. Orhan Kavuncu'da söylemişti.

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Valla aynı noktada demek ki duyarlılıklar buluşmuş oluyor, ben de okumamıştım farkında değildim Sayın Kavuncu'nun böyle bir açıklama yaptığından. Bu benim kendi görüşüm, bunları ben mecliste de dile getirdim.

Bakın sizin Sayın Devlet Bahçeli ile ilgili sorduğunuz soru, “hani ne oldu, siz ne düşünüyorsunuz bu tavır değişikliği konusunda” diye sorunun bir bölümü var. Bunu ben anayasa değişiklik teklifinin 3. maddesi üzerinde CHP grubu adına konuşurken, konuşmamın son üç dakikasında Sayın Devlet Bahçeli'ye sordum ve kendi sözlerini okudum. Aynen şöyledir; tutanak yok önümde ama ezbere biliyorum. Şu ana kadar saydığım değer verdiğim bir sayın siyasetçinin bir yakın zaman diliminde söylediği bazı sözleri tekrar ederek konuşmama son vermek istiyorum dedim. "Bu başkanlık diretmesi, demokrasinin yıkılmasıdır. Türk devletinin bölünmesidir. Hırsızlık ruhsatıdır “ gibi bir takım çok ağır değerlendirmeler. Evet, bu sözlerin altına aynen imzamı atıyorum dedim. Ama bu sözleri söyleyen sayın siyasetçinin bana ve Türk Milletine bu temel değişimi niye yaptığını, bu sözleri söylerken niye farklı bir noktaya sürüklendiğini açıklaması gerek. Bu sizin sorumluluğunuz dedim. Beni tatmin etmeniz lazım, milleti de tatmin etmeniz lazım. Bunları siz söylediniz ben de imza atıyorum altına, şimdi ne oldu, ne değişti de farklı bir noktaya sürüklendiniz ve böyle bir garabetin temelinde harcınız var? Şimdi karşımızda duruyorsunuz çıt yok.

Hakikaten, Türk Milleti merak ediyor. Bunun sebebi nedir? Değişik, yok zarflar gelmiş, zarflar gitmiş, şöyle olmuş böyle olmuş, bunu birinin açıklaması gerekiyor. “Efendim anayasal sınırlar dışındaydı, ülkede çelişki vardı, halk seçmişti, o zaman biz aldığı yetkiye paralel olarak sorumluluklarını da ona göre artıralım diyoruz.” Bunlar doyurucu değil. Bir teslimiyet sergileniyorsa bunu herkesin bilmesi lazımdır. Onun için sayın genel başkanın pozisyonunu henüz tatminkâr bir şekilde Türk milletine açıkladığı kanaatinde değilim. Tablo ne gösterecek onu bilemiyorum. Bu sistem bir hükümet etme sisteminin değişmesi şeklinde sunuluyor farkındasınız. Hâlbuki biz bu bir rejim değişikliği diyoruz. Nasıl rejim değişikliği, çok açık bir şekilde rejim değişikliğidir. Yani tek kişinin kendi hırslarıyla, kendi beklentileriyle, kendi egosuyla karar verebileceği ve koskoca bir ülkeyi bu tarih diliminde belki de dünya coğrafyasının en hassas yerinde oradan oraya sürükleyecek kararları verme riskinin olduğu döneme sokuyoruz Türkiye'yi, buna hakkınız var mı?

Mustafa Toygar: Yasama, yürütme ve yargının tek kişide toplandığı rejime demokrasi denir mi?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Mümkün değil. Zaten demokrasinin tarifi mevcut anayasada var. Yani kuvvetler ayrılığı ilkesi demokrasinin temel tarifidir ve burada bütün bunlar da anayasamıza göre Türk milleti adına kullanılır biliyorsunuz. Milli egemenlik yasama organına, içinden çıkan yürütmeye verilmiştir. Yargı bile kararları nasıl verir? Bütün Türk Mahkemeleri kararlarını Türk Milleti adına verirler.

SAYIN ADALET BAKANI, “BİZ 1930'LARA DÖNÜYORUZ” DEYİP TEK PARTİ DÖNEMİNE ATIFTA BULUNUYOR.

Mustafa Toygar: 1924 anayasasında kuvvetler birliği vardı. Belki Atatürk'e göre biçilmiş bir gömlekti ama bence daha sonraki İnönü döneminde çok uygun olmadığı görüldü ve değiştirildi.

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Şimdi o kadar büyük çelişkiler yaşanıyor ki Mustafa Bey, sayın adalet bakanı bu konuyu savunurken, biz 1930'lara dönüyoruz deyip tek parti dönemine atıfta bulunuyor. Oysa biz 2020'lerde Türkiye'yi çağdaş bir ülke konumunu koruyarak ileriye götürmek istemek durumundayız. Hepimizin, siyasetçilerin ortak görevi A partisi, B partisi demiyorum hepimizin temel görevi o. Dünya farklı bir yörüngede artık. Siz 1930'u çok eleştiriyordunuz, 1930 bir savaştan, bir yokluktan, bir millet yaratma dönemi. Hani siz küçümsüyordunuz o dönemi? Hani siz hep temel değerlere karşı çıkıldı, yok edildi her şey gibi bir takım ağır suçlamalar getiriyordunuz. Oysa o bir milletin bir toprağa tutunma ve millet olma dönemiydi. O kadar kolay suçladılar ki...

 

SON 15 YILDA HİÇ BİR BAKAN HESAP VERMEYECEK EĞER BU EVET KABUL EDİLİRSE

Mustafa Toygar: O dönemde şartlar da çok farklıydı değil mi? Avrupa'da da şeflikler vardı. I. Dünya savaşı ile II. Dünya savaşı arasında; İtalya'da Mussolini, Almanya'da Hitler, öbür tarafta Churchill hep şefler vardı. Türkiye'nin şartları daha da ağırdı. Yeni bir devlet kuruluyor.

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Avrupa'da demokrasi yok, faşizm dönemi…  Sizin dediğiniz gibi; şefler, führerler, duçeler dönemi. Baktığınız zaman Türkiye I. Dünya Savaşı'nın yaralarını sarmış, demin söylediğimiz gibi burada bir millet olma gayreti içerisinde ve o dönemde kendi ayakları üzerinde durma gayretinde ve Avrupa'da savaş rüzgârları esiyor. Türkiye görüyor onu. Türkiye biliyorsunuz, 1890'lardan, 1922'nin sonuna kadar savaşmış bir ülke, o deneyimi hepsinden çok bilen bir ülke ve Avrupa'daki bu rüzgârları görüyor kendini korumaya çalışıyor. Ben nasıl bulaşmayacağım bu işe ve topraklarımı, insanlarımı, milletimi, bağımsızlığımı, bayrağımı, koruyacağım gayretinde. Bir yanda Stalin, bir yanda Hitler, hangi birinde bir politika yanlışı yapsanız 24 saatte Türkiye'yi dümdüz edebilecek o zamanki güçler ve Türkiye orada ayakta kalabiliyor ezilmiyor. II. Dünya savaşı sonrasında da çok partili rejime yine Türkiye geçiyor.  Biliyorsunuz 1950'de CHP seçimi kaybedip DP'ye iktidarı; barış ve huzur içerisinde, sandıkta, gülerek, alkışlayarak, törenlerle devrettiğinde İsmet Paşa'nın şu sözü unutulmaz; "Evet, seçimi kaybettim ama en büyük zaferimi kazandım." diyor. Bu çok önemlidir. Şimdi bakıyorsunuz demokrasideki hak ve özgürlükleri kullanarak sandıktan çıkan bir siyasi yapı, şimdi kendisini oraya getiren hak ve özgürlükleri toplumdan alarak, teker teker alarak; ifade hakkını alıyor, basın hürriyetini alıyor, tekeller yaratıyor, havuzlar yaratıyor- bir daha sandıktan geldiğini bilerek ama sandıktan gitmemek üzere sistem kurmaya çalışıyor. Evet, gitmemek üzere tedbirler alıyor. Yani demokrasi teker teker yok ediliyor ve bu sistem değişikliğinin temeli de odur. Büyük bir korku var. Dikkat ederseniz bugün de vardı medyada, son 15 yılda hiç bir bakan hesap vermeyecek eğer bu EVET kabul edilirse. Geçmişe dönük hiçbir şey sorulamayacak. Biliyor musunuz daha 17-25 Aralık'ın bir sürü şeyi duruyor. Bunu Sayın Bahçeli bizden çok söylüyordu seçimlerden önce. Biz yine Türkiye'nin esenliği için bir koalisyon kuralım diye gayretle uğraşırken 7 Haziran'dan sonra, bütün koalisyon görüşmelerine kapıyı Sayın Bahçeli kapatmıştır. O zaman kursaydın kardeşim, 80 tane milletvekilin vardı, 258 de ötekiydi 338 yapıyordunuz. 

SİZİ KİMLER YARGILAYACAK? SİZİN SEÇTİĞİNİZ ZEVAT YARGILAYACAK.

Mustafa Toygar: Yani iki parti kurabilirdi çok rahat. O zaman şartlar çok daha uygundu.

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Ne oldu? Biz kendimiz gayret ettik. Sırf Türkiye bir seçim yorgunluğundan çıktı; ortada kalmasın, Türkiye'deki kutuplaşma ortadan kalksın, bir gevşeme olsun, yumuşama olsun, huzur olsun diye. Hatırlıyorsunuz, bizi eleştirdiler uzun sürüyor diye bizi de masadan kaldırmaya dönüktü bu gayretleri ama CHP onlara, o fırsatı vermedi. Biz kendimizi koruduk 1 Kasım seçimlerinde ama siz 80'ken 40'a düştünüz. Şimdi o geçmişte kaldı.

Baktığınız zaman yasama tamamen tek kişinin egemenliğine geçiyor, bu çok önemlidir Mustafa bey. Yüksek Yargıdan bahsediyorum yani Anayasa Mahkemesi'nin 15 üyesinden 12'sini siz atıyorsunuz geri kalanını meclis seçecek meclisin 3. turdan itibaren salt çoğunluğu seçecek. Bu ne demek hangi parti iktidardaysa onun gösterdiği adaylar seçilmiş olacak. Ve bu yüksek yargının sizin seçtiğiniz kişilerden oluşması, diyelim ki 400 milletvekili bulundu -şartlardan biri de o- siz herhangi bir olaydan yolsuzluk iddiasından dolayı yargılanmak üzere Yüce Divan'a sevk edildiniz, sizi kimler yargılayacak? Sizin seçtiğiniz zevat yargılayacak. Böyle bir şey mümkün değil. Yargıtay, Danıştay bütün yüksek yargı organları keza aynı şekilde oluşacak. Yargı, adalet mülkün temelidir.

Mustafa Toygar: Partilerde demokrasiden bahsetmek de pek mümkün değil galiba?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Şimdi bakın CHP'yi beğenmeyen olabilir. CHP iyi- kötü ağrılıklı olarak ön seçim yaptı biliyorsunuz. Yani burada kalkıp çok rahat parti meclis toplantılarında da tanık oluyorum, milletvekili toplantılarında da, çatır çatır milletvekillerimiz çıkar sayın genel başkanımızı eleştirir. Yönetici olarak bizleri de eleştirir. Yani biz kendi içimizde demokrasiyi yaşatmaya gayret ediyoruz. Orada mümkün mü öyle bir şey? Neden? Çünkü elinde kalem kâğıt bekliyor. Nedir o? Kim bana uygun davranmaz ise bir daha ki milletvekili listesinde adını göremez kardeşim diyor. Şimdi böyle bir sistem ve meclisin tamamen tasfiyesidir. Niye 600'e çıkartıyorsunuz?

Mustafa Toygar: Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar itibariyle, bugün bir anayasa meselesinin, sistem değişikliğinin gündeme getirilmesini doğru buluyor musunuz? Yani Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi; “Türkiye’nin yeniden Sevr dönemindeki şartlara çekilmek istendiği” bir dönemde bu yapılanlar doğru mu?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Asla doğru değil. Bunu başından itibaren söylüyoruz. Çünkü anayasa bir toplumsal kontrattır. Toplumsal bütün kesimlerin mutabakatıyla oluşması lazım gelir. Yani devletle milleti arasında bir mutabakattır, bir yasal çerçevedir. Demin ben bir şey söylemiştim, tarihin bu en kritik döneminde dünyanın en hassas coğrafyasında bütün yetkileri, bir milletin kaderini belirleyecek bütün yetkileri ortak akıldan alıp tek kişiye veriyorsunuz. Şimdi o tek kişinin hırsları vardır, tek kişi de nihayetinde bir insandır. Tek kişi kandırılabilir. Yakın siyasi tarihimizde de bir sürü itiraflar var, kandırılma olayı ile ilgili biliyorsunuz. Yeniden kandırılabilir o tek kişi. Sayın Cumhurbaşkanını kast etmiyorum. O da olabilir başka birisi de olabilir göreve gelebilecek olan. Çünkü bu kişiye özel bir şey değil sistem olarak değiştiriyorsunuz rejimi. Peki, bu coğrafyada bu hassas dönemde bu değişiklik bir rejim değişikliği değil midir? Siz kalkıp parlamenter demokratik sistemi, tek adam sistemine yani bir çeşit monarşiye tahvil ediyorsunuz. Tek kişi karar verecek. Tek kişi irade belirleyecek. En basiti bakın 1 Mart 2003. Ben o zaman CHP'nin grup başkan vekiliyim, Samsun milletvekiliyim. Parlamentoda ABD'nin Irak'ta yapacağı operasyonu Türkiye üzerinden yapıp yapmaması, Türkiye topraklarının kullanılıp kullanılmaması üzerine bir tezkere tartışılıyor. Bu şu demek Türkiye'nin direkt olarak Irak savaşına ABD ile beraber girip girmemesi oylanacak. Şimdi biz buna şiddetle karşı çıktık. O zaman bazı görüşler vardı. Efendim Türkiye o dönem fırsat kaçırdı, neymiş o fırsat. Biz Kuzey Irak'a ABD ile girseymişiz, o zaman PKK yapılanmasını orada kontrol edebilirmişiz. Şimdi biz bunlara gülüp geçiyoruz Mustafa Bey. Bugün ABD'nin uzun vadedeki stratejisi Suriye'deki son gelişmelerle net bir şekilde ortaya çıktı. Müttefik olarak yıllardır 1946'dan beri batı bloğunda bulunan NATO üyesi olan Türkiye mi ABD'nin müttefiki o bölgede şu anda, yoksa PKK artığı PYD'ler YPG'ler mi müttefiki? Yani Türkiye'nin işgaline biz eğer evet deseydik onay verecektik. Bırakın Kuzey Irak'taki PKK'yı sınırlamayı Türkiye topraklarını PKK ile ABD'ye açacaktık. ABD korumasında 62 bin Amerikan askerinin Samsun, Trabzon limanından Nusaybin, Malatya, Erhaç, Diyarbakır, Urfa bütün sınır boyu yerleşmesi ve orada şu anda Suriye'de ne yapıyorlarsa, Türkiye topraklarında aynısını yapacaklardı.

Mustafa Toygar: Aslında PKK, PYD kürsel terör örgütleridir ve küresel güçlerin emrindeler. Artık meydan savaşları dönemi bitmiştir. Büyük devletler terör örgütünü kurar onunla istedikleri ülkeyi içeriden çökertir. Bunu görmek lazım, PKK’nın yaptığı bir halk savaşı değildir, küresel güçlerin maşasıdır yani?

Prof. Dr. A.Haluk Koç:  Bakın bu tahlilimiz şimdi çok daha iyi anlaşılıyor.  ABD'nin Suriye'nin kuzeyinde iş tuttuğu yapılara bakacak olursanız ve koskoca Türkiye Cumhuriyet, demin tarifini de yaptım.  1946'dan beri batı dünyasının ve NATO'nun müttefiki, NATO'nun üyesi,  ABD'nin müttefiki Türkiye, düşünün Suriye'de ABD ile ilişkide olan grupların anatomisine baktığınız zaman 1 Mart 2003'te ABD'yi Türkiye topraklarına davet edip bizim üzerimizden Irak'a girmesini sağlasaydık. Kendi topraklarımızda Suriye'nin kuzeyini biz yaratmış olacaktık. Bu kadar açıktır.

Mustafa Toygar: CHP'nin Suriye politikasında haklı olduğu ortaya çıktı. Aslında Alparslan Türkeş’in 40 yıl evvel Karadeniz Bölgesi il başkanları toplantısında söylediği bir söz var. " Suriye'ye dikkat edin, Suriye'de bir sorun çıkarsa ve Türkiye'de bunun içine çekilirse faciası olur" Liderin bunları görmesi lazım değil mi?

Prof. Dr. A.Haluk Koç:  Valla siyasi arşive bakacak olursanız Mustafa Bey, Suriye olayının başlangıcından itibaren ki ben parti sözcüsüydüm. Bütün şu üç cilt konuşmalarımda da var. Sayın genel başkanın grup konuşmalarında da var. Sayın Deniz Baykal'ın eski genel başkanımızın son döneminde yaptığı açıklamalar da var. Tümüne baktığınız zaman CHP gerçekten yapıcı uyarılarını yapmıştır. Eleştirilerini yapmış, önerilerini yapmıştır. Ve biz o zaman hep Esatçılıkla suçlandık. Vay efendim CHP işte Esatçı. Ya ne ilgisi var Esasçılıkla, Suriye'de gerçekten bir demokrasi olsun, Suriye'de bütün gruplar demokrasinin getirdiği nimetler içinde yaşasın, baskıcı bir rejim olmasın isteriz. İyi komşuluk ilişkilerini isteriz. Fakat AKP'nin ilk başta yaptığı İhvan-ı Müslim çerçevesinde, Müslüman Kardeşler çerçevesinde kendi aldıkları siyasi derslerden bir siyaset yardımlaşmasıyla başladı bu iş. Ondan sonra lojistik desteklerle, bir takım gayri nizami harbin unsurlarının Türkiye üzerinden her türlü desteğin verilmesine kadar ulaştı. Valla sonra o gruplar bakın gittikçe ılımlı diye tarif edilen Özgür Suriye Ordusu diye tarif edilen değişik grupçuklar, zaman içerisinde bu IŞİD'in altyapısını oluşturdular. Bunlar Türkiye'nin de katkılarıyla oluştu, bunu reddetmek mümkün değil. Bunu hep beraber yaşadık. Gaziantep bugün Fransa'daki patlamalardan sonra kutlamalar yapılan bir kente dönüştü hatırlıyorsunuz.

 Bölgede vesayet savaşları dedikleri, vesayeti yürütenler bir kenara itildi ana aktörler devreye girmeye başladı. Rusya sahaya indi, İran sahaya indi, ABD’leri, koalisyon güçleri sahaya indi ve biz ne İsa’ya, ne Musa’ya pozisyonunda şimdi ortada kaldık. Bir Rusya’ya yanaşıyoruz Amerika zılgıtı atıyor, hemen bir diplomatik tavır koyuyor. ABD’leri CİA yeni başkanı ilk ziyaretini Türkiye’ye yapıyor, aynı gün aynı saatte Moskova; “PKK bir terör örgütü değildir” açıklamasını yapıyor.

Mustafa Toygar: Şimdi El Bab’tayız, Rakka konuşuluyor.  Rusya, Amerika ve hatta İran’ın bölgede bulunmasının bir meşruiyeti var, Suriye onları çağırmış ama Türkiye’yi bölgede ne Irak ne de Suriye istemiyor. El Bab Türkiye’nin güvenliği açısından tamam ancak Rakka sınırlarımıza uzak bir bölge. Bölgede Suriye’nin müttefiki Rusya’ya ve YPG- PYD’nin müttefiki ABD’lerine güvenerek Türkiye’nin Rakka’ya girmesi bir bataklığa saplanması anlamına gelir mi?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: HK-Öncelikle şunu söyleyeyim, tabi uluslararası hukuk boyutunda tam tartışmaya girecek donanımda değilim, ama çıkartılan teskere boyutuyla biliyorum. Türkiye kendi sınırlarının yakınında kendi güvenliğini tehdit eden oluşumlar var ise buna karşı kendi toprak bütünlüğünü, kendi güvenliğini korumak için müdahale hakkına sahiptir. Ama bu dediğiniz gibi Suriye’de daha derinlere gitme hakkını vermez. Ancak sınır boyunca, dediğiniz bölgelerde,  El Bab’a kadar olan bölgelerde kendi güvenlik kordonunu oluşturma hakkını verebilir mi, bu uluslararası hukukun alanı. Rakka’ya daha aşağıya inmemesi lazım Türkiye’nin. Çünkü kimin eli kimin cebinde belli değil, kim kimin yanında belli değildir. Biliyorsunuz o uçak kimi vuruyor belli değil, o grup ertesi gün kimi öldürüyor belli değil, karma karışık bir yapı. Özgür Suriye Ordusu olarak nitelendirdiğimiz grup sonuçta legal, organize bir grup değil, toplama bir gruptur. Yarın-bürgün, eğer IŞID egemen olacak olursa belki IŞID’ın parçası olabilecek aynı radikalliktedir. Yani Türkiye orada tek başına kalmış durumdadır. Bunu sayın cumhurbaşkanı da bir yurt dışı gezisinden dönüşte uçakta gazetecilere, “El Bab’tan sonra derinler inmek doğru değildir” demişti. Sayın Kılıçtaroğlu bunu söylediğinde çok şiddetli eleştirmişti ama sonra uçakta kendisi aynı şeyi söyledi. Dedik; “herhalde doğruyu buldular” fakat sonra biliyorsunuz Amerika’yla görüşmeler oldu, işte; “Mümbiç, Rakka bundan sonraki hedef” açıklamasını yaptı.

Mustafa Toygar: Rakka gerçekten uzak bir bölge, El Bab güvenliğimiz için çok önemli bir bölge, ayrıca askeri birliklerimizin güvenliğini de sağlayabileceğimiz kadar yakın bir bölge ama Rakka uzak bir bölge riskli bir bölge değil mi?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Türkiye çok boyutlu komploların içine çok rahatlıkla çekilebilir. Biz uyarılarımızı yaptık. Suriye konusunda bütün söylediklerimizde haklı çıktık, keşke çıkmasaydık da Türkiye’nin canı yanmasaydı. Biz haksız olsaydık Türkiye’nin canı yanmayacaktı, bu kadar açık söylüyorum. Ama ne yazık ki dinletemedik ve her zamanki demagojiyle, her zamanki popülist söylemlerle biz Esat’çı olduk, biz Türkiye’ye iyilik etmedik, öyle bir takım suçlamalar getirildi. Ama zaman bizi çok net haklı çıkarttı.

Mustafa Toygar: O bölgede sanki işlerin durulmasını ABD’leri istemiyor. Ortalık karışsın sonra da bölgenin kontrolü Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında İsrail’in kontrolüne girsin istiyor.

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Büyük Ortadoğu Projesinin amacını, boyutunu, bölgede kullandığı aktörleri hepimiz çok iyi biliyoruz. Yani üzülerek söylüyorum, şu anda pek tekrar etmiyor,  hatırlamak da istemiyorlar ama yakın siyasi konuşma arşivimiz; “Biz Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanıyız” diyen konuşmalarla doludur. Yani bunlar, en hafif deyimiyle bugünkü gelişmelere paralel değerlendirildiğinde kelimeyi üzülerek kullanmak istiyorum ihanet kokan sözlerdir. Türkiye’ye ihanet kokan sözlerdir. Kelimeyi tartarak söylemek zorunluluğunu hissediyorum. Şimdi ne oldu, bu proje yürüyor tabi, bakın bu proje yüz yıllık bir projedir.  Bu coğrafyada sınırları ben cetvellerle çiziyorum, bir süre sonra ben burayı, burada enerji kaynakları tükenene kadar, ben buradaki emperyal amaçlarımı her zaman kullanmak kaydıyla bu sınırları bugün için çiziyorum. O Birinci Dünya Savaşındaki haritalardır. Şimdi geldik yüz yıl sonrasına, Suriye üzerinde Fransa çekildi gitti tarihsel başka bir amacı vardı. Irak’ta İngilizler kendi derdine düştüler çekildiler, iki büyük aktöre kaldı. Ama herkes üçüncü büyük aktör İran’ı unutuyor. Çünkü o coğrafya da bir emperyal amaçlar var, bir de İslam’ın 1400 yıldır uğraştığı mezhep didişmelerinin aktörleri var. Türkiye şu ana kadar ne yazık ki, bu iktidara kadar hiçbir zaman buna rahmetli; Atatürk, İsmet Paşa, Celal Bayar, Menderes, Demirel, Erbakan, Türkeş, Ecevit hepsi dâhil, Allah nur içinde yatırsın. Bu coğrafyanın bu özelliklerini bilerek, hiçbir zaman bu coğrafyadaki karmaşıklıklara- karışıklıklara, savaşlara hiçbir zaman doğrudan taraf olmamışlardır. Türkiye hep dışarıdan arabulucu ya da ağabeylik yapmıştır. Dinler arası savaş- çekişme, mezhepler arası savaş-çekişme, şimdi ırklar arası savaş-çekişme etnik boyutta. Çekişmelerin olabilecek her türü bu coğrafyada mevcuttur. Ve Türkiye şu ana kadar özenle koruduğu konumunu ne yazık ki Suriye olayında tamamen Ortadoğu’nun bu çılgın hesaplarının içine attı. Attı, bir takım hülyalarla attı, bir takım rüyalarla attı. O hülyaların bu devirde bu emperyal güçlerin yanında gerçekleşme ihtimalinin olmadığını siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz. Bu, çarşıdaki pirince giderken evdeki bulgurdan olmaya benzer. Eğer oradaki, o karmaşa Türkiye’deki fay hatlarına atlarsa, Türkiye’deki 1980 öncesinde, Allah bir daha yaşamayı nasip etmesin bu ülkeye, o mezhep itişmelerini-kakışmalarını, provokasyonlarını ateşlerse oradaki gelişmeler, Türkiye’deki zaten bıçak üstünde duran etnik dengeleri tetiklerse o zaman olduğu gibi Ortadoğu bataklığını siz, bırakın oraya girmeyi doğrudan Türkiye’ye transfer etmiş olursunuz. En büyük sıkıntılarımızdan bir tanesi de budur. Onun için uyarıyoruz, onun için herkesi sağduyuya çağırıyoruz, onun için tek kişiye bütün yetkilerin devredilmesi bu açıdan da son derece tehlikelidir. Tek kişinin hırslarıyla, bir daha söylüyorum beklentileriyle, egosuyla, rüyalarıyla, hülyalarıyla koskoca bir millet maceraya sokulabilir eğer bu EVET çıkarsa. Onun için ortak akıl, parlamento, örnek olarak da 1 Mart 2003 ü verdim, Parlamento olmasaydı, başkanlık sistemi olsaydı o zaman ne olacaktı? Eğer o zaman Recep Tayyip Erdoğan o gücü kullansaydı, balıklama Irak’a Amerika’nın yanında girecektik ve Amerika PYD ilişkisini görünce doğrudan kendi sınırlarımız içerisinde Amerika himayesinde bir farklı yapılanmanın tohumlarını atmış olacaktık.

Mustafa Toygar: Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan; çözüm süreci, devlet içerisindeki FETÖ yapılanması ve Suriye politikasında yanlış yaptıklarını bir şekilde itiraf etmiş oldular. FETÖ konusunda, dönemin Genel Kurmay Başkanının kendilerini ikaz ettiklerini de söylediler. CHP olarak siz de bu konularda çok ikazlar yaptınız. Devletin ortak aklı daha çok kullanılsaydı bu yanlışlar olur muydu? Sayın Erdoğan’ın bundan sonra yanlış yapacağını sanmıyorum, pahalıya mal olmuşsa da, çok değerli tecrübelere sahip olmuşlardır. Kendisinden sonra gelecek olan cumhurbaşkanı da benzer yanlışları yaparsa, Türkiye’ye yazık olmaz mı?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: “Tek devlet, tek millet, tek bayrak” diye sloganları var biliyorsunuz.  Bazen bana, “mizah mı yapıyorlar” diye düşünüyorum. Çünkü yaptıklarına bakınca, sebep oldukları olaylara bakınca, bütün ateşledikleri, tetikledikleri olaylara bakınca bu sloganları inat olsun diye mi kullanıyorlar, mizah olsun diye mi yapıyorlar diye sormadan geçemiyorum.

Akıl almaz bir çözüm süreci çıkarttılar biliyorsunuz. Allah’ınızı severseniz hep beraber birlikte yaşama iradesini koruyalım mı, evet koruyalım. Kürt kardeşlerimiz de eşit hukuku paylaşan, eşit haklara sahip, eşit birer cumhuriyet vatandaşı olsunlar da, eğer eksiğimiz varsa da giderelim mi? Evet giderelim… Bunu nerede yapalım; bunu bir terör örgütünün şantajını, onun korkutmasını, eylemlerini sinerek, onların etkisinde kalarak mı yapalım, onları muhatap alarak mı yapalım, yoksa TBMM’de bu milletin her ferdini kucaklayacak düzeni hep beraber mi kuralım? Makul-mantıklı olan bu değil midir?

Mustafa Toygar: Başkanlık, pratikte iki partili sistemi de getirmiyor mu? Amerika örneğinde olduğu gibi, zaman zaman CHP’nin de başkanlığı devraldığını göremeyiz mi?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Şimdi varsayımlar üzerine konuşuyoruz. Öncelikle bu sistemin olmamasını sağlamak gerekiyor, Türkiye’nin sağlığı açısından. Yani iki partili sistem zaten iktidardaki partinin istediği bir şey çünkü o birçok unsuru kendi içerisinde konsülde etmiş durumdadır. İşte o, en son bir küçük parçayı daha yutmakla meşguldür. Acı olan da o son parçanın onun içinde erimek için çok temayül gösterir halde olması, acı olan da odur siyaseten. Karşı çıkanlar var, direnenler var, çünkü bir misyon çizgisi, farklı bir çizgi, Türk Siyasetini ana hatlarından bir tanesidir. 80 sonrasında gerçeklerle yüzleşmiş, evrilmiş bir siyasi çizgi. 80 öncesi çok farklı ama 80 sonrası çok daha farklı bir hale gelebilmiş bir çizgi. Ve bugün bakıyorsunuz savunduğu temel değerlerle AKP’nin deminden beri söylediğimiz, yaptığı yanlışların neresinde uyum sağlayacak, o soru işareti. Tabi o bünyeyi ilgilendiren bir durum.

İki partili bir yapı, başkanlık rejimi buna hiç gitmeyecek bir sonuç için; bu ülkeyi seven, bu vatanı seven, bu milleti seven, bu millete borçlu olduğunu hisseden herkesin HAYIR’lı bir davranışta bulunması gerekiyor.

Mustafa Toygar: Demokrasi” diyorsunuz… Demokrasinin önündeki en büyük engel; siyasi partiler yasası ile seçim yasası değil mi? İsim bazında bugün mecliste bulunan milletvekillerinin tamamının milli iradeyi temsil ettiğini söyleyebilir misiniz?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Hayır, bunu baştan beri en rahatlıkla söyleyebilen parti CHP’sidir. Seçim bölgelerinin yüzde 85’inde ön seçim yaptık. Tabi onun da tamirata muhtaç kısımları var. Çünkü her sistem kendi içerisinde değerlendirilerek, düzeltilerek tekâmül ettirilir, en olgunu bulunur. Ama siyasi partiler yasası, “gelin bütün darbe yasalarını temizleyelim” diyoruz. Mesela bu siyasi partiler yasası da 12 Eylül’ün hediyelerinden bir tanesidir. Hayır diyorlar, çünkü orada yetkisini kullanacak. Nedir o, milletvekili onun için bir araç, kimse kusura bakmasın ben de milletvekiliyim, kimseye hakaret etmiyorum.

Bu getirilecek sistemde ne olacak; hem devlet başkanı, hem parti genel başkanı, hem hükümet başkanı… Milletvekillerini ben seçeceğim, senin seçtiğin milletvekilleri senin yargılanman için oy vermeyi bırak, tam tersine senin yargılanmaman için ya da sana gelebilecek her şey için kendilerini siper edeceklerdir. Şekilde olduğu gibi, bugün gördüğümüz gibi. Onun için bugün CHP içerisinde tartışmalar zaman zaman çok boyutlu oluyor ve kamuoyuna yansıyor. Neden, kendi içerisinde demokrasiyi işletmeye çalışan bir parti olduğu için.

Siyasi partiler yasasıyla ilgili sorunuz, Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi, bakın; demokrasi dedi, insan hakları dedi, özgürlükler dedi ama en temel darbe yasalarına dokunamadı bunların en başında da siyasi partiler yasası geliyor. Çünkü biat eden, kendilerini borçlu hisseden milletvekilleri istiyorlar.

Mustafa Toygar: Taban ve delege istediği halde MHP genel başkanını değiştiremedi, bunu yapmak sizde de zor. Parti genel başkanını değiştirmek neredeyse mucizelere kalmış

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Ben de bir ara genel başkan adayı olmuştum demokratik olarak yarışmaya çalıştım. Gittim anlattım, imzalar aldım ama başka partilerde böyle bir şey de yok, başka partilerde hiç yaşatmıyorlar biliyorsunuz. Son tüzük değişikliği ile CHP kendi içerisindeki demokrasiyi biraz daha kurumsallaştırdı. Bu siyasi partiler yasasına rağmen. Biliyorsunuz yasalar tüzüğün önündedir, tüzükler yasalara göre yapılır. Yasa değişecek ki tüzük de ona göre değişsin, demokratikleşsin, genişleyebilsin. Bu Türkiye’nin yaralarından bir tanesidir ama yukardakiler her şeyden sorumlu olmak istiyorlar: Hem cumhurbaşkanı, hem devlet başkanı, hem başbakan, hem parti genel başkanı, hem anayasa mahkemesi başkanı,hem meclis başkanı, hem üniversite rektörü, hem spor kulübü başkanı, hem sendika başkanı, hem doktorlar odası başkanı, mühendisler odası başkanı, her şey….

Mustafa Toygar: Bir insana bu kadar yük yüklemek bir yerde o insana zulüm değil mi?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Zulüm tabi, artı başka bir şey daha var. Ben bunları olacağım diyor, bu yaptığım tasarruflardan dolayı sorgulanmayacağım, yargılanmayacağım öylede bir garantisi var işin. İşte buna diktatörlük diyoruz, tek adam devleti diyoruz, buna tek adam rejimi diyoruz. Onun için buna karşı çıkıyoruz.

Mustafa Toygar: ABD’lerinde yeni Başkan Trump gelir gelmez bir kararname imzaladı. Pek çok İslam ülkesini neredeyse terörist ilan etti. Ancak bağımsız yargı; “ne yapıyorsun, dur bakalım orada” dedi. Türkiye’de de böyle bir şey olur mu?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Amerika’da başkanlık sistemi var ama orada kuvvetler ayrılığı var, muhteşem. Türkiye’de çay toplamaya gidiyor yargı, önlerini iliklediler bunlara tanık oluyoruz. Cumhurbaşkanlığı makamında yargı yılının açılışı yapılıyor.

Mustafa Toygar: Başbakan, adalet bakanı, AK Parti kurmayları yaptıkları açıklamalarda; “PKK, HDP, FETÖ  gibi terör örgütleri HAYIR dediği için biz EVET diyoruz” ifadelerini kullanıyorlar. Bu ne anlama geliyor? Bu terör örgütleri adına açıklamaları kimler yaptılar? Terör örgütlerinin propagandasının yapıldığını düşünüyor musunuz?

 

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Çok saçma bir siyaset tavrı olduğunu kendileri de kabul ettiler herhalde, yani çok yüksek bir oranda HAYIR var toplumda. Şimdi ben mesela HAYIR diyeceğim. Ben Türkiye Cumhuriyetinin bekası için HAYIR diyeceğim, ortak aklın egemen olması için HAYIR diyeceğim, kuvvetler ayrılığı olması için HAYIR diyeceğim, Türkiye’nin bölünmemesi için HAYIR diyeceğim ki öyle bir madde de var biliyorsunuz, bölgesel yönetimler kurabilme hakkı da veriyor başkana. Şimdi ben terörist mi oluyorum. Böyle bir şey olabilir mi?

 

Mustafa Toygar: Bu yaklaşım; diktacı, antidemokratik, “Hayır” diyecekler üzerine baskı kuracak bir anlayış değil mi? Korku salan eğer; “Hayır derseniz siz de PKK'lı, HDP’li, FETÖ'cü damgası yersiniz” demek değil mi? Siz ne yapacaksınız, benzer korkular yaratan sloganlar mı bulacaksınız yoksa getirilen sistemin tartışılmasını mı sağlayacaksınız?

 

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Biz kucaklayıcı davranmaya gayret ediyoruz. EVET diyen de kendi gerekçelerine göre EVET der, HAYIR diyen de bütün bunları değerlendirerek HAYIR der. Şimdi bunu Sayın Başbakan söyledi, hemen aklıma şu kandırılma hikâyeleri geldi. Bir ara, şimdi terörist diye ilan ettiğiniz gruplarla iç içeydiniz, kankaydınız, yediğiniz- içtiğiniz su ayrı gitmiyorsa, beraber ıslanıyordunuz yağan yağmurlarda. İmralı’ya tarifeli motorlu seferler düzenliyordunuz, gelenleri Dolmabahçe Sarayında öpüp koklayarak kucakladınız, ortak deklarasyonlar yaptınız. Devletin en yetkili kişilerini bir terör örgütünün muhataplığına soyundurdunuz. Gittiniz bir kuzey ülkesinde, bir üçüncü dünya ülkesinin hakemliğinde… Bu garabeti yaşattınız Türkiye’ye…

Siz, devleti paralel yapı diye tarif ettiğiniz yapıya; “ne istediniz de vermedik nankörler” diyecek kadar devletin her kademesini açtınız. Emniyetini açtınız, adliyesini açtınız, eğitimini açtınız, kadrolaşmasını açtınız değil mi? Şimdi; “siz o zaman teröristlerle kol kolaymışsınız” bunu mu dememiz lazım? Biz bunu demiyoruz, “kandırıldık” dediniz bu beyanı geçerli kabul ediyoruz. Kandırıldıysanız çok safmışsınız, Türkiye’yi bu badirelere siz sürüklediniz, daha beterini yapmamanız için, tekrar kandırılmamanız için HAYIR diyoruz. Bizim gerekçemiz bu…

Onun için bu söylemler Sayın Başbakan’a yakışmıyor. Esprili bir kimlik geliştirmeye çalışıyor Başbakan ama bu kimliğini aldı- götürdü bu söylemler. Hiç bir sevimliliği kalmadı, çok ucuz söylemler, hoş olmayan söylemler. Kendileri de herhalde sahadan gelen yansımalar sonucunda çark etmeye başladılar bu söylemden. Çünkü onlara zarar veren söylemler…

Mustafa Toygar:18 maddelik anayasa değişikliği, tartışılmadan hazırlandı, tartışılmadan meclisten geçti. Belki meydanlarda tartışılır, gerekçeleri anlatılır diye düşünüyorduk o da olmuyor. Üstelik değişiklik 18 madde ile sınırlı da değil, sanırım 20 den fazla anayasa maddesi ilga oluyor, 50’den fazlası da değişiyor. Ne dersiniz?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Evet, çok çok… Hele öyle bir son madde var, sondan iki evvelki madde, anayasadaki birçok şeyi tek maddede birleştiriyor. Orda da torba anayasa değişikliği yapıyor. Bunları teker teker anlatabilmenin bu hengamede imkanı yok ama çok kolaycı bir yaklaşım.

  Mustafa Toygar: Özellikle MHP cenahı ısrarla “beka” sorunu nedeniyle bu değişikliklere evet oyu vereceklerini ifade ediyorlar. Nedir bu beka sorunu?

 Prof. Dr. A.Haluk Koç: Tam tersine o beka sorununu biz ileri sürüyoruz, bahsettiğini partinin sayın yöneticilerinin böyle bir şey ifade etmeye inanın hakları yoktur. Çünkü bakın çok net ve açık, eğer bu sistem kabul edilir ise başkan isterse devlet kurumlarını bölgelere ayırarak ülkenin bir nevi bölünmesine neden olabilir.Diyelim yine kandırıldı seçilecek başkan, kim olur bilmem, kandırılan bir kişi, kolay kandırılan bir kişi, kafasına göre yine bir çözüm süreci yaşadı. Oslo’da söylendi bu; “hangi valiyi, emniyet müdürünü istemiyorsanız bize söyleyin görevden alalım” Kime söyledi, devlet bunu terör örgütüne söyledi. Terör örgütü diyecek ki; “şu validen şikâyetçiyim, şu emniyet müdüründen şikâyetçiyim, şu garnizon komutanından şikayetçiyim onu alın” Bunlar söylendi, biliyorsunuz var kayıtlarda bunlar. Şimdi beka sorunu tartışmasını açan siyasi kişiler, siz ne yaptınız bunları eleştirmediniz mi? Adama yetki veriyorsunuz, seçilecek olan kişiye, Türkiye’yi bölgelere ayırabilir diyor yönetim açısından, yönetsel farklılıklarına göre bunları bölebilir diyorsunuz. Yeniden kandırılan bir kişinin, Türkiye’yi bölgesel yapılara ayırabileceğini gösteriyor. Daha önceki siyasi arşivlere açın bakın, şimdiki cumhurbaşkanının federal yönetimlerle ilgili demeçleri de var.

 

Mustafa Toygar: Orada bir de şey var, sanki demokrasiyle beka sorununu sağlayamayacağız işte sıkı bir yönetimle bunu yapalım diyorlar ama Kenan Evren örneği var biliyorsunuz; koalisyonlar döneminde de Yunanistan'a verilmeyen avantajlı durum, NATO'nun askeri kanadına dönmesi... İşte Kenan Evren'i kandırdılar. Türkiye'nin aleyhine bir durumdu. Yunanistan'ın NATO’nun askeri kanadına dönmesini sağladılar. Böyle durumlar olabilir mi?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Bir de kandırılma geleneği, alışkanlığı yerleşmişse, örnekleri çoksa yakın zamanda... Kendi itiraflarına da yansıyor "Gerçekten biz kandırıldık lafları." Demek ki bundan sonra da kandırılma ihtimallerinin yüksek olduğunu gösteriyor. Bu Türkiye için çok büyük bir risktir.

Mustafa Toygar: Mevcut anayasanın parlamenter sistemi çok da yansıttığı söylenemez. Darbecilerin yaptığı sonra üzerinde ara-ara değişikliklerin yapıldığı yamalı bohça gibi duruyor. Evet diyenlerin hiç mi haklı yanı yok?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Bu yamalı değişiklik doğru, birçok değişiklik yapıldı ama hepsi oy birliğiyle yapıldı. Parlamentoda genel mutabakatla yapıldı. CHP'nin de onay verdiği bir sürü değişiklik var. Ülkenin o gün geldiği koşullarda bunların düzenlenmesi gerekiyordu, makuldü hep beraber yaptık.

Mustafa Toygar: Parlamenter sisteme dayalı sil baştan bir anayasa yapılamaz mıydı?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Bizim amacımız o zaten. İlk başta oturduğumuz zaman masaya neydi. Yeni bir anayasa, temel hak ve özgürlükleri hedef alan ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin siyaseten tarifini zedelemeyecek, yani anayasanın ilk 4 maddesinde değişiklik yapmayacak. Türkiye'yi tarif eden maddeler kalacak. Parlamenter demokratik sistemi güçlendirecek, yargı bağımsızlığını pekiştirecek, üniversiteler üzerindeki baskıyı kaldıracak, idari mali bilimsel özerkliği sağlayacak, diğer kurumları buna göre olgunlaştıracak bir değişikliği hep beraber yapalım. Oturuldu masaya çalışıldı. Nerede kitlendi iş ? Başkanlık sisteminde kitlendi. Gelindi biz başkanlık istiyoruz.. Başkanlık olmaz, biz masaya ne için oturduk? Parlamenter demokratik sistemi sizin sorunuzda olduğu gibi güçlendirmek üzere oturduk. Şimdi sen geldin bana başkanlığı dayatıyorsun. Baştan yola çıkarken çok farklı çıktık, şimdi yolun yarısında farklı bir sistem öneriyorsun. Orada tıkandı iş. O zaman MHP'de buna çok şiddetli bir şekilde karşıydı biliyorsunuz. Çok şiddetli bir şekilde karşıydı. Çelişkiler ortada umarım....

 

Mustafa Toygar: Getirilen sistemin kuvvetler ayrılığı ilkesini zayıflattığı, hatta ortadan kaldırdığı eleştirilerine nasıl karşılık veriyorsunuz? Cumhurbaşkanı Erdoğan, kuvvetler ayrılığının zayıflatıldığı düşüncesine katılmadığını da ısrarla ifade ediyor

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Bunu konuştuk çok net söyledik biliyorsunuz. Yasama organının unsurlarını, milletvekillerini bu kişi belirleyecek, tek kişi. Hükümet bunun içinden çıkmayacak dışarıdan kişilerden oluşturacak, kendi belirleyecek yürütmeyi. Yüksek yargı; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay üyelerinin önemli bir kısmını kendi atayacak, bir kısmını meclis seçecek, mecliste kendi atadığı milletvekilleri 2. turdan itibaren salt çoğunlukla kendi oylarıyla seçecek yani baştan aşağı kendi listesi. Yasama kendisi, yürütme kendisi, yargı kendi seçtiği adamlar. E kuvvetleri ne yapıyorsunuz bağımsız çalıştırıyor musunuz? Hepsini birleştiriyorsunuz. Nerede birleşiyor senin siyasi iradende, tek kişinin uhdesinde birleşiyor.

Mustafa Toygar: Fiili bir durum var yani?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Fiili bir durum var, kuvvetler birliği demokrasi. İşte rejim değişikliği dediğimiz bu.

Mustafa Toygar: Cumhurbaşkanının,  ülkeyi kararnamelerle tek başına yöneteceği, Türkiye Büyük Millet Meclisini devre dışı bırakacağı iddialarına ne diyorsunuz? Çünkü yasa çıkartmaya çok da gerek kalmayacak…

Prof. Dr. A.Haluk Koç:  Çok açık, Kanun Hükmünde Kararname. Bakın şu anda bile Türkiye'de hiç kimsenin can ve mal emniyeti yok. Bu gece çıkabilecek bir KHK ile A şirketinin mallarına B kişisinin evine, bankadaki parasına el konulabilir. Bir kararname ve bunun üzerinden siz yargıda hak arama yoluna gidemiyorsunuz. Her şey kapalı. Diyelim üniversitede öğretim üyesisiniz, yarın sabah seni atıyor üniversiteden, özlük haklarını kesiyor, emeklilik hakkını kesiyor, varsa çoluğun- çocuğun onların eline muhtaç hale getiriyor yoksa iki lokma ekmeğe muhtaç hale getiriyor. Yani yasama görev yapacak mı yok Kanun Hükmünde Kararname işte gayet basit. Peki, bunlar bir üst yargı sisteminin denetimine açık mı? Anayasa Mahkemesi benim böyle bir görevim yok dedi. KHK çerçevesi ne olursa olsun hangi kanunu ne şekilde düzenliyorsa, yetkiyi veriyor tek kişiye. Ferman.

Mustafa Toygar: Mecliste çok fazla iş kalmayacak.

Prof. Dr. A.Haluk Koç: İşte onu söylemeye çalışıyoruz niye 600 kişi kardeşim, niye meclis var o zaman. Kapat meclisi, zaten fiilen kapanacak. Kanun da çıkartmayacak. Milletvekili içinden bakan da olmayacak. Bakanı orada gensoru denetleme mekanizması da yok. Hükümete güvenoyu da yok. Ne olacak o zaman o 600 kişi 150 tane okey masası kursunlar, dörtlü dörtlü okey oynasınlar. Başka çaresi kalmadı.

 

Mustafa Toygar: Yeni sistemde yürütmenin denetimi nasıl olacaktır? Yani, TBMM’nin yürütme üzerindeki denetim yetkileri daraltılıyor mu? Daraltılmıyorsa bu yetkiler nelerdir?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Kaldırılıyor. Kâğıt üzerinde var; yok efendim 300 milletvekili verecek 400 tane oy çıkacak yüce divana gidecek. 300 tane nerede senin imzaladığın adını yazdığın milletvekili sana şey verecek, 400ü oy verecek. Hadi diyelim onlar oldu ve senin seçtiğin 15 kişi de seni yargılayacak. Bunlar olmayacak işler

Mustafa Toygar: Ortaya çıkacak hükümet sisteminin güvenoyunu doğrudan halktan alan ‘tek kişilik hükümet’ olduğu, bu yüzden başkanın belirleyeceği bakanlarla ilgili gensoru uygulamasına sistemsel açıdan ihtiyaç olmadığı görüşüne katılıyor musunuz?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Valla bakarsanız, gelişmekte demeyeceğim ama az gelişmiş ülkelerin hepsine bakın. Ne denetim var ne böyle bir görev paylaşımı var. Tek kişi uhdesinde ona bağlı insanlar, ona bağlı yolsuzluk zincirleri, yoksullaşan halk. Dikkat edin hepsinde öyle. Ve sürekli bir savaş macerasıyla uyutulan kitleler, kahramanlıklarla. Yoksul bir lokma ekmek peşinde koşan insanlar. Ama bir üst yönetim sınıfı, farklı bir sınıf; kendi içinde organize olmuş polisiyle istihbaratıyla yani Türkiye totaliter bir istihbarat devleti haline getirilir ki gelmek üzerede şu anda.

Mustafa Toygar: TBMM seçimleri yenileme kararı alırsa başkanın üçüncü kez seçime girmesi mümkün olabilecek. Başkanın kendi partisinin çoğunluk grubunu yönlendirmek suretiyle, 10. görev yılında TBMM’den seçimleri yenileme kararı çıkarttırırsa, bu durum 15 yıl başkanlık yapabilmesi sonucunu doğurur mu?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Her an her türlü tehdit var. Feshediyor adam ya istediği zaman. Hoşuna gitmedi feshediyor. Sizin feshetme yetkiniz var. Feshetme yetkiniz bulunduğu heyet sizi rahatsız edecek hiç bir kararın altına zaten girmez, mümkün değil.

Mustafa Toygar: Yani öyle bir meclis olsa da, yasama bağımsız karar verse de seni feshederim diyor.

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Aynen öyle. Yani bütün bunlara bakıp, keşke detaylı hakça tartışılabilse de bu şey bu millet nasıl bir garabetle karşı karşıya kalıyor değerlendirebilseler. Benim bütün üzüntüm görüyorsunuz meydan konuşmalarını, devletin kesesinden yapılan toplantılar, size o hak da yok biliyorsunuz. 5 kuruş para da yok. Nasıl demagojiler, nasıl kandırmalar. Yazık.

Mustafa Toygar: Anayasa değişikliği ile sıkıyönetim kaldırılıyor, ancak sıkıyönetim uygulamaları OHAL maddesine alınıyor. Başkanın OHAL ilan etme ve OHAL’de kanun hükmünde kararnameler çıkarma yetkisi olacak. Bu yetkinin sınırsız kullanılmasına karşı ne tür düzenlemeler vardır?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Hiç bir düzenleme yok. Şu anda biliyorsunuz OHAL dönemi. 45 günde her şeyi hallederiz dendi 20 Temmuz da. 3 aya çıktı, 3 ay 3 ay uzadı tekrar uzadı tekrar uzayacak öyle gözüküyor. Hoşlarına gitti. Meclissiz, akşam yazıp keyfi KHK'lar hoşlarına gitti. Şimdi denetim dediniz oradaki soruda. Denetim mekanizması şu sistemde bile yok. Biz gittik bu KHK'lar için Anayasa Mahkemesi'ne biliyorsunuz, yetkim yok dedi. Daha önceki dönemlerdeki OHAL'lerde çıkarılan KHK'lere dönük iptal kararları var. Yürütmeyi durdurma kararı var. Şimdi kendi içtihadını da göz ardı eden bir yüksek yargı ki bu içler acısı. Bir yüksek yargı organı için içtihadını dahi görmemek, ben tamamen güdümlüyüm, ben tamamen emir komuta altında karar veriyorum demektir. Acıdır bu acıdır. Kaldı ki Avrupa Konseyi’ne bağlı ki biz kurucu üyesiyiz Avrupa Konseyi'nin, biliyorsunuz bu üye ülkelerin anayasal çerçevelerini denetleyen, denetleyen değil de oradaki değişiklikler hakkında yorumlar getiren evrensel hukuka göre bir Venedik komisyonu var. Bu önemli bir komisyondur. Bizim KHK'ların ilk dördü için T.C. Anayasası'na, evrensel hukuka, insan haklarına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin birçok maddesine aykırıdır, kabul edilemez, demokrasiyle bağdaşmaz diye çok ciddi olumsuz raporlar var. Bunlar Türkiye'yi zora koşan Türkiye'ye kötülük yapan şeyler değil. Bunlar üyesi olmaya çalıştığımız, çağdaş hukuk devletlerinin o ailenin sizin hukukta yarattığınız boşlukları, hukukta meydana getirdiğiniz ihlalleri yorumlayan denetleyen raporu. Bir sürü ülkenin hukukçusu, bu işlerden anlayan. Çok acı bunlar. Bunlara da bakmak lazım Venedik Komisyonu'nun Türkiye'deki KHK'ler ile ilgili raporları çok acıdır.

 

 

 

Mustafa Toygar: OHAL ilan edip, anayasa mahkemesinin tüm üyelerini azledebilirsiniz, böyle bir uygulamada ne yapılabilir?

Prof. Dr. A.Haluk Koç:  Yok oldu yaşadık işte, iki tane üyesini biliyorsunuz paldır küldür...

Mustafa Toygar: Tamamını azledip..

Prof. Dr. A.Haluk Koç: İki tanesini yaptılar tamamını da yapabilirler. Mecliste bir ihtimal benim seçtiğim milletvekilleri bana karşı başkaldırıyor meclisi feshederim. Anayasa Mahkemesi üyeleri benim verdiğim direktifin dışında bir uygulamaya bir hukuksal karara imza atıyorlar OHAL çerçevesinde veya OHAL ilan ederek onları da azlederim. Bu nedir? Bu bir rejim değişikliğidir. O zaman bir meşruti sisteme geçiyoruz. Bir ferman devletine, fermanlar idare edilen fermanı da KHK'ler şeklinde alabilirsiniz. Hiç bir denetim yok. Maalesef böyle bir sürece giriyoruz.

Mustafa Toygar: Sizin de başında söylediğiniz gibi Türkiye'nin iyi kötü monarşik de olsa 150 yıllık bir tecrübesi var.

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Tabi ki. Bunlara bakın, 1876'ya bakın, 1908'e bakın. 1908 meclisine bakın. Ne şartlar altında. Orada yurtseverler var. Gidiyor Osmanlı İmparatorluğu, çöküyor buna isyan edenler var. Sonra Malta'ya gidenlere bir bakın. Onlardan sıyrılıp Kurtuluş Savaşı'na nüve teşkil edenlere bir bakın. Türkiye bunları yaşamış, tarihini bu kadar çabuk unutan bir millet olabilir mi?

 

Mustafa Toygar: Aynı gün yapılmasına karşın, başkanlık seçimi iki turlu, genel seçimler ise tek turlu olacak. Seçimlerde başkanın belirlenmesi ikinci tura kalabilir. Böyle bir durumda, başkanlık seçimi TBMM’de ortaya çıkan aritmetiğe göre yönlendirilebilir mi? Diğer taraftan başkan ile TBMM’deki çoğunluk grubu ‘ayrı’ partilerden olursa TBMM ile başkanın uyumlu çalışması nasıl mümkün olur?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Valla değişik bir sürü böyle ortada olan konu var.  Bütün bunlar teknik olarak ihtimal dâhilinde olan konular. Tabi bizim varsayımımız ne üzerine bu kabul edilirse üzerine. Ama ben o faraziyeyi tersine çevirmek istiyorum, kabul edilmemesi üzerine düşünmek istiyorum. Onun için bu soruyu es geçiyorum.

Mustafa Toygar: Son sorum, Referandumda, MHP yönetimi EVET oyu kullanacağını söylerken taban ağırlıklı olarak HAYIR diyor. HDP yönetimi HAYIR derken tabandan EVET sesleri de yükseliyor bu ne anlama geliyor? Kimler ne gibi beklentiler içerisindedir?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Buna genel bir siyasi cevap vererek bitireyim. AKP değişik zaman dilimlerinde değişik yol arkadaşları buldu kendine bunlarla beraber yürüdü. Şimdi yakın dönemde yürüdüğü yol arkadaşlarını biliyorsunuz bıraktı, şimdi MHP ile bir yol yürümeye çalışıyor ama her seferinde yol yürüdüğü arkadaşlarıyla bir amaca doğru yürüdü. O amacını sağladıktan sonra yürüdüğü yol arkadaşını yarı yolda bıraktı otobüsten indirdi yeni yol arkadaşları buldu. PKK'yı indirdi, PKK ile sarmaş dolaştı biliyorsunuz. PKK'yı indirdi şimdi ne idüğü belirsiz, ne olduğu belli olmayan, onun için konuşmamızın başında söyledim mutlaka MHP yöneticilerinin bilhassa sayın genel başkanlarının Türk Milletine açıklaması lazım bu tavır değişikliğini. Genel geçer söylemlerle olmuyor bu iş. Dün ne söylüyordun bugün niye bunu söylüyorsun? Gerekçesi ne? Orada kilitleniyor iş. Yarın bu anayasa değişikliğini yapıp istediğini elde ettikten sonra seni otobüsten indirmeyeceği ne malum ki indirecek. Eski arkadaşlarını bıraktıklarını tekrar alabilir. Kanun açık. Büyük Ortadoğu Projesinde kendisine verilen rolün tam ifası için tekrar otobüsü istenen istikamete rotaya sokabilir. Zararı kim görür? Türkiye Cumhuriyeti Devleti görür. Onun içi beka sorunu diyoruz. Yani ayin-esi iştir kişin lafa bakılmaz. Laf bol ama yaptığın işe bakacaksın. Sen bunları yaptın mı kardeşim? Yaptın. Kandırıldık diyerek, aldatıldık diyerek bu millete verdiğin zararları ben unutmam. Unutabilenler varsa onun için CHP'nin buradaki milliyetçilik okunun ne kadar önemli olduğunu bir kere daha görüyoruz.

 

  Mustafa Toygar: Özet olarak vatandaş bu anayasa değişikliğine niçin Evet ya da hayır desin?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Deminden beri onu söylüyoruz. Kaderini tek kişiye teslim etmemesi lazım. Tek kişi yarın bir gün çok farklı, mevcut sayın cumhurbaşkanın

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!