• 06 Ağustos 2021 06:56

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Burhan Kuzu gibi düşündüğünü sanmıyorum…


 

      “Yurtta sulh, cihanda sulh”

      Atatürk’ün sözü…

     AKP milletvekili ve dahi anayasa profesörü Burhan Kuzu; “yurtta sulh, cihanda sulh… Bir anlamı yok, çok doğru bir söz ama bugün için bir anlamı yok…” diyor.

      Burhan Kuzu; ne demek istiyor, niçin böyle bir tartışma başlatıyor, nereden icap etti?

     Atatürk antipatisi olabilir mi?

     Atatürk tüm dünyaya, “Dünyada ve yurdumuzda savaş olsun istemiyoruz, biz barıştan yanayız” bildirgesini yayınlıyor.

     Bunun neresi yanlış Allah aşkına…

     Bakın Kur’an-ı Kerim ne buyuruyor?

     “Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe(İslam’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık düşmandır.”  (Diyanet İşleri Başkanlığının –Bakara, 208- bu ayetin mealinde görüldüğü gibi, ‘İslam’ aynı zamanda ‘Barış’ anlamında kullanılıyor)

     “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et. Çünkü o hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir” (Enfal-61)

     Kur’an-ı Kerim’deki barışla ilgili başkaca Ayetleri ve Hadis-i Şerifleri buraya sıralayacak değiliz.

     Ne yani, Kur’an-ı Kerim’deki barışla ilgili ayetler ve Hadis-i Şerifler bugün anlamsız hale mi geldiler?

      Başta Cumhurbaşkanımız Erdoğan olmak üzere biz tüm Müslümanlar dünyaya, İslam’ın barış dini olduğunu, barıştan yana olduğunu haykırırken,  Burhan Kuzu, Atatürk’ün; “dünyada ve Türkiye’de barış olsun” temennisinin anlamsız olduğunu iddia ediyor.

     Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın böyle düşündüğünü hiç zannetmiyorum.

     “PKK saldırıyor, PYD saldırıyor, DAEŞ saldırıyor ne yapacaksınız”  diyor Burhan Kuzu…

     Ne alaka!...

     Kim saldırıyorsa misliye elbette cevap vereceksin, İslam’ın ruhunda da bu vardır…

     Atatürk döneminde de, sonuncusu Dersim İsyanı olmak üzere toplam 24 isyan çıkmıştır ve bunlarla en acımasız şekilde mücadele edilmiş-savaşılmış ve bu isyanların tamamı bastırılmıştır.

      Atatürk’ün “Cihanda Sulh”u da içeren ilkeyi, 1931 yılında, Avrupa’da dünya barışının açık seçik olarak tehlikeye girdiği bir dönemde ortaya attığını görüyoruz. Milletçe, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı amaçlayan Atatürk, bozulacak bir dünya barışının Türkiye’nin modernleşme ve çağdaşlaşma atılımında yapabileceği olumsuz etkileri biliyor, Türk milletinin kısa zamanda eksikliklerini tamamlayabilmesi için dünya barışının devamında zaruret görüyordu.

      Atatürk, ne pahasına olursa olsun bir barıştan da yana değildir. Nitekim 1923’te yaptığı bir konuşmada “Behemehâl şu veya bu sebeple milleti harbe sürüklemek taraftarı değilim, Harp zarurî ve hayatî olmalıdır. Gerçek kanaatim şudur: Milleti harbe götürünce vicdanımda acı duymamalıyım, ‘öldüreceğiz’ diyenlere karşı ‘ölmeyeceğiz’ diye savaşa girmeliyiz.

     Barıştan yana olan Atatürk, Misakı Milli’den de asla vazgeçmiyor. Amerikalı general Mc.Arthur "Hatıralar"ında büyük devlet adamlarından biri olarak tanıdığını ifade ettiği Atatürk'le 1933'te Ankara'da yaptığı bir röportajda şunları kaydeder: "Sizin Türkiye'nin geleceği hakkında tasavvurlarınız nedir diye sorduğumda ''Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve Adalar'ı geri alacağım. Selanik de dâhil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım."

     Evet, Burhan Kuzu, barıştan yanayız ama bize saldıranlara elbette misliyle karşılık vereceğiz ve hakkımız olanı da alcağız.

     Bu bir politika, iyi bir politika…

     Çok daha güçlendiğimizde, yeniden Viyana kapılarına ay yıldızlı bayrağımızı niçin dikmeyelim ki?

     Bak sen de politika yapıyorsun, Meclis Başkanlığının iki dönem yapılmasına karşı çıkıyorsun. Niçin? Sıra belki sana da gelir diye…

     Boşuna heveslenme hocam, bu kafayla zor…

      Yurtta sulh, Ortadoğu’da sulh, Doğu Türkistan’da sulh dünyada sulh temennisiyle…

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!