• 23 Nisan 2021 20:26

Orhan Aldıkaçtı’nın Kehaneti (1)


Bahriye mektebinde iken Hukuk derslerimize zamanın Anayasa Profesörlerinden Orhan Aldıkaçtı giriyordu. Kendisinin komünizm ile ilgili oldukça ağır sözlerinden dolayı Marksizm’e gönül vermiş öğrencilerin nefretini kazanmıştı. Boyu da kısa olduğu için “Minik Yobaz” lakabı takılmıştı. O devir; Marksistlerin güçlü olduğu bir devirdi ve Komünizme karşı gelen birisi olmak yobaz denmesi için yeterliydi.
Hoş bende Aldıkaçtı’yı sevmezdim lakin benimki solculuktan değildi. Çünkü Aldıkaçtı, halen yürürlükte olan 1982 Anayasasının mimarıydı ve 12 Eylül 1980 darbecileri ile arasından su sızmıyordu. Evren’e “nasıl bir anayasa istiyorsunuz?” diye sormuş o da “şöyle tazelerinden olsun biraz da üsttekilerden” diyerek, kendilerine manavdan şeftali alır gibi bir anayasa hazırlamıştı.
Kenan Evren, dindar insanlara yaptığı baskı ve zulüm ile meşhur olmuş faşist bir darbeci idi. Dini konularda ahkâm kesmekten hoşlanırdı. Erzurum gibi dindar bir vilayette konuşurken dahi utanmadan orucunu bozacak kadar küstah birisiydi.
Sık sık tv ekranına çıkmayı severdi. Netekim, askeri okul öğrencilerine dünyayı dar etmek için elinden geleni ardına koymazdı. Bu faşist darbeci zamanında binlerce askeri okul öğrencisi okuldan atılmıştı. Televizyon ve meydanlarda yaptığı konuşmalarda iki sözünden bir tanesi “irtica” olup askeri okulda irticaya taviz verilmeyeceğini tekrar eder dururdu.
Tabii durumdan vazife çıkaran okul yöneticileri de namaz kılan askeri okul öğrencilerini takibe alır (bugünkü ifade ile fişler) okul bitmeden okuldan postalamaya çalışırdı. Amirlerinin gözüne girmek için okuldan atılan binlerce öğrenci için kâbus dolu yıllardı. Biz de fişlenmiş öğrencilerdendik ve defalarca sorguya çekilip anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getirirlerdi. Sayısı binlerce olan bu öğrencilerle ilgili bir hatıramı söylersem işin vahametini anlayabilirsiniz…
Bir gün İstanbul Üniversitesinde doktora dersleri alırken hocamızdan birisi Kara Harp Okulundan Talat Aydemir zamanında atılanlardan çıkmıştı. Hangi okuldan geldiğimizi sorardı. Askeri okul cevabını alınca da eyvahlar olsun başlardı kendisine yapılan haksızlıkları anlatmaya…
Eşimin başörtüsü nedeniyle Yüksek Askeri Şura Kararları ile ordudan atıldığım için irticanın ne derece tehlikeli olduğunu da bu vesile ile öğrenmiş oluyordum. Neyse ders bittikten sonra sınıf arkadaşlarımdan bir tanesi kimsenin duymamasına özen göstererek “biliyor musun ben de Kuleli Askeri Lisesinden atıldım” dedi. Daha sonra bazı öğrenci ve hocaların da Gülhane Askeri Tıp Akademisinden ve diğer askeri okullardan atıldığını söyledi. Çok şaşırmıştım. Meğerse etrafımız irtica kaynıyormuş da haberimiz yokmuş.
O dönem yine doktora dersi hocalarımızdan “ikna odaları” Profesörü Nur Serter’den de ders alıyordum. Askeriyeden atılan öğrenciler belli ki irticanın belini kıramamış bu sefer üniversite öğrencilerinin canına düşmüşlerdi. Öğrenci kıyımı müthişti. Binlerce başörtülü kız ya okuldan atıldı ya da başlarını açmak zorunda kaldı.
Bu kıyımda toprağı bol olsun bir ilahiyat profesörü ve meşhur zındık F. Gülen’in büyük rolü vardır.  Zira “başörtüsü teferruattır” ve Kuran’da başörtüsü yoktur gibi sözler; bu denyoların işiydi. Faşistlere müthiş bir güç hatta kuvvet, moral ve motivasyon sağlamışlardı. Biz kavga gürültü ile “tam başörtüsü zulmünü kaldırdık” derken bu kavatlar tekere çomak sokmuş zulüm yeniden hortlamıştı.
İşte “seksenli yılların” kısa bir özeti budur. Meşhur Tv dizisinin yapımcıları, benim bu sözlerimi de senaryo haline getirip yayınlaması gerekir. Çünkü toplumun çok büyük bir kesimi bundan etkilenmiştir.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!