• 22 Nisan 2021 23:53

Niçin Yeni Anayasa ve Cumhurbaşkanlığı Sistemi? (1)


Eskiden padişahların kralların dalkavukları olurmuş. Bunlar şaklabanlık yapıp padişahın neşesini yerine getirmeye çalışırmış. Günümüzde ise bu işi bilim adamı kıyafeti giymiş Profesör ünvanlı şaklabanlar yapıyor. Mevcut askeri vesayet sistemini halkımıza demokrasi diye yutturmaya çalışıyorlar.
Hâlbuki Osmanlı devrinde dahi çok partili hayata alışmış ve özgürlüğün ne demek olduğunu çok iyi bilen bir toplum geleneğimiz var. Hatta Osmanlı Devletinin en güçlü dönemlerinde dahi padişahlara kafa tutan hatta hakaret eden Zembilli Ali Efendi gibi büyük alimler vardır.
Hakikatli bir lâtife: Sultan Süleyman Kanunî, kesretli kırk çeşme sularını İstanbul'a getirdiği vakit, Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi ona demiş: "Hilâf-ı şeriat kanunları Avrupa'dan getirdiğin cihetle, İstanbul'a öyle bir sıçtın ki, o getirdiğin suların cümlesi üzerinden akıp geçse yüz senede temizleyemez.
Sene gelmiş 2017 yılına aradan 500 yıl geçmiş fakat dalkavuklukta çağ atlamış insanlar var. Ne yazık ki bunların çoğu bilim adamı görüntüsü içinde Baskı ve otoriter yönetimi bir yaşam biçimi haline getiren bu insanlara bir anayasa dersi vermek icap ediyor. Aslında her türlü hakareti ve aşağılanmayı hak ediyorlar lakin biz terbiyemizden taviz vermeden çocukların dahi anlayabileceği bir lisan ile bu konuyu izah etmeye çalışalım.
Kesintisiz faşist darbelerle ülkeyi yönetmeye çalışan bu zihniyet en nihayetinde 15 Temmuz 2016 tarihinde halkın tokadını yedi ve kıyamete kadar unutamayacağı bir ders aldı. Bundan sonra hiçbir güç askeri darbe yaparak millet iradesini yok sayamaz. Halkımız ne diyor ve neyi istiyor ise buna saygı göstermeli ve boyun eğmelidir.
Özgürlük ve hürriyet taleplerini Cumhuriyet devrinde de sürdürmek isteyen halkımız bizzat M. Kamal engeli ile karşılaşmıştır. Batı ülkeleri ve özellikle de İngilizler ile iyi ilişkiler kuran bu otoriter yönetim, 1938 yılında yani M. Kamal öldüğü halde dahi değiştirilememiştir. Zira yerine geçen İsmet İnönü, 1946 yılına kadar “ Milli Şef İdaresi” adı altında halkımızı demir bir yumruk ile yönetmeye devam etmiştir.
Muasırları olan Hitler ve Mussolini, elbette kurulan bu düzenden ilham almıştır. Faşizmin sembolü olan “balta ve çubuklar” CHP’nin ilkeleri olan “6 Ok’a” ne çok benzemektedir. İşte ideolojisini bu baskıcı rejimden alan Kamalizm, nihayet halkın desteğini alan Erdoğan liderliğindeki özgürlük mücadelesine karşı mağlup olmak üzeredir. Devlet Bahçeli ile anlaşan hükümet yakın bir zamanda faşist anayasanın önemli bir maddesini daha tarihin çöplüğüne atmak için çalışmalarını hızlandırmıştır.
Jakoben bir anlayışla hareket eden ve “halk için halka rağmen” zihniyetinin 15 Temmuz’da yediği büyük darbeden sonra bir daha asla eski günlerine dönmesine imkân yoktur. Tanklara ve savaş uçaklarına karşı kanıyla canıyla elde edilen vatan müdafaası bir avuç darbe özentisi politikacıların keyfine göre düzenlenemez. Elbette bu darbecilerin tekrar devleti ele geçirmesine müsaade edilmeyecek ve gerekli anayasal değişiklikleri yapan TBMM kararı halkın büyük bir kesimi tarafından kabul edilecektir. Bu hep böyle olmuştur ve yine vatan ve milletimizin selametine vesile olacaktır.
İnsan hakları, din ve vicdan özgürlüğü başta olmak üzere bütün özgürlükleri kısıtlayan askeri vesayet sistemi artık devrini tamamlamak zorundadır. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 ve 15 Temmuz 2016 darbelerinin ortak özelliği; ilhamlarını bizzat M. Kamal’in hayat hikâyesinden almış olmasıdır. Halkı adam etmek için gerekirse silah kullanmak hatta tanklarla ezmek olan bu vahşete bir son vermek gerekiyor. Bu faşist yöntemleri “demokrasi” diye yutturmak isteyen bilim adamları dahi kendine bir çeki düzen verip kursağından geçen milletin verdiği parayı hak etmesi gerekiyor. Cebri keyfi küfriden yani zorla inançsız zorbaların kabul ettirdikleri faşist metinleri metinlerden kanun ve anayasa olmaz. İnsanların din ve vicdan özgürlükleri başta olmak üzere her türlü baskıya karşı korunduğu bir anayasaya ihtiyacımız var.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!