• 14 Mayıs 2021 17:15

Niçin Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi?(1)


Faşizm yönetimini halkımıza demokrasi diye yutturmak isteyen bir zihniyet var. Hâlbuki Osmanlı devrinde dahi çok partili hayata alışmış ve özgürlüğün ne demek olduğunu çok iyi bilen bir toplumumuz var. Baskı ve otoriter yönetimi bir yaşam biçimi haline getiren bu insanlara bir anayasa dersi vermek icap ediyor. Aslında her türlü hakareti ve aşağılanmayı hak ediyorlar lakin biz terbiyemizden taviz vermeden çocukların dahi anlayabileceği bir lisan ile bu konuyu izah etmeye çalışalım.
Kesintisiz faşist darbelerle ülkeyi yönetmeye çalışan bu zihniyet en nihayetinde 15 Temmuz 2016 tarihinde halkın tokadını yedi ve kıyamete kadar unutamayacağı bir ders aldı. Bundan sonra hiçbir güç askeri darbe yaparak millet iradesini yok sayamaz. Halkımız ne diyor ve neyi istiyor ise buna saygı göstermeli ve boyun eğmelidir.
Özgürlük ve hürriyet taleplerini Cumhuriyet devrinde de sürdürmek isteyen halkımız bizzat M. Kamal engeli ile karşılaşmıştır. Batı ülkeleri ve özellikle de İngilizler ile iyi ilişkiler kuran bu otoriter yönetim, 1938 yılında yani M. Kamal öldğü halde dahi değiştirilememiştir. Zira yerine geçen İsmet İnönü, 1946 yılına kadar “ Milli Şef İdaresi” adı altında halkımızı demir bir yumruk ile yönetmeye devam etmiştir.
Muasırları olan Hitler ve Mussolini, elbette kurulan bu düzenden ilham almıştır. Faşizmin sembolü olan “balta ve çubuklar” CHP’nin ilkeleri olan “6 Ok’a” ne çok benzemektedir. İşte ideolojisini bu baskıcı rejimden alan Kamalizm, nihayet halkın desteğini alan Erdoğan liderliğindeki özgürlük mücadelesine karşı mağlup olmak üzeredir. Devlet Bahçeli ile anlaşan hükümet yakın bir zamanda faşist anayasanın önemli bir maddesini daha tarihin çöplüğüne atmak için çalışmalarını hızlandırmıştır.
Jakoben bir anlayışla hareket eden ve “halk için halka rağmen” zihniyetinin 15 Temmuz’da yediği büyük darbeden sonra bir daha asla eski günlerine dönmesine imkan yoktur. Tanklara ve savaş uçaklarına karşı kanıyla canıyla elde edilen vatan müdafaası bir avuç darbe özentisi politikacıların keyfine göre düzenlenemez. Elbette bu darbecilerin tekrar devleti ele geçirmesine müsaade edilmeyecek gerekli anayasa değişiklikleri yapılacaktır.
İnsan hakları, din ve vicdan özgürlüğü başta olmak üzere bütün özgürlükleri kısıtlayan askeri vesayet sistemi devrini tamamlamak zorundadır. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 ve 15 Temmuz 2016 darbelerinin ortak özelliği; ilhamlarını bizzat M. Kamal’in hayat hikâyesinden almış olmasıdır. Halkı adam etmek için gerekirse silah kullanmak hatta tanklarla ezmek olan bu vahşete bir son vermek gerekiyor.
Her darbeden sonra halkın özgürlük ve hürriyet aşkını engellemek maksadıyla dayatılan ve alternatifi olmayan vesayetçi anayasaların değiştirilmesi vakti çoktan gelmiş de geçmiştir.
15 Temmuz 2016 tarihi bu coğrafyada yaşayan bütün halklar için bir milat olmuştur. Artık kanıyla, canıyla, dişi tırnağı ile özgürlüğünü kazanan bir toplumun önünde hiçbir top tüfek duramaz. Daima 15 Temmuz darbecilerin akıllarına gelecek kabus dolu rüya görmeye devam edeceklerdir. “Jakoben” ve “baskıcı” yönetim anlayışından vaz geçmek kendi menfaatleri icabıdır.
Bu vesile ile 15 Temmuz’da şehit düşmüş bütün vatanseverler için Allah’tan rahmet diliyorum… 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!