• 14 Mayıs 2021 15:33

Münhasır Ekonomik Bölge veya Kıta Sahanlığı (2)


Türkiye ve KKTC ile Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan arasındaki krizin temel sebebi ise Rum Yönetiminin Kıbrıs’ın yegâne temsilcisi olarak adanın kaynaklarını istediği gibi kullanabileceğini iddia etmesi, bunun karşısında ise Türk tarafının adanın zenginliklerinin oradaki halka ait olduğu ve Kıbrıs’ın nihai statüsü belirlenmeden bu zenginliklerin işletilmesinin doğru olmayacağı yönündedir.
Bölgede dengeleri değiştiren en önemli faktör ise Türkiye ve İsrail arasında yaşanan krizdir. Bunun neticesinde Türkiye’nin yalnızlığa itilmesi amaçlanmakta idi. Mavi Marmara olayı ile İsrail’e özür dileten Türkiye, inisiyatifi büyük ölçüde ele geçirmiş durumdadır. Zira coğrafya Türkiye’ye çok büyük imkanlar sağlamaktadır.
Önceki yıllarda Türkiye, donanmasını aktif olarak kullanarak haklarını kaybetmemeye çalışıyordu. Fakat politik çıkışlar yaparak çıkarlarını korumak hem daha kolay hem de ucuzdur. Gerektiğinde sert güç olarak donanma elbette kullanılabilir lakin bunun zamanlamasını iyi yapmak şarttır.
Koca Piri Reis isimli araştırma gemisinden sonra satın alınan dünyanın en son teknolojilerle donatılmış araştırma gemileri, bölgede Türkiye’nin kıta sahanlığından doğan hak ve menfaatlerini korumaya çalışmaktadır. Yıllar önce Türkiye, “Hora” isimli sismik araştırma gemisini Ege Denizi’ne göndermiş gemi Ege’ye açılmış ve Yunanistan ile bir sıcak çatışmanın eşiğine gelinmişti. Fakat şimdilik böyle bir ortam mevcut değildir. Barışçıl yöntemlerle problemleri çözme imkanı vardır.
Türkiye, Akdeniz’de aynı stratejiyi uygulayarak “Bölgede benim de sözüm geçer” ve “Kıbrıs’ta adilane bir çözüm yapılmadan anlaşma imzalanamaz” hükümlerini kabul ettirmek istemektedir. Gerçekten de işi zordur. Zira neredeyse komşularının tamamı karşı safta olup AB ülkelerinin desteğini de almışlardır. Bununla birlikte donanmasından başka İslâmiyet yönüyle tarihten gelen bir gücü, etkisi de vardır. Bu ise asla ihmal edilmeyecek derecede önemlidir.
Mısır, İsrail ve Lübnan, Kıbrıslı Rumlarla MEB konusunda anlaşmış Akdeniz’de sınırlarını belirlemişlerdir. Fakat anlaşmayı yapan taraflardan biri olan Mübarek rejiminin yerine gelen Mursi, Türkiye ile ilişkileri gittikçe daha iyi bir noktaya getirmiştir. Belki de bu nedenle Mısır, askeri darbeye maruz kalmış ve sonunda yine eskiden olduğu gibi şer ittifakının içinde yerini almıştır.
Akdeniz’de Müslüman Arap ülkeleri yöneticileri farklı düşünse de halk Türkiye’ye sempati ile bakmaktadır. Müslüman mahallesinde salyangoz sattırmak istemeyen Türkiye, Müslüman devletlerle iyi ilişkiler kurmak zorundadır. “Fırat kalkanı” harekatı ile Türk-Arap kardeşliği güçlenmiş olup bunu daha da geliştirmek herkesin menfaatinedir.
Önümüzde çok önemli günler var. Rusya-İran-Suriye-Irak-Lübnan-İsrail-Yunanistan-Mısır-Libya ekseninde önemli gelişmeler yaşanıyor. İslam mukadderatını ilgilendiren bu zorlu süreçte İslam kardeşliğini ön plana çıkarmak şarttır. Daha önce sık sık tekrarlanan ırkçı söylemlerden ve özellikle de Arap düşmanlığından kaçınmak devlet yöneticilerinin boynuna borçtur, vesselam... 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!