• 14 Mayıs 2021 16:37

Darbeci Generalleri Tam da Yenmek Üzereydik (1)


28 Şubat 1997 Post Modern Darbesinin en önemli dayanağı başörtüsü olup bu yüzden binlerce asker, bürokrat ve çalışan işlerinden atılmıştır. İşte bu dönemin unutulan bir yönünü ve Feto ile Yaşar Nuri Öztürk’ün bir ihanetini daha anlatmak istiyorum.
28 Şubat 1997 Post Modern Darbesinde faşist generaller, başörtüsünü gerekçe göstererek Silahlı Kuvvetlerde büyük bir kıyıma giriştiler. Devrin bütün siyasetçileri, bu kirli ve iğrenç muameleye sessiz kaldıkları yetmiyormuş gibi bin yıl sürecek denilen darbe sürecini istemeyerek dahi olsa kabullenmişlerdir. Hatta Ak parti hükümeti döneminde dahi binlerce asker ordudan atılmak durumunda kalmıştır.
Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarına şerh düşmek ordudan atılma işlemini durdurmamıştır. Şerh düşülerek atılan binlerce asker vardır. Ne yazık ki bunların hiç birisi, haksız yere işten atıldıkları kabul edilse dahi; en küçük bir tazminat dahi alamamışlardır. Üstelik benim gibi mecburi hizmetini bitirmediği için ordudan ayrılanlara tazminat ödettirilmiştir. Bu parayı benden istemeyip kefil olan komşumdan alarak insanları çileden çıkarmayı pek iyi bilirler.
2010 Referandumunda YAŞ kararlarının yargı denetimine alınması ile birlikte 6191 sayılı kanun çıkarılmış YAŞ mağdurlarının kamu kurumlarında çalışmasına imkân tanınmıştır. Ayrıca sosyal güvenlik primleri Kuvvet Komutanlıklarına ödettirilmiştir. Bu kanun çıktığında çok sevinmiş diğer mağdurların özellikle de kararname ile ordudan atılanların da haklarına kavuşacağını ümit etmiştik. Lakin aradan 20 yıl geçmesine rağmen hiçbir düzenleme hayata geçirilemedi. Gizli bir el, hazırlanan yasa tasarılarını tam Meclis gündemine gelmişken engelledi. Hala dahi; Ak Partinin bütün organları tarafından onaylanan hatta Cumhurbaşkanının ivedilikle yasalaşmasını istediği bu tasarı, sümen altında bekletilmektedir. Allah akıl ve vicdan versin diyelim, elden başkası gelmiyor…
Tekrar 28 Şubat dönemine dönüp tam başarı kazanmak üzere iken hainlerin nasıl ortaya çıkıp inançlı insanların muvaffakiyetlerine çomak soktuğunu anlatayım. Aynen şimdilerde olduğu gibi gizli bir el, mağdur insanların haklarını almasına mani oluyor bunu da kamuoyunda öne çıkmış Feto gibi aşağılık insanlar eliyle icra ediyordu.
O günkü deyişle “türban” adı verilen Allah’ın emrini yapmaya çalışan vatandaşlarımız acımasızca haksız muamelelere maruz bırakılmışlardır. Hâlbuki türban Hintlilerin kafasına sardıkları boynu açık bırakan ve başörtüsü ile alakası olmayan bir başlık şeklidir. Başörtüsüne siyasi bir içerik yüklemek isteyen darbecilerin diline pelesenk olan bu türban hikâyesi aynı zamanda FETÖ’nün mahiyetinin anlaşılmasında büyük rol oynamıştır.
Dikkat ederseniz ismi “Fethullah” değil “Fetullah” diye geçmektedir. Aynı Kemal değil de “Kamâl” isminin kullanılması gibi. Zira T.C. kimliğinde yazan isimler bu şekildedir. Tek bir harfe bakıp aldanmayınız. Çünkü isimlerde tek harf dahi olsa büyük anlam kaymalarına yol açmaktadır. Bu isimler şahısların istek ve arzuları ile kullanılmaktadır. Örneğin Feto, basit bir müracaat ve işlemle yapılabilecek bu düzeltmeyi yapmamakta “feth” yerine “fet” harflerini kullanmaktadır. Arapça açmak manasındaki söz “kesmek” manasını almaktadır. Keza Arapça ve Türkçe olgunluk güzellik manasındaki “kemal” yerine İbranicedeki “Kamâl” yani “Tanrının gücü” anlamı tercih edilmektedir. Kam veya kamal eski dilde Şaman rahiplere denilir. Kale, burç anlamında kullanılmaz. Keza Kamâl, büyük sesli uyumuna da uymamaktadır, çünkü Türkçe değildir…
Her ne ise bu konuda dahi çok söylenecek söz olup daha önceki makalelerime müracaat edilmesini öneriyor asıl anlatmak istediğim konuyu yani başarıya ulaşmış iken nasıl kaybettiğimizi sonraki yazıda anlatmak istiyorum…
 

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Hasan Hüseyin YILMAZ | 00 0000 00:00

    Vehbi bey 6191 sayılı kanundan yararlanan hem araştırmacı olarak atananlardan hemde emekli olanlardan hatırı sayılır sayıda fetöcü çıktı. Bunu yayınlanan KHK lerde görebilirsiniz.