• 31 Temmuz 2021 08:16

Cumhurbaşkanı Erdoğan Şiir Okudu Diye Hapse Atılmadı (3)


28 Şubat 1997 döneminde YAŞ kararları Anayasanın 125. Maddesi gereğince yargıya kapalı olduğu için hukuki yollardan hiçbir şey yapamamıştık. Bize kalan tek ve son yol olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de aleyhimizde karar vermişti. Gavur da gavurluğunu yapmıştı kısaca…
O tarihteki durum şu şekilde idi: Başörtülü eşi olan orduda görev yapamaz yetmedi kamu da da çalışamazdı. “Yok artık!” diyenler olacaktır. Lakin bunları bir bir yaşadık. Elimde mahkeme belgelerim ve resmi evraklar var, isteyen olursa ibraz edebilirim. Resmen bizlere cüzzamlı muamelesi yapılıyordu. Fakat biz de aynı Erdoğan gibi yılmadık mücadelemize devam ettik.
YAŞ kararı yargıya kapalıydı ama Belediye Başkanının kararları yargıya açıktı. Hemen İstanbul İdare Mahkemesinde dava açtık ve sonunda kazandık. Bu olay şimdiye kadar başarılı olduğumuz ikinci icraat idi. Birincisi ise ASDER’i kurmuştuk. Lakin Gürtuna, darbecilerle işbirliği yapıyordu ve zorunlu olmadığı halde bizler hakkındaki olumlu kararı kaldırmak üzere Danıştay’a temyiz davası açtı. O tarihlerde çok politize olmuş olan Danıştay; hemen Gürtuna’yı haklı buldu ve benim gibi 30’ a yakın kişi üçüncü defa kamudan atılmak durumunda kaldı.
İşte üçüncü defa kamudan atılınca bu sefer ticaret gemilerinde çalışmaya başladım. 2. Kaptanlık ve gemi süvariliği yaparak Rabbimin yazdığı rızkımızı dünyanın bir ucunda aramaya koyulduk. Kaptanlık yaparken başımıza gelen bu olayları bir gazetede yazmaya çalıştım. Bu sayede yazar olduk. Hatta iki tane de kitap yayınlayarak dindar insanların başına gelen olayları dile getirmeye çalıştım. O dönemde müstear isim kullanıyor “Vehbi Horasanlı” olarak makaleler yazıyordum. Aynı isimle “Bahriyede 15 Yıl” ve “Altı Ayda Altı Kıta” isimli 2 kitabımı yayımladım. Haklı davamızı anlatmaya çalıştım.
Bu dönemde yaptığımız en önemli icraatlardan bir tanesi ise ASDER’in kurulmasıydı. Fakat bu iş çok zor olmuştu. Çünkü resmen devletle mücadele ediyorduk. Meşru haklarımız için mücadele ederken sanki devlete karşı geliyormuş gibi bir hava vardı. “Devlete kafa tutulmaz” denilerek destek beklediğimiz kesimlerden köstek yiyorduk. Bu da yetmemiş gibi sivil toplum örgüt yönetiminden habersiz olan bizler kurmaya çalıştığımız kooperatif vakıf ve dernek çalışmalarında birbirimize giriyor, doğru dürüst çalışma dahi yapamıyorduk. Birbirimizi dinlemeye tahammül etmeyi işte bu dönemde ASDER’e katılan Adnan Tanrıverdi Paşa sayesinde öğrenmeye başladık.
Bir kısım arkadaşlarımız “içimizde devlet ajanları var, takip ediliyoruz” diyerek korku ve vesvese veriyorlardı. İşte o günlerde şunu söyleyerek bu sıkıntının aşılmasında yararlı oldum. Dedim ki “Yahu bir devlet düşünün 10 bine yakın askeri ordudan çıkarsın ve bunu takip etmesin. Hiç böyle şey olur mu? Elbette bizi takip edecekler. Lakin bizler; haklı ve meşru davamızda bundan korkup haklarımızı almak için mücadele etmez isek Ruz-i Mahşerde ne yüzle çıkıp hesap vereceğiz”. Bu sözüm üzerine arkadaşlarım bana hak verdiler ve bu vesvesenin önüne geçmiş olduk.
İşte azmin sonu zaferdir. Sabrın sonu selamettir. Müspet hareketle mücadele ede ede onca badireyi atlatarak bu günlere geldik. Baskı ve zorbalığa karşı direnen Erdoğan ve arkadaşları ise devletin en üst makamlarına geldiler. Şimdi yeni bir referandum ile faşist generallerin dayattığı bir anayasayı düzeltmeye çalışıyorlar. Devleti yönetememesi için uydurulan onca faşist anayasa maddesini bir bir kaldırıp yerine güçlü bir Türkiye için gerekli anayasal değişiklikleri yapmaya çalışıyorlar. Allah muvaffak etsin diyerek hem dua hem de referandumda “evet” demek gerekiyor, vesselam…

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!