• 14 Mayıs 2021 16:35

Benzemek İstediğin Kişiyi İyi Seçmelisin


 

Bugün Kamâlistler çok büyük sıkıntı çerisindeler zira resmi tarih yalanları bir bir ortaya çıkıyor. Öyle ki belgeler çuvalla. Hangi bir tanesini inkâr edeceksin. En doğru yol olarak suskun kalmayı tercih ediyorlar ki bence de yapılması gereken en doğru yol budur.

Bugüne kadar mutlak baskı rejimine yani ağır bir istibdada “cumhuriyet” adı verilmiş dinsizlik rejimin koruması altına alınmıştı. İçki içmeyi marifet sayan namus kavramından uzaklaşıp sefahate kucak açan yöneticiler, yaptıkları bu rezaletlere ise “medeniyet” ismini takmışlardı. İşin kötüsü keyfi uygulamaları “kanun” adı altında cebren uygulamaya sokmuşlardı. Yetmedi utanmadan bu inkılap ve devrimleri savunup gözümüzün içine baka baka yaptıkları ile övünüyorlardı.

Fakat artık deniz bitti. Yolun ve yalanların sonuna geldiler. Bundan sonra çocuklar dahi bu yalanlarla dolu resmi tarihe inanmıyor. Sibirya Ekspresi yazarı Grinko’nun dediği gibi: “Yalanlarla istediğin yere kadar gidebilirsin ama asla geri dönemezsin”. İşte şimdi imkan bulsalar geri dönecekler fakat yalanın bini bir para hangisini düzelteceksin ki? Nereye el atsan elinde kalıyor.

Ayet mealinde “Allah şöyle buyuracaktır: Bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve kazanç budur” (Mealli Kuran – Maide süresi ayet 119) ve hadiste “Allah’a verdiğiniz sözde durun. Zira Allah sadıklarla beraberdir. Yalandan da uzak durun. Zira yalanla iman bir arada bulunmaz”.

İşte doğruluk hakkında ne söz söylense ve yalan söylemenin çirkinliği hakkında ne kadar yazı yazılsa az çeker. Yıllardır bize söylenen resmi tarih yalanlarından bir tanesini daha yazarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “beni benzetecekseniz Atatürk’e benzetin” sözü üzerinde biraz durmaya çalışalım. Zira Erdoğan’ın çevresindekiler besbelli kendisini aldatıp kandırıyor. Aksi takdirde bu sözü söylemezdi. Konuyu uzatmadan benzetilmek istediği Kamâl Atatürk’ün Çankaya’da geçen bir içki alemini General Fahrettin Altay’ın anılarından aynen aktaralım. (Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş Ve Sonrası, Eylem Yayınları, Ankara 2008, sayfa 406, 407):

“Akşam Çankaya’ya döndüğümde Atatürk’ü sofrada buldum. Karşısında Inönü oturuyordu. Kendi sağına da Konya Kız Öğretmen Mektebi müdiresi Saadet hanım, solunda isminin Refet Süreyya olduğunu öğrendiğim bir bayan oturuyordu. Inönü’nün sağında Afet Hanım, solunda S. Hanım bulunuyor. Diğer misafirler Şükrü Kaya, Ruşen Eşref, Ali Cenani, Rasim Ferit ve Tevfik Beyler. Gazi konuşuyor sanattan bahsediyor, herkes dinliyor. Bir ara kalktı müziğe vals çaldırdı. Refet Süreyya Hanım’ı dansa kaldırdı. Bu dün akşam bahsi geçen artistmiş. Danstan sonra biraz oturulup içildi, artist bayan bir paravanın arkasında soyundu çıplak denecek bir halde ortaya çıktı açık sarı ince ipekli bir mayo ve tül bir gömlekle serpanten danslar Hindistan oyunları yaptı. Almanya’da 9 sene bulunmuş bu marifetleri öğrenmiş. 30 yaşlarında (üzerinde) mor mor lekeler morfinoman olmak ihtimalini gösteriyor. Yemek neşeli geçiyor, içiliyor, konuşuluyor, alkışlar yapılıyor, arada bir hep birden dans ediliyor. Atatürk Afet hanımla da dans etti. Bu zarif genç pembe ipekli dekolte tuvaleti ve güzel endamı ile göze çarpıyordu. Atatürk bu gece pek neşeli, kimseye laf vermiyor hep kendisi anlatıyor bazen sazendelerle beraber şarkı söylüyor ve onları kendisi sürüklüyordu. Şarkı söylerken bile hanendelerin kendisine takaddüm etmesine meydan vermiyor. Rumeli havalarından pek hoşlanıyor “şahane gözler” türküsü tekrar tekrar söyleniyor, bununla beraber bu eğlenceler arasında kendi kibarlığından, vakarından bir şey kaybetmiyor, arada bir misafirlerimin neşesi benim de neşemdir diyor. Bir ara eskiden yazdığı bir hatıra defteri getirtti. 1918’de Karlsbat’ta Fransızca yazmış. Bundan birkaç sayfayı Ruşen Eşref’e okuttu, Türkçeye çevirtti. Bir şatoda güzel bir dansözle nasıl görüştüğünü onunla çeşitli danslarını açık açık yazmış. Ruşen de uzun boyu gibi yüksek sesi ile bunları ballandıra ballandıra şairane bir eda ile okudu. Ilk gördüğüm bu genç ve güçlü şairden pek hoşlandım.

Inönü az içiyor, kendisini güzel idare ediyor. Atatürk bir ara çıplak dansözle dans etmesini Inönü’ye teklif etti, o kendisine mahsus bir incelikle işi geçiştirdi.

İşte devletin en üst makamında yaşanan bu durum, onlarca devlet kurmuş bir Milletin tarihine sürülen kara bir leke değil midir? Insan bu hatıraları okuyunca ne diyeceğini bilemiyor. Fakat şukadarını rahatlıkla söyleyebilirim ki Cumhurbaşkanı sözlerine çok dikkat etmeli ve kendini benzetmek istediği kişiyi iyi seçmelidir. Aksi takdirde kendisi çok kaybeder. Yetmedi bu millete ettiği onca hizmetin karşılığını alamaz. Benden söylemesi, vesselam…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!