• 24 Haziran 2021 17:19

Bekleyin Gençler Biraz Daha Rahmet Yağsın Sel Yakındır (1)


Necip Fazıl bize şöyle demişti “Gençler, bugün mü, yarın mı, bilemem! Fakat Ayasofya açılacak. Türk'ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya'nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler. Ayasofya açılacak. Hem de öylesine açılacak ki, kaybedilen bütün manalar zincire vurulmuş masumlar gibi onun içinden fırlayacak. Öylesine açılacak ki, bütün değer ölçülerini, tarih hükümlerini, dünyalar arası mahsup sırlarını, her iş ve her şey hakkındaki gerçek miyarları çerçeveleyici bir kitap gibi açılacak.

Allah tarafından mühürlenmiş kalplerin mühürlediği Ayasofya, onların aynı şekilde mühürlemeye yeltenip de hiçbir şey yapamadığı, günden güne kabaran akanını durduramadığı ve çığlaştığı günü dehşetle kolladığı mukaddesatçı Türk gençliğinin kalbi gibi açılacak. Ayasofya'yı artık önüne geçilmez bu sel açacak. Bekleyin gençler… Biraz daha rahmet yağsın… Sel yakındır”.
Ne yazık ki henüz rahmetin bolca yağdığı, kalbimizin ferahla dolduğu günler gelmedi. Bu güne kadar seçim meydanlarında mangalda kül bırakmayan siyasetçiler bir türlü vaatlerini gerçekleştiremediler. Her gün yeni bir mazeret; seçim, referandum, CHP, AB, NATO, Rusya, ABD ve ne kadar karın ağrısı varsa, dile getirmekten bıkıp usanmadılar. Söylenen sözler verilen vaatler unutulup gitti.
Fakat biz bu onursuzluğu ve atalarımızın bize emanet ettiği Ayasofya’ya karşı işlenen cinayeti unutmadık, unutmayacağız da. Bana her gün “Sen Ak Parti’ye laf mı söylüyorsun? Cumhurbaşkanı Erdoğan’a nasıl itiraz edersin? Diye tehdit mesajları geliyor. Bu zavallılar akıllarınca beni korkutacaklarını zannediyorlar. Şunu bilsinler ki değil Ak Parti, kim gelirse gelsin yüzlerine Namık Kemal gibi haykıracağım “Bütün felek cefasın toplasın gelsin dönersem namerdim, vatan yoluna bir azimetten…”
Necip Fazıl gibi tekrar tekrar söylüyorum ki: “Âlemde cüceleşmiş devlerin, eski rollerini takınmasından daha çirkin bir tablo yoktur. Bizi bu hale getiren, annemizin cennet kokulu başörtüsünü sarhoş kusmuğuna bez diye kullanan, milli kültürümüzü çöplüğe ve milli iktisadımızı kumarhaneye çeviren, zekâmızı maymunlaştıran ve kalbimizi kanserleştiren, tarihi 129 yıllık olan bir cereyanın kendi öz evimizde, yüzümüze kapadığı oda, ruh ve mukaddesat odamız… Ayasofya budur.” Bunu anlamayıp hala yılda 200 milyon bilet geliri kazandığını söylüyorlar. Ayasofya’da put yokmuş. Resimler ve haç işaretlerine; bunlar kendi lisanlarında ne diyorlar acaba?
O turistlerden aldığınız haram para sakın “devletin iki yakasının bir araya gelmemesine” neden olan şey olmasın? Bu nasıl bir manevi çöküş ki o kutsal emanet olan Ayasofya’yı üç beş milyona feda edebiliyorsunuz. Şehitlerin kanı, ceddimizin gayreti böyle vefasız evlatlar için miydi? ’Tuh o asrın gayretsiz adamlarına!’ denildiği zaman, yüzümüze gelen tükürükleri nasıl sileceksiniz.
“Ayasofya, muayyen bir idare ve zihniyetin getirdiği, ruhi, ahlaki, içtimai, iktisadi, idari, siyasi felaketler eliyle Batı dünyasına takdim edilen hediye kutusu üzerindeki fiyonglu kurdeledir. Topyekûn şahsiyetlerini düşmana teslim edici böyle hediyeleri veren milletler, hediyeyi alanlar nazarında hakir ve zelildir. Ayasofya'yı kapalı tutmak, Allah'a sövmeye, Kur'an'a tükürmeye, Türk tarihini kabire atmaya, Türk iffetini kirletmeye, Türk vatanını satmaya eşdeğer bir suçtur” diyor Necip Fazıl. Hem de 50 yıl önce…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!