• 15 Nisan 2021 18:10

Bayramda Yurda Dönerken (2)


Bu esnada feribotla yolculuğumuz devam ediyordu. Kendisine bu geminin kaptanı olmadan gidemeyeceğini söyleyerek, Güneş, Dünya ve Ay’ın mükemmel bir şekilde hareket ettiğini, bunların kendi başlarına böylesine sistematik bir şekilde hareket edemeyeceğini söyledim. Mantıklı bulduğunu ifade ettikten sonra bu sefer “Cehennem niçin vardır?” sorusunu sordu. Sadece “iyi bir insan olsak” bunun yeterli olup olmayacağını merak ettiğini söyledi. Nedense Bay Şao, Allah inancını bir türlü kabullenmek istemiyordu.
Ona zaten feribotta seyrettiğimiz için denizcilikle ilgili örnekler vererek Allah’a inanmak gerektiğini anlatmaya çalıştım. Dedim ki; “Benim şu geminin kaptanı olduğumu farz et; eğer bana ‘Sen bu geminin kaptanı olamazsın’ dediğin takdirde sinirleneceğimi ve bana hakaret etmiş olacağını kabul edersin değil mi?” diye sorduğumda, gülerek, elbette böyle bir şey söylenirse, kızmanın normal olduğunu söyledi.
O halde “dünyayı ve yıldızları yaratan ve mükemmel bir düzen içinde idare eden Allah’ı tanımaz isek, bu durum kötü bir şey değil midir?” diye sorduğumda Bay Şao diyecek bir söz bulamadı ve daha önce söylediği sözlerin aksine Allah’a inanmanın gerektiğini ifade etti. Söylediğim örneklerden etkilendiği belli oluyordu. Bundan sonraki konuşmalarımızda bir “ateist” olarak değil de, kendisi ile inanan bir insan gibi konuşmaya devam ettik.
Eşinin inancı olup olmadığını sordum. “Belki” dedi, “Belki de Allah’a inanıyordur” ve bundan mutlu olacağını söyledi. Bay Şao’ya dinsiz bir hayatın olmayacağını, yok olmanın insana çok büyük bir sıkıntı vereceğini anlatmaya çalıştım. Bu arada şu soruyu sordum: “Krallar gibi bin sene yaşamak mı istersin, yoksa sonsuz fakat normal bir hayatı mı arzularsın?”
Çok tuhaf lakin bin sene yaşamayı tercih edeceğini söyledi. “İyi ama yok olmak insana çok büyük bir ıztırap veriyor, kaldı ki sevdiklerimiz, her şey yok olacak, buna kalbin nasıl katlanıyor?” diye söyleyince gülmeyi bıraktı ve ciddî biçimde beni dinlemeye başladı.
Böyle bir şeyi insanların çoğunun asla istemeyeceğimi söyledim. Kalbimizin, sıkıntılı bir hayat bile olsa, sonsuzluğu arzuladığını ifade ettim. Bunu, haklı olduğumu gösteren bir yüz ifadesi ile gösterdi. Sonunda Zhousan Adası'na varmıştık ve sohbetimizi burada noktalamak zorunda kaldık. İnşallah muhatabım Bay Şao, bu sohbetten olumlu bir şekilde istifade etmiştir.
Şao’yu bilmem ama ben Allah’a ve onun son elçisi olan Hazreti Muhammed’e (asm) inanmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu, sohbet sonunda daha iyi anlamıştım. Çinlilerin ölümü çağrıştırdığı için “4” rakamını yani “sı” ifadesini niçin sevmediklerini şimdi daha iyi biliyordum. Rabbimden dileğim; bütün insanların âlemlere rahmet olarak gönderilen son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa’ya (asm) inanmasına vesile olacak fırsatları sunmasıdır.
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!