• 18 Nisan 2021 17:12

Bayramda Yurda Dönerken (1)


Gurbet acısı en çok bayram günlerinde hissedilir. Dünyanın bir ucunda bayramı karşılayan denizciler, ailelerinden ve sevdikleri insanlardan ayrı kalmanın verdiği burukluğu en fazla yaşayan insanlardır.
Fakat bazen bayramlarda yurduna kavuşmanın sevincini hissettiğimiz de olur. Nitekim altı buçuk aylık bir çalışmadan sonra bayramın ilk günü yurduma dönmek nasip olmuştu. Hatta bayram namazını İstanbul’da kılabilmiştim. Bu güzel hatırayı anlatayım…
Tersane onarımları devam ederken kontrat sürem çoktan bitmişti. Sonunda çalışmış olduğum şirket Bahriye’de iken birlikte görev yaptığım Erdal Ağabeyimi benim yerime gemiye göndermişti. İlginçtir Erdal kaptana Estonya’da iken başka bir gemiyi teslim etmiştim. Şimdi ikinci kez hem de yine tersanede gemi teslim ediyordum.
Ramazan ayının sonuna gelmiştik ve taş havuzdan indiğim gün yola çıkmam gerekiyordu. Kaptanlık devir tesliminin hemen ardından 2 gün sürecek dönüş yolculuğum başladı. Çin’in Daishan Adasında gemiden ayrılmış ve havaalanının bulunduğu diğer bir adaya Zhousan’a feribot ile gidiyorduk.
Acente yetkilisi Bay Şao ile özellikle yol boyunca sohbet etmiştik. Daha sonra ülkelerine dönmekte olan benim gibi iki denizci Koreli bir başmühendis ve Filipinli bir İkinci Kaptan ile tanışmış farklı ülke denizcilerinin yaşam tarzlarını öğrenme fırsatı bulmuştum.
Uzun süren yolculuğumuzda Şao’ya hangi dine mensup olduğunu sordum. Bana dininin olmadığını söyledi. Peki, “Allah’a inanıyor musun?” dedim. Yine olumsuz cevap vererek inanmadığını söyledi. Ailesini sordum. Annesinin Budist olduğunu söyledi. Fakat Budizm dinine de inanmadığını ayrıca bu inancı beğenmediğini ifade eden sözler sarf etti. Bu durum beni çok üzmüştü. Sadece Bay Şao değil neredeyse bütün bir Çin, dinden nasibini almamıştı.
Bu arada Konfiçyüs’ü sordum. Konfiçyüs’ün bir din adamı olmadığını ve sadece insanlara öğütler veren iyi bir insan olduğunu söyledi. Bu durumda, sohbet etmeyi sevdiği anlaşılan Bay Şao’ya Allah inancının gerekliliğini anlatmaya çalıştım. Öncelikle ölüm olayını sordum. Bana öldükten sonraki hayatın olmadığını söyledi. Cennet ve Cehennem için de keza aynı şeyleri tekrarladı. “İyi ama yok olmak çok kötü bir şey değil mi?” şeklindeki soruma bu sefer “Sanki başka türlü oluyor mu?” diye soru ile cevap verdi.
İşte o zaman Allah’ın var olduğunu ve bize verdiği “sonsuzluğu” kutsal kitabımız Kur’ân’da ve Peygamberimiz Hazreti Muhammed (asm) aracılığı ile vaat ettiğini söyledim. Bana Peygamber Efendimizi (asm) duyduğunu, ismini vererek anlattı ve yine sordu, “Allah’ı niçin göremiyoruz?” dedi.
Kendisine dünyanın büyük bir imtihan yeri olduğunu ve bu imtihanı ancak Allah’ın var olduğunu söyleyerek kazanabileceğimizi söyledim. Yapılacak şeyin çok basit olduğunu, inanarak “Lâilâhe illallah” demenin imtihanı kazanmak için yeterli olduğunu söyledim. Bu esnada bu cümleyi bildiğini kendi şivesi ile “Lâ ilâhe illallah” sözünü birkaç kez söyledi. Yine soru sorarak imtihan olmanın niçin gerektiğini öğrenmek istedi.
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!