CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç HAYIR'ın şifrelerini açıklıyor

CHP'nin akil adamlarından Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç, HAYIR'ın şifrelerini veriyor.... Koç, anayasa referandumunda neden tercihlerini HAYIR'dan yana yaptıklarını usta röportajcı Mustafa Toygar'a anlattı.

PAYLAŞ
CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç HAYIR'ın şifrelerini açıklıyor
CHP'nin akil adamlarından Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç, HAYIR'ın şifrelerini veriyor.... Koç, anayasa referandumunda neden tercihlerini HAYIR'dan yana yaptıklarını usta röportajcı Mustafa Toygar'a anlattı.
Haber Platosu - Mehmet Şerif

 

(Mustafa Toygar - Haber Platosu Özel)

mustafa@haberplatosu.com

 

Türkiye’nin gerçek akil ve bilge adamları ile “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”ni tartışmaya devam ediyoruz.

Dördüncü röportajımızı da, CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç ile gerçekleştirdik. Haluk Hoca; çok beyefendi, kibar ve bilge kişiliğiyle 40’a yakın sorumuza samimiyetle cevap verdiler. Bize vakit ayırdıkları için de kendilerine teşekkür ediyorum.

Bu röportajın tamamını okumanızı tavsiye ederim, çok çarpıcı ve mantıklı açıklamalar bulacaksınız. Sadece okumakla kalmayın paylaşın, daha çok insanın istifade etmesini sağlayın.

Tarafsız kalma ilkemize dikkat ederek, bir EVET, bir HAYIR şeklinde röportajlarımıza devam ediyoruz elbette. Hemen hemen aynı soruları yöneltiyoruz muhataplarımıza.

Bir nokta dikkatimi çekti, HAYIR diyenler madde madde gerekçelerini gayet güzel sıralıyorlar ama EVET diyenlerin neredeyse tek gerekçeleri, efendim terör örgütleri de bu anayasa değişikliğine HAYIR diyorlarmış.

İnsaf ama bu dönemde aklınız, ferasetiniz tatile mi çıktı be kardeşim?

Tüm kriterlerinizi terör örgütlerinin kararlarına bağladıysanız vay Türkiye’nin haline. Yani, “terör örgütleri ne düşünüyorsa, biz onun tersini yaparız” sizin en büyük kriteriniz olmuşsa demokrasiyi de rafa kaldırmanız çok zaman almayacaktır. İdam cezasının kaldırılmasını en çok terör örgütleri istiyordu ama tüm partiler bir oldunuz ittifakla kaldırdınız.

Bakın demokrasinin en büyük zaaflarından biri, terör faaliyetlerinde suçluların cezalandırılmasında gösterdiği titizlik nedeniyle hukukun yavaş yürümesidir. Hatta delil yetersizliğinden bazı suçluların ceza almaktan kurtulması da söz konusu olabiliyor.

Ama bir de tersini düşünelim, suçlu 5 kişinin ceza almaktan kurtulması mı yoksa 5 insanın masumken ceza alması mı daha büyük felakettir? Demokrasi dışına çıklacaktır demiyorum. Çıkıldığında nelerin olduğunu, suçsuz insanların nasıl zulme maruz kaldığını bili,yoruz. Örneğin; 27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat mağdurlarını zulme uğrayanları gösterebiliriz.

Evet, tüm demokrasi ile yönetilen ülkelerde, terör eylemlerine karşı bir zaaf söz konusudur. Bu nedenle de bütün demokrasi ile yönetilen ülkelerde; OHAL gibi, sıkıyönetim gibi uygulamalar vardır. Yani terörün arttığı dönemlerde, kısmi zaman dilimi içerisinde yine kısmi olarak demokrasiyi askıya alabiliyorsunuz.

21’inci asra kadar insanlığın geliştirdiği en mükemmel rejimin demokrasi olduğunu da kabul etmemiz gerekiyor. Ne yapalım yani terör örgütleri demokrasinin zaaflarından istifade ediyor diye başka bir rejim arayışı içerisinde mi olalım? Demokratik ülkeler bu sorunu genellikle istihbarat sistemlerini geliştirerek hallediyorlar. Zaten önemli olan da suçluların cezalandırılmasından önce suç işlenmesini engellemek değil mi?

Sözü, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Prof. Dr. Ahmet Haluk Koç Beyefendiye bırakalım.  Haluk Koç Hocamızın öz geçmişini röportajın sonunda bulabilirsiniz. (M.T.)

 

PROF. DR. HALUK KOÇ RÖPORTAJI (1. BÖLÜM)

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç HAYIR'ın şifrelerini açıklıyor

SİYASETÇİNİN GÖREVİ, ANAYASAL SINIRLARI AŞANLARI ORAYA ÇEKMEKTİR

Mustafa Toygar: Anayasa'nın 18 maddesini değiştirerek ne yapılmak isteniyor? Sistem mi değişiyor, rejim mi değişiyor?

Prof. Dr. Haluk Koç: Öncelikle teşekkür ederim. Türkiye'de bir gerçek yaşadık. Sayın Cumhurbaşkanı seçildikten sonra anayasal sınırlar içerisinde hiçbir zaman kalmadı. Seçildiği günden itibaren kalmadı. Partisinin kongresine müdahale edişi, daha sonra partisinin milletvekili listelerini onaylaması ve başbakan değiştirmek- azletmek, biliyorsunuz %49,5 oy almış Sayın Ahmet Davutoğlu'na; “Sen git yerine Binali Yıldırım gelsin” demek, bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Şimdi siyasetin görevi ne? Siyasetin görevi Mustafa Bey; eğer anayasa dışılık var ise, anayasal sınırlar dışına çıkmak gerçeği var ise siyasetin görevi hangi noktalarda anayasal sınırlar dışına çıkılıyor, yasal sınırlar aşılmışsa o noktaları yasal mevzuat, anayasal mevzuat içine çekme gayretidir. Onu düzenleyecek siyaset eylemleridir. Biz tam tersini yapıyoruz. Nedir o? Şu andaki anayasal çerçeve dışına çıkmış, yetkilerini aşan bir sayın cumhurbaşkanı var. O zaman biz onun yetkilerini sınırlarına çekmek yerine yeni bir hukuk geliştirelim, bu aştığı sınırlarla yeni bir anayasa yapalım onun yetkilerini tarif eden. Tartışma buradan çıkıyor. Baktığınız zaman Türkiye'de, I. Meşrutiyet’ten itibaren 150 yıllık diyebiliriz;  meşverete dayalı Meclis-i Mebusan'la devam eden sonra TBMM ile devam eden, tek partili dönemden 1950'de iktidar değişikliğine yol açan çok partili hayata geçerek devam eden bir süreç var. Daha sonra darbelerle önü kesilen ve yola kör topal devam eden demokrasimiz, 2020'lere doğru giderken bir tam değişiklikle akamete uğratılmak isteniyor. Yani parlamento etkisizleştiriliyor, işlevsizleştiriliyor ve parlamentonun tüm yetkileri - nedir; en önemli yetkisi yasama yetkisi ve içinden çıkarttığı yürütme organına da kendisi denetleyici pozisyonda kalarak yürütme yetkisini vermek. Bütün bu yetkileri parlamento kendinden alıyor ve tek bir kişiye devrediyor. Yani yasama da tek kişi, KHK ile meclisin yasa çıkarma yetkisinin üstüne çıkıyor. Yürütme erki yasama organından çıkmıyor, hükümet biliyorsunuz dışarıdan kişilerle, hiçbir şekilde millete karşı seçilmişlik ve milli iradenin sonucu olma tablosunu taşımayan yapılardan kurulu bir hükümet, başlı başına tuhaf bir tablo ve buna “Türk Tipi Başkanlık Sistemi” denildi.

TÜRK TİPİ” DİYE TARİF ETMEYE ÇALIŞTILAR, ASLINDA BU BÜYÜK BİR HAKARET

Mustafa Toygar: Onu sorayım ben hemen, yıllardır AKP başkanlık sistemini getireceğini ifade ediyordu, Devlet Bahçeli’nin MHP’si de buna şiddetle karşı çıkıyordu. Adına cumhurbaşkanlığı da dense, bunun başkanlık sistemi olduğunu hepimiz biliyoruz. Devlet Bahçeli MHP’nin parçalanması pahasına niçin başkanlık sistemine evet demiş olabilir? Aslında bu tam anlamıyla başkanlık sistemi mi onu da sorgulamak gerekir.

Prof. Dr. Haluk Koç: Mustafa Bey deminki konuşmamızı, sizin sorunuzla zenginleştirerek oradan bağlayarak devam edeyim. Sistemi, “Türk tipi” diye tarif etmeye çalıştılar, aslında bu büyük bir hakaret. Gerçekten Türklerin tarihine baktığınız zaman, Anadolu öncesine baktığınız zaman, Türklerde; danışma var, kamutay var, kurultay var, beyler var, hakan var, töre var.  Biliyorsunuz “Türk tipi” dediğiniz zaman ve biz buradan, bu geleneklerden gelerek temsili parlamenter demokrasiyi, bir de Kurtuluş Savaşı üstlenerek tam temelli hale getirmişken, şimdi dönüp bütün bu geçmişi unutup tek kişiye, demin söylediğimiz bütün yetkileri verme noktasına geliyoruz. 

BAHÇELİ’NİN İFADE ETTİĞİ GİBİ; "BU BAŞKANLIK DİRETMESİ, DEMOKRASİNİN YIKILMASIDIR”

Mustafa Toygar: Benzer ifadeleri, röportajında Prof. Dr. Orhan Kavuncu da söylemişti.

Prof. Dr. Haluk Koç: Valla aynı noktada demek ki duyarlılıklar buluşmuş oluyor, ben de okumamıştım farkında değildim Sayın Kavuncu'nun böyle bir açıklama yaptığından. Bu benim kendi görüşüm, bunları ben Mecliste de dile getirdim.

Bakın sizin Sayın Devlet Bahçeli ile ilgili sorduğunuz soru, “Hani ne oldu, siz ne düşünüyorsunuz bu tavır değişikliği konusunda” diye sorunun bir bölümü var. Bunu ben anayasa değişiklik teklifinin 3. maddesi üzerinde CHP grubu adına konuşurken, konuşmamın son üç dakikasında Sayın Devlet Bahçeli'ye sordum ve kendi sözlerini okudum. Aynen şöyledir; tutanak yok önümde ama ezbere biliyorum. Şu ana kadar saydığım değer verdiğim bir sayın siyasetçinin bir yakın zaman diliminde söylediği bazı sözleri tekrar ederek konuşmama son vermek istiyorum dedim. "Bu başkanlık diretmesi, demokrasinin yıkılmasıdır. Türk devletinin bölünmesidir. Hırsızlık ruhsatıdır “ gibi birtakım çok ağır değerlendirmeler. Evet, bu sözlerin altına aynen imzamı atıyorum dedim. Ama bu sözleri söyleyen sayın siyasetçinin bana ve Türk milletine bu temel değişimi niye yaptığını, bu sözleri söylerken niye farklı bir noktaya sürüklendiğini açıklaması gerek. Bu sizin sorumluluğunuz dedim. Beni tatmin etmeniz lazım, milleti de tatmin etmeniz lazım. Bunları siz söylediniz ben de imza atıyorum altına, şimdi ne oldu, ne değişti de farklı bir noktaya sürüklendiniz ve böyle bir garabetin temelinde harcınız var? Şimdi karşımızda duruyorsunuz çıt yok.

Hakikaten, Türk milleti merak ediyor. Bunun sebebi nedir? Değişik, yok zarflar gelmiş, zarflar gitmiş, şöyle olmuş böyle olmuş, bunu birinin açıklaması gerekiyor. “Efendim anayasal sınırlar dışındaydı, ülkede çelişki vardı, halk seçmişti, o zaman biz aldığı yetkiye paralel olarak sorumluluklarını da ona göre artıralım diyoruz.” Bunlar doyurucu değil. Bir teslimiyet sergileniyorsa bunu herkesin bilmesi lazımdır. Onun için sayın genel başkanın pozisyonunu henüz tatminkâr bir şekilde Türk milletine açıkladığı kanaatinde değilim. Tablo ne gösterecek onu bilemiyorum. Bu sistem bir hükümet etme sisteminin değişmesi şeklinde sunuluyor farkındasınız. Hâlbuki biz bu bir rejim değişikliği diyoruz. Nasıl rejim değişikliği, çok açık bir şekilde rejim değişikliğidir. Yani tek kişinin kendi hırslarıyla, kendi beklentileriyle, kendi egosuyla karar verebileceği ve koskoca bir ülkeyi bu tarih diliminde belki de dünya coğrafyasının en hassas yerinde oradan oraya sürükleyecek kararları verme riskinin olduğu döneme sokuyoruz Türkiye'yi, buna hakkınız var mı?

Mustafa Toygar: Yasama, yürütme ve yargının tek kişide toplandığı rejime demokrasi denir mi?  

Prof. Dr. Haluk Koç: Mümkün değil. Zaten demokrasinin tarifi mevcut anayasada var. Yani kuvvetler ayrılığı ilkesi demokrasinin temel tarifidir ve burada bütün bunlar da anayasamıza göre Türk milleti adına kullanılır biliyorsunuz. Milli egemenlik yasama organına, içinden çıkan yürütmeye verilmiştir. Yargı bile kararları nasıl verir? Bütün Türk mahkemeleri kararlarını Türk milleti adına verirler.

 

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç HAYIR'ın şifrelerini açıklıyor

ADALET BAKANI, “BİZ 1930'LARA DÖNÜYORUZ” DEYİP TEK PARTİ DÖNEMİNE ATIFTA BULUNUYOR

Mustafa Toygar: 1924 Anayasası’nda kuvvetler birliği vardı. Belki Atatürk'e göre biçilmiş bir gömlekti ama bence daha sonraki İnönü döneminde çok uygun olmadığı görüldü ve değiştirildi.

Prof. Dr. Haluk Koç: Şimdi o kadar büyük çelişkiler yaşanıyor ki Mustafa Bey, Sayın Adalet Bakanı bu konuyu savunurken, ”Biz 1930'lara dönüyoruz” deyip tek parti dönemine atıfta bulunuyor. Oysa biz 2020'lerde Türkiye'yi çağdaş bir ülke konumunu koruyarak ileriye götürmek istemek durumundayız. Hepimizin, siyasetçilerin ortak görevi A partisi, B partisi demiyorum hepimizin temel görevi o. Dünya farklı bir yörüngede artık. Siz 1930'u çok eleştiriyordunuz, 1930 bir savaştan, bir yokluktan, bir millet yaratma dönemi. Hani siz küçümsüyordunuz o dönemi? Hani siz hep temel değerlere karşı çıkıldı, yok edildi her şey gibi bir takım ağır suçlamalar getiriyordunuz. Oysa o bir milletin bir toprağa tutunma ve millet olma dönemiydi. O kadar kolay suçladılar ki...

SON 15 YILDAKİ HİÇBİR BAKAN HESAP VERMEYECEK EĞER BU ‘EVET’ KABUL EDİLİRSE

Mustafa Toygar: O dönemde şartlar da çok farklıydı değil mi? Avrupa'da da şeflikler vardı. I. Dünya savaşı ile II. Dünya savaşı arasında; İtalya'da Mussolini, Almanya'da Hitler, öbür tarafta Churchill hep şefler vardı. Türkiye'nin şartları daha da ağırdı. Yeni bir devlet kuruluyor.

Prof. Dr. Haluk Koç: Avrupa'da demokrasi yok, faşizm dönemi…  Sizin dediğiniz gibi; şefler, führerler, duçeler dönemi. Baktığınız zaman Türkiye I. Dünya Savaşı'nın yaralarını sarmış, demin söylediğimiz gibi burada bir millet olma gayreti içerisinde ve o dönemde kendi ayakları üzerinde durma gayretinde ve Avrupa'da savaş rüzgârları esiyor. Türkiye görüyor onu. Türkiye biliyorsunuz, 1890'lardan, 1922'nin sonuna kadar savaşmış bir ülke, o deneyimi hepsinden çok bilen bir ülke ve Avrupa'daki bu rüzgârları görüyor kendini korumaya çalışıyor. Ben nasıl bulaşmayacağım bu işe ve topraklarımı, insanlarımı, milletimi, bağımsızlığımı, bayrağımı, koruyacağım gayretinde. Bir yanda Stalin, bir yanda Hitler, hangi birinde bir politika yanlışı yapsanız 24 saatte Türkiye'yi dümdüz edebilecek o zamanki güçler ve Türkiye orada ayakta kalabiliyor ezilmiyor. II. Dünya savaşı sonrasında da çok partili rejime yine Türkiye geçiyor.  Biliyorsunuz 1950'de CHP seçimi kaybedip DP'ye iktidarı; barış ve huzur içerisinde, sandıkta, gülerek, alkışlayarak, törenlerle devrettiğinde İsmet Paşa'nın şu sözü unutulmaz; "Evet, seçimi kaybettim ama en büyük zaferimi kazandım." diyor. Bu çok önemlidir. Şimdi bakıyorsunuz demokrasideki hak ve özgürlükleri kullanarak sandıktan çıkan bir siyasi yapı, şimdi kendisini oraya getiren hak ve özgürlükleri toplumdan alarak, teker teker alarak; ifade hakkını alıyor, basın hürriyetini alıyor, tekeller yaratıyor, havuzlar yaratıyor- bir daha sandıktan geldiğini bilerek ama sandıktan gitmemek üzere sistem kurmaya çalışıyor. Evet, gitmemek üzere tedbirler alıyor. Yani demokrasi teker teker yok ediliyor ve bu sistem değişikliğinin temeli de odur. Büyük bir korku var. Dikkat ederseniz bugün de vardı medyada, son 15 yıldaki hiç bir bakan hesap vermeyecek eğer bu EVET kabul edilirse. Geçmişe dönük hiçbir şey sorulamayacak. Biliyor musunuz daha 17-25 Aralık'ın bir sürü şeyi duruyor. Bunu Sayın Bahçeli bizden çok söylüyordu seçimlerden önce. Biz yine Türkiye'nin esenliği için bir koalisyon kuralım diye gayretle uğraşırken 7 Haziran'dan sonra, bütün koalisyon görüşmelerine kapıyı Sayın Bahçeli kapatmıştır. O zaman kursaydın kardeşim, 80 tane milletvekilin vardı, 258 de ötekiydi 338 yapıyordunuz.  

 

HALUK KOÇ RÖPORTAJININ 2. BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ

AKP 'tek devlet, tek millet, tek bayrak' sloganları ile mizah mı yapıyor yoksa?

 

SİZİ KİMLER YARGILAYACAK? SİZİN SEÇTİĞİNİZ ZEVAT YARGILAYACAK

Mustafa Toygar: Yani iki parti kurabilirdi çok rahat. O zaman şartlar çok daha uygundu.

Prof. Dr. Haluk Koç: Ne oldu? Biz kendimiz gayret ettik. Sırf Türkiye bir seçim yorgunluğundan çıktı; ortada kalmasın, Türkiye'deki kutuplaşma ortadan kalksın, bir gevşeme olsun, yumuşama olsun, huzur olsun diye. Hatırlıyorsunuz, bizi eleştirdiler uzun sürüyor diye bizi de masadan kaldırmaya dönüktü bu gayretleri ama CHP onlara, o fırsatı vermedi. Biz kendimizi koruduk 1 Kasım seçimlerinde ama siz 80'ken 40'a düştünüz. Şimdi o geçmişte kaldı.

Baktığınız zaman yasama tamamen tek kişinin egemenliğine geçiyor, bu çok önemlidir Mustafa bey. Yüksek Yargıdan bahsediyorum yani Anayasa Mahkemesi'nin 15 üyesinden 12'sini siz atıyorsunuz geri kalanını meclis seçecek meclisin 3. turdan itibaren salt çoğunluğu seçecek. Bu ne demek hangi parti iktidardaysa onun gösterdiği adaylar seçilmiş olacak. Ve bu yüksek yargının sizin seçtiğiniz kişilerden oluşması, diyelim ki 400 milletvekili bulundu -şartlardan biri de o- siz herhangi bir olaydan yolsuzluk iddiasından dolayı yargılanmak üzere Yüce Divan'a sevk edildiniz, sizi kimler yargılayacak? Sizin seçtiğiniz zevat yargılayacak. Böyle bir şey mümkün değil. Yargıtay, Danıştay bütün yüksek yargı organları keza aynı şekilde oluşacak. Yargı, adalet mülkün temelidir.

Mustafa Toygar: Partilerde demokrasiden bahsetmek de pek mümkün değil galiba?

Prof. Dr. Haluk Koç: Şimdi bakın CHP'yi beğenmeyen olabilir. CHP iyi- kötü ağırlıklı olarak ön seçim yaptı biliyorsunuz. Yani burada kalkıp çok rahat Parti Meclisi (PM) toplantılarında da tanık oluyorum, milletvekili toplantılarında da, çatır çatır milletvekillerimiz çıkar sayın genel başkanımızı eleştirir. Yönetici olarak bizleri de eleştirir. Yani biz kendi içimizde demokrasiyi yaşatmaya gayret ediyoruz. Orada mümkün mü öyle bir şey? Neden? Çünkü elinde kalem kâğıt bekliyor. Nedir o? Kim bana uygun davranmaz ise bir dahaki milletvekili listesinde adını göremez kardeşim diyor. Şimdi böyle bir sistem ve Meclisin tamamen tasfiyesidir. Niye 600'e çıkartıyorsunuz?

 

 

Mustafa Toygar: Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar itibariyle, bugün bir anayasa meselesinin, sistem değişikliğinin gündeme getirilmesini doğru buluyor musunuz? Yani Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi; “Türkiye’nin yeniden Sevr dönemindeki şartlara çekilmek istendiği” bir dönemde bu yapılanlar doğru mu?

Prof. Dr. Haluk Koç: Asla doğru değil. Bunu başından itibaren söylüyoruz. Çünkü anayasa bir toplumsal kontrattır. Toplumsal bütün kesimlerin mutabakatıyla oluşması lazım gelir. Yani devletle milleti arasında bir mutabakattır, bir yasal çerçevedir. Demin ben bir şey söylemiştim, tarihin bu en kritik döneminde dünyanın en hassas coğrafyasında bütün yetkileri, bir milletin kaderini belirleyecek bütün yetkileri ortak akıldan alıp tek kişiye veriyorsunuz. Şimdi o tek kişinin hırsları vardır, tek kişi de nihayetinde bir insandır. Tek kişi kandırılabilir. Yakın siyasi tarihimizde de bir sürü itiraflar var, kandırılma olayı ile ilgili biliyorsunuz. Yeniden kandırılabilir o tek kişi. Sayın Cumhurbaşkanını kast etmiyorum. O da olabilir başka birisi de olabilir göreve gelebilecek olan. Çünkü bu kişiye özel bir şey değil sistem olarak değiştiriyorsunuz rejimi. Peki, bu coğrafyada bu hassas dönemde bu değişiklik bir rejim değişikliği değil midir? Siz kalkıp parlamenter demokratik sistemi, tek adam sistemine yani bir çeşit monarşiye tahvil ediyorsunuz. Tek kişi karar verecek. Tek kişi irade belirleyecek. En basiti bakın 1 Mart 2003. Ben o zaman CHP'nin grup başkanvekiliyim, Samsun milletvekiliyim. Parlamentoda ABD'nin Irak'ta yapacağı operasyonu Türkiye üzerinden yapıp yapmaması, Türkiye topraklarının kullanılıp kullanılmaması üzerine bir tezkere tartışılıyor. Bu şu demek Türkiye'nin direkt olarak Irak savaşına ABD ile beraber girip girmemesi oylanacak. Şimdi biz buna şiddetle karşı çıktık. O zaman bazı görüşler vardı. Efendim Türkiye o dönem fırsat kaçırdı, neymiş o fırsat. Biz Kuzey Irak'a ABD ile girseymişiz, o zaman PKK yapılanmasını orada kontrol edebilirmişiz. Şimdi biz bunlara gülüp geçiyoruz Mustafa Bey. Bugün ABD'nin uzun vadedeki stratejisi Suriye'deki son gelişmelerle net bir şekilde ortaya çıktı. Müttefik olarak yıllardır 1946'dan beri Batı blokunda bulunan, NATO üyesi olan Türkiye mi ABD'nin müttefiki o bölgede şu anda, yoksa PKK artığı PYD'ler YPG'ler mi müttefiki? Yani Türkiye'nin işgaline biz eğer evet deseydik onay verecektik. Bırakın Kuzey Irak'taki PKK'yı sınırlamayı Türkiye topraklarını PKK ile ABD'ye açacaktık. ABD korumasında 62 bin Amerikan askerinin Samsun, Trabzon limanından Nusaybin, Malatya, Erhaç, Diyarbakır, Urfa bütün sınır boyu yerleşmesi ve orada şu anda Suriye'de ne yapıyorlarsa, Türkiye topraklarında aynısını yapacaklardı.

Mustafa Toygar: Aslında PKK, PYD küresel terör örgütleridir ve küresel güçlerin emrindeler. Artık meydan savaşları dönemi bitmiştir. Büyük devletler terör örgütünü kurar onunla istedikleri ülkeyi içeriden çökertir. Bunu görmek lazım, PKK’nın yaptığı bir halk savaşı değildir, küresel güçlerin maşasıdır yani…

Prof. Dr. Haluk Koç:  Bakın bu tahlilimiz şimdi çok daha iyi anlaşılıyor.  ABD'nin Suriye'nin kuzeyinde iş tuttuğu yapılara bakacak olursanız ve koskoca Türkiye Cumhuriyeti, demin tarifini de yaptım.  1946'dan beri Batı dünyasının ve NATO'nun müttefiki, NATO'nun üyesi,  ABD'nin müttefiki Türkiye, düşünün Suriye'de ABD ile ilişkide olan grupların anatomisine baktığınız zaman 1 Mart 2003'te ABD'yi Türkiye topraklarına davet edip bizim üzerimizden Irak'a girmesini sağlasaydık. Kendi topraklarımızda Suriye'nin kuzeyini biz yaratmış olacaktık. Bu kadar açıktır.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç HAYIR'ın şifrelerini açıklıyor

GAZİANTEP BUGÜN FRANSA’DAKİ PATLAMALARDAN SONRA KUTLAMALAR YAPILAN BİR KENTE NASIL DÖNÜŞTÜ?

Mustafa Toygar: CHP'nin Suriye politikasında haklı olduğu ortaya çıktı. Aslında Alparslan Türkeş’in 40 yıl evvel Karadeniz Bölgesi il başkanları toplantısında söylediği bir söz var; "Suriye'ye dikkat edin, Suriye'de bir sorun çıkarsa ve Türkiye'de bunun içine çekilirse faciası olur". Liderin bunları görmesi lazım değil mi?

Prof. Dr. Haluk Koç:  Valla siyasi arşive bakacak olursanız Mustafa Bey, Suriye olayının başlangıcından itibaren -ki ben parti sözcüsüydüm- bütün şu üç cilt konuşmalarımda da var. Sayın genel başkanın grup konuşmalarında da var. Sayın Deniz Baykal'ın eski genel başkanımızın son döneminde yaptığı açıklamalar da var. Tümüne baktığınız zaman CHP gerçekten yapıcı uyarılarını yapmıştır. Eleştirilerini yapmış, önerilerini yapmıştır. Ve biz o zaman hep Esatçılıkla suçlandık. “Vay efendim CHP işte Esatçı”. Ya ne ilgisi var Esatçılıkla, Suriye'de gerçekten bir demokrasi olsun, Suriye'de bütün gruplar demokrasinin getirdiği nimetler içinde yaşasın, baskıcı bir rejim olmasın isteriz. İyi komşuluk ilişkilerini isteriz. Fakat AKP'nin ilk başta yaptığı İhvan-ı Müslim çerçevesinde, Müslüman Kardeşler çerçevesinde kendi aldıkları siyasi derslerden bir siyaset yardımlaşmasıyla başladı bu iş. Ondan sonra lojistik desteklerle, birtakım gayri nizami harbin unsurlarının Türkiye üzerinden her türlü desteğin verilmesine kadar ulaştı. Valla sonra o gruplar bakın gittikçe ılımlı diye tarif edilen Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) diye tarif edilen değişik grupçuklar, zaman içerisinde bu IŞİD'in altyapısını oluşturdular. Bunlar Türkiye'nin de katkılarıyla oluştu, bunu reddetmek mümkün değil. Bunu hep beraber yaşadık. Gaziantep bugün Fransa'daki patlamalardan sonra kutlamalar yapılan bir kente dönüştü hatırlıyorsunuz.

 Bölgede vesayet savaşları dedikleri, vesayeti yürütenler bir kenara itildi ana aktörler devreye girmeye başladı. Rusya sahaya indi, İran sahaya indi, ABD’leri, koalisyon güçleri sahaya indi ve biz ne İsa’ya, ne Musa’ya pozisyonunda şimdi ortada kaldık. Bir Rusya’ya yanaşıyoruz Amerika zılgıtı atıyor, hemen bir diplomatik tavır koyuyor. ABD’leri CIA yeni başkanı ilk ziyaretini Türkiye’ye yapıyor, aynı gün aynı saatte Moskova; “PKK bir terör örgütü değildir” açıklamasını yapıyor.

BIRAKIN ORAYA GİRMEYİ ORTADOĞU BATAKLIĞINI DOĞRUDAN TÜRKİYE'YE TRANSFER ETMİŞ OLURSUNUZ

 Ortadoğu bataklığını siz, bırakın oraya girmeyi doğrudan Türkiye’ye transfer etmiş olursunuz

Mustafa Toygar: Şimdi El Bab’tayız, Rakka konuşuluyor.  Rusya, Amerika ve hatta İran’ın bölgede bulunmasının bir meşruiyeti var, Suriye onları çağırmış ama Türkiye’yi bölgede ne Irak ne de Suriye istemiyor. El Bab Türkiye’nin güvenliği açısından tamam ancak Rakka sınırlarımıza uzak bir bölge. Bölgede Suriye’nin müttefiki Rusya’ya ve YPG- PYD’nin müttefiki ABD’lerine güvenerek Türkiye’nin Rakka’ya girmesi bir bataklığa saplanması anlamına gelir mi?

Prof. Dr. Haluk Koç: Öncelikle şunu söyleyeyim, tabii uluslararası hukuk boyutunda tam tartışmaya girecek donanımda değilim, ama çıkartılan tezkere boyutuyla biliyorum. Türkiye kendi sınırlarının yakınında kendi güvenliğini tehdit eden oluşumlar var ise buna karşı kendi toprak bütünlüğünü, kendi güvenliğini korumak için müdahale hakkına sahiptir. Ama bu dediğiniz gibi Suriye’de daha derinlere gitme hakkını vermez. Ancak sınır boyunca, dediğiniz bölgelerde,  El Bab’a kadar olan bölgelerde kendi güvenlik kordonunu oluşturma hakkını verebilir mi, bu uluslararası hukukun alanı. Rakka’ya daha aşağıya inmemesi lazım Türkiye’nin. Çünkü kimin eli kimin cebinde belli değil, kim kimin yanında belli değildir. Biliyorsunuz o uçak kimi vuruyor belli değil, o grup ertesi gün kimi öldürüyor belli değil, karma karışık bir yapı. Özgür Suriye Ordusu olarak nitelendirdiğimiz grup sonuçta legal, organize bir grup değil, toplama bir gruptur. Yarın-bürgün, eğer IŞID egemen olacak olursa belki IŞID’ın parçası olabilecek aynı radikalliktedir. Yani Türkiye orada tek başına kalmış durumdadır. Bunu sayın cumhurbaşkanı da bir yurt dışı gezisinden dönüşte uçakta gazetecilere, “El Bab’tan sonra derinler inmek doğru değildir” demişti. Sayın Kılıçtaroğlu bunu söylediğinde çok şiddetli eleştirmişti ama sonra uçakta kendisi aynı şeyi söyledi. Dedik; “herhalde doğruyu buldular” fakat sonra biliyorsunuz Amerika’yla görüşmeler oldu, işte; “Mümbiç, Rakka bundan sonraki hedef” açıklamasını yaptı.

Mustafa Toygar: Rakka gerçekten uzak bir bölge, El Bab güvenliğimiz için çok önemli bir bölge, ayrıca askeri birliklerimizin güvenliğini de sağlayabileceğimiz kadar yakın bir bölge ama Rakka uzak bir bölge riskli bir bölge değil mi?

Prof. Dr. A.Haluk Koç: Türkiye çok boyutlu komploların içine çok rahatlıkla çekilebilir. Biz uyarılarımızı yaptık. Suriye konusunda bütün söylediklerimizde haklı çıktık, keşke çıkmasaydık da Türkiye’nin canı yanmasaydı. Biz haksız olsaydık Türkiye’nin canı yanmayacaktı, bu kadar açık söylüyorum. Ama ne yazık ki dinletemedik ve her zamanki demagojiyle, her zamanki popülist söylemlerle biz Esat’çı olduk, biz Türkiye’ye iyilik etmedik, öyle bir takım suçlamalar getirildi. Ama zaman bizi çok net haklı çıkarttı.

Mustafa Toygar: O bölgede sanki işlerin durulmasını ABD istemiyor. Ortalık karışsın sonra da bölgenin kontrolü Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında İsrail’in kontrolüne girsin istiyor.

Prof. Dr. Haluk Koç: Büyük Ortadoğu Projesi’nin  amacını, boyutunu, bölgede kullandığı aktörleri hepimiz çok iyi biliyoruz. Yani üzülerek söylüyorum, şu anda pek tekrar etmiyor,  hatırlamak da istemiyorlar ama yakın siyasi konuşma arşivimiz; “Biz Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanıyız” diyen konuşmalarla doludur. Yani bunlar, en hafif deyimiyle bugünkü gelişmelere paralel değerlendirildiğinde kelimeyi üzülerek kullanmak istiyorum ihanet kokan sözlerdir. Türkiye’ye ihanet kokan sözlerdir. Kelimeyi tartarak söylemek zorunluluğunu hissediyorum. Şimdi ne oldu, bu proje yürüyor tabi, bakın bu proje yüz yıllık bir projedir.  Bu coğrafyada sınırları ben cetvellerle çiziyorum, bir süre sonra ben burayı, burada enerji kaynakları tükenene kadar, ben buradaki emperyal amaçlarımı her zaman kullanmak kaydıyla bu sınırları bugün için çiziyorum. O Birinci Dünya Savaşındaki haritalardır. Şimdi geldik yüz yıl sonrasına, Suriye üzerinde Fransa çekildi gitti tarihsel başka bir amacı vardı. Irak’ta İngilizler kendi derdine düştüler çekildiler, iki büyük aktöre kaldı. Ama herkes üçüncü büyük aktör İran’ı unutuyor. Çünkü o coğrafya da bir emperyal amaçlar var, bir de İslam’ın 1400 yıldır uğraştığı mezhep didişmelerinin aktörleri var. Türkiye şu ana kadar ne yazık ki, bu iktidara kadar hiçbir zaman buna rahmetli; Atatürk, İsmet Paşa, Celal Bayar, Menderes, Demirel, Erbakan, Türkeş, Ecevit hepsi dâhil, Allah nur içinde yatırsın. Bu coğrafyanın bu özelliklerini bilerek, hiçbir zaman bu coğrafyadaki karmaşıklıklara- karışıklıklara, savaşlara hiçbir zaman doğrudan taraf olmamışlardır. Türkiye hep dışarıdan arabulucu ya da ağabeylik yapmıştır. Dinler arası savaş- çekişme, mezhepler arası savaş-çekişme, şimdi ırklar arası savaş-çekişme etnik boyutta. Çekişmelerin olabilecek her türü bu coğrafyada mevcuttur. Ve Türkiye şu ana kadar özenle koruduğu konumunu ne yazık ki Suriye olayında tamamen Ortadoğu’nun bu çılgın hesaplarının içine attı. Attı, bir takım hülyalarla attı, bir takım rüyalarla attı. O hülyaların bu devirde bu emperyal güçlerin yanında gerçekleşme ihtimalinin olmadığını siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz. Bu, çarşıdaki pirince giderken evdeki bulgurdan olmaya benzer. Eğer oradaki, o karmaşa Türkiye’deki fay hatlarına atlarsa, Türkiye’deki 1980 öncesinde, Allah bir daha yaşamayı nasip etmesin bu ülkeye, o mezhep itişmelerini-kakışmalarını, provokasyonlarını ateşlerse oradaki gelişmeler, Türkiye’deki zaten bıçak üstünde duran etnik dengeleri tetiklerse o zaman olduğu gibi Ortadoğu bataklığını siz, bırakın oraya girmeyi doğrudan Türkiye’ye transfer etmiş olursunuz. En büyük sıkıntılarımızdan bir tanesi de budur. Onun için uyarıyoruz, onun için herkesi sağduyuya çağırıyoruz, onun için tek kişiye bütün yetkilerin devredilmesi bu açıdan da son derece tehlikelidir. Tek kişinin hırslarıyla, bir daha söylüyorum beklentileriyle, egosuyla, rüyalarıyla, hülyalarıyla koskoca bir millet maceraya sokulabilir eğer bu EVET çıkarsa. Onun için ortak akıl, parlamento, örnek olarak da 1 Mart 2003 ü verdim, Parlamento olmasaydı, başkanlık sistemi olsaydı o zaman ne olacaktı? Eğer o zaman Recep Tayyip Erdoğan o gücü kullansaydı, balıklama Irak’a Amerika’nın yanında girecektik ve Amerika PYD ilişkisini görünce doğrudan kendi sınırlarımız içerisinde Amerika himayesinde bir farklı yapılanmanın tohumlarını atmış olacaktık. (HALUK KOÇ RÖPORTAJI 1. BÖLÜM SONU)

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç HAYIR'ın şifrelerini açıklıyor

Prof. Dr. Haluk KOÇ kimdir?

 

Prof. Dr. Ahmet Haluk Koç, 3 Ekim 1954’te İstanbul’da doğdu. Babasının adı Salih Zeki, annesinin adı Nezahat’tır. Tıp Doktoru ve Öğretim Üyesi; Galatasaray Lisesi’nden 1973 yılında mezun olduktan sonra, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. İç Hastalıkları Uzmanlığını ve Hematoloji Yan Dal Uzmanlığını, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı ile Hematoloji Bilim Dalı’nda tamamladı. 1990’da Doçent, 1996’da Profesör oldu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Hematoloji Bilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı. Türk Hematoloji Derneği Genel Sekreterliği ve Kemik İliği Transplantasyonu Alt Grup Başkanlığı görevlerini yürüttü. Avrupa Kan ve Kemik İliği Transplantasyonu Kongre Başkanlığı yaptı. Yurtiçi ve yurtdışında, 200’ün üzerinde makalesi yayınlandı. 2000-2002 yıllarında CHP Parti Meclisi ve MYK üyelikleri ile Kasım 2002’ye kadar CHP Sağlık Komisyonu Koordinatörlüğü yaptı. 22. , 23. ve 24. Dönem Samsun Milletvekili, 25. ve 26. Dönemde Ankara Milletvekili seçildi. 22’nci Dönemde TBMM AB Uyum Komisyonu ve TBMM Avrupa Akdeniz Parlamenter Asamblesi Üyesi, 2002 - 2007 yılları arasında CHP Grup Başkanvekili görevlerinde bulundu. 23. 24.25.26.’ıncı Dönemde TBMM Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Üyesi; Temmuz 2012 – Ocak 2016 yılları arasında Parti Sözcülüğü görevini üstlenen KOÇ, halen CHP İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini yapmaktadır. Fransızca ve İngilizce bilen Koç, evli ve 2 çocuk babasıdır.

 

BU RÖPORTAJLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Prof. Orhan Kavuncu evet mi diyor hayır mı diyor? Gerekçeleri nedir?

 

Niye EVET? AK Parti kurmayı Doç. Dr. Selçuk Özdağ'dan flaş açıklamalar...

Prof. Turan Güven neden EVET diyor?

 

 

BU RÖPORTAJLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Prof. Orhan Kavuncu evet mi diyor hayır mı diyor? Gerekçeleri nedir?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç HAYIR'ın şifrelerini açıklıyor

Prof. Turan Güven neden EVET diyor?

 
HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN