• 18 Nisan 2021 18:00

31 Mart 2019 Yerel Seçimleri Üstüne -I-


Kıymetli okuyucularım; evvela uzun bir aradan sonra yeniden size hitap etme imkanı edinmiş olmanın heyecanıyla cümlenizi selamlarım… Bu selam faslını hızlıca geçip, direkt konuya girmek istiyorum müsadenizle…

Seçim sonuçlarını değerlendiren üç yazı yazmayı planlıyorum. İlk yazı genel hatlarıyla seçim sonuçları üstüne notlar ve sosyal, yazılı ve görsel medyada yer alan bir takım değerlendirmeler üstüne olacak. İkinci yazı seçimlerin kaybedenleri ve kazananları üstüne ve üçüncü yazı da bundan sonrasında bizi nelerin beklediği ile alakalı olacak.

Tabii ben bunları yazarken henüz Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye başkanları, itirazlar sebebiyle belli olmamış durumda. O sebeple o şehirlerde ilk sonuçlara göre konuşacağımızı en başta belirtmeliyim. Yine en başta şunu da söylemek gerekir ki Türkiye, seçim yapma şekli olarak dünyada birçok ülkeden daha ileri. Yaklaşık 50 milyon vatandaşımız aynı gün sandığa gitmekte, herhangi bir izdiham yaşanmadan ve münferit olayları görmezden gelirsek de, olağanüstü bir vukuat meydana gelmeden oylarını kullanabilmekte. Hiç şüphesiz bu büyük bir övünç kaynağıdır.

Bildiğiniz üzere seçime “ekonomik kriz” şartları altında gittik. Ancak Cumhur İttifakının (Cumhur) Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde almış olduğu oy oranını koruması, milletimizin ekonomik krize rağmen hükümeti desteklemeye devam ettiği anlamına geliyor. Hükümet, ekonomik krizin sebeplerinin uluslararası müdahaleler olduğu konusunda da toplumsal desteği arkasına almış.

“Beka problemi” seçimin en başta gelen sloganlarındandı. Recep Tayyip Erdoğan zaman zaman meydanlarda, özel buluşmalarda ve TV ekranlarında bunu dile getirse de, Devlet Bahçeli nerdeyse tüm seçim kampanyasını bu slogan üzerine inşa etmişti. Cumhurun oy oranını koruyor olması ve HDP’nin Güneydoğu Anadolu’da büyük oranda kaybetmesi milletimizin bu soruna sahip çıktığını ve Cumhur liderlerinin toplumu bu konuda ikna edebildiğini gösteriyor.

Yine Cumhur’un ilçelerde başkanlıkları kazanması da yukarıda bahsettiğimiz önermeleri destekler mahiyettedir.

Adana, Antalya ve Mersin’in Cumhur tarafından kaybedilmesi, bu illerimizin kendilerine mahsus sbeeplerinden kaynaklanmaktadır. Mesela Antalya’da Cumhur Adayı Menderes Türel’in, Muhittin Böcek’in açıklarını belgeleri kendisine sunulmasına rağmen, etik sebeplerle kullanmak istememesi, orada seçim sonuçlarını belirleyen ana unsur oldu. Bazen bir adayın iyi tanınmaması tanınmasından daha avantajlıdır. Hiç unutmam Besim Tibuk, ‘99 seçimlerinde kendi köyünde kullanılan 163 oydan hiçbirisini alamamıştı. Bunun gibi Muhittin Böcek’in de toplum tarafından tanınmaması ve Menderes Türel’in ayağına gelen bu tanıtım şansını reddetmesi, seçimi kaybetmesine sebep oldu. Yine Mersin’de İyi Parti (İP) adayı Burhanettin Kocamaz’ın çevirdiği dümenlerle “aday olamaması” CHP’ye seçimi kazandırdı. Geride CHP’nin Burhanettin Kocamaz’a “ne verdiği” ile alakalı söylentiler kaldı.  Bu vb. özel sebeplerin olmadığı Ankara ve İstanbul’da Millet İttifakının (Millet) kazanması ise bilhassa üstünde düşünmeye değer.

Cumhur’un Ankara ve İstanbul’u kaybetmesi hiç şüphesiz oldukça düşündürücü. Burasının neden kaybedildiği üstüne ise sosyal, yazılı ve görsel basında çeşitli iddialar dile getirildi. Bu iddialardan “ekonomik kriz”in seçimi pek de etkilemediği üstüne durmuştuk zaten. Bir diğer iddia olan “adayların kötü” olması ise çok da mesnetli değil. Zira bu şehirlerden İstanbul adayı, Ak Partinin (AKP) en önemli ikinci adamıydı. Binali Yıldırım’ın kazanamadığı İstanbul’u kim kazandırabilirdi? Farz-ı muhal siz bir siyasi parti lideri olsanız ve gerek Binali Yıldırım gerekse de Ekrem İmamoğlu sizin kendi partinizin İstanbul İlçe Belediye Başkanlarınız olsa, Büyükşehir seçimlerinde güçlü bir aday göstermek isteseniz, siz de Binali Yıldırım’ı aday gösterirdiniz. Binali Yıldırım’ın kazanamamasının benim açımdan da sürpriz olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Yine Cumhur’un Ankara Adayı Mehmet Özhaseki’nin, bir önceki seçimlerde Melih Gökçek’in almış olduğu oy oranından yüzde 2.3 fazla oy almış olması, adayın yanlışlığı iddialarını boşa çıkarıyor. Bazı kimseler de “Şu şu kişi aday olsa kazanabilirdi” diyorlar. Bu kişilerden en çok önerilen Turgut Altınok. Kendi aday olduğu ilçe olan Keçiören’de yüzde 63.65 oy alan Altınok’un, Büyükşehir’e gönderebildiği oy ise daha düşük. Bu Altınok’un sadece kendine çalıştığını gösteriyor. Buradan da anlaşılacağı üzere Büyükşehir Adayı değil, İlçe Belediye adayları -kazanmalarına rağmen- sorgulanmalıdır. Ayrıca Cumhur Ankara’yı kaybetmişken Altınok’un kazandığı Keçiören Belediyesi önünde havai fişekler atması bile Ankara’yı pek de umursamadığının tipik göstergesi oldu. Altınok, velev ki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı olsa ve seçimleri de kazansa, bu sonuçlar altında seçimleri Cumhur mu kazanmış olacaktı? Dolayısıyla Ankara ve İstanbul’u kazanamamanın sebeplerinin aday olduğunu iddia etmek sığ bir yaklaşımdan öte değil. Oy oranlarından açıkça görülüyor ki Ankara ve İstanbul’u, Cumhur kimi aday gösterirse göstersin kazanamazmış.

Tüm bunlardan sonra Ankara ve İstanbul özelinde, “AKP kaybetti” değil “CHP kazandı” demek daha doğru olacaktır. Dolayısıyla “AKP nasıl kaybetti?” sorusundan ziyade, “CHP nasıl kazandı?” sorusuna cevap aramak bize daha doğru sonuçlar verecektir. İkinci yazımızın kazananlar kısmında bu soruya cevap arayacağız…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI