• 31 Temmuz 2021 07:37

Ne Söyledimse Aksülamel Oldu (1)



1991 yılından beri dini, askeri, siyasi, ekonomi ve yakın tarih ile yazılar yazıp fikir dünyamıza katkı sunmaya çalışıyorum. Bu uzun zaman dilimi içinde çok farklı ve siyasi köklerden gelen devlet yöneticilerimiz oldu. Devleti yönetenler ve bürokratlar ne yazık ki söylediklerimin neredeyse tamamına karşı bir tavır geliştirip aleyhinde oldular. Hükümet olmadan önce söylediklerimi destekleyenler; iş başına gelince ters bir tavır takınmaktan çekinmediler. Halbuki bu söylenilen işler toplumun çok büyük bir kesiminden destek alıyor; sağcısı, solcusu ile benimseniyordu.
Bunun sebebini araştırıp nerede yanlış yapıyorum diye düşünmeye başladım. Zira bu kadar araştırma, emek ve zaman harcamasına karşı, böyle bir tepki olmamalıydı. Demek ki askeriyeden atılmış bir denizci olmak, insanlar nezdinde itibarsız bir durumdur. şahsıma bakıp değersiz gördüklerinden eserlerime ve fikirlerime karşı da aynı tepkiyi gösterdiler.
Peki, bu söylediklerim gerçekten de hakikatlara ters işler mi idi? Gelin madde madde kısaca bir göz gezdirelim.
1. Genelkurmay Başkanlığının Milli Savunma Bakanlığına bağlanması ve bunun ülkemizin ekonomik, kültürel ve sosyal yönden katkılarını anlatan yüzden fazla makalem var. İşin garipliğine bakın ki; kuvvet komutanlıkları, Milli Savunma Bakanlığına bağlandığı halde , Genel Kurmay Başkanlığı bunun haricinde tutuldu. Sözlerimi destekleyen tek husus ise Jandarma Kuvvet Komutanlığında oldu. Bu kuvvet, İçişleriBakanlığına bağlandı. Neyse ki, hiç olmaz ise bu husus kabul gördü.
2. En fazla yazı konusu yaptığım ülkemizin en ciddi problemlerinden birisi olan ve ekonomik, sosyal ve askeri gücümüzü derinden etkileyen "mükellef askerlik sistemininin" kaldırılması konusunda hala tek bir adım atılmadı. Bu konuda toplumun her kesiminde konsensüs oluşmuş fakat Almanların artık çağdışı kalmış bu ilkel sisteminden vazgeçilememiştir. Hükümet daima halkımızı aşağılayıp küçük gören bu köhne sistemi savunmakta gelen yoğun tepkileri doğru olmayan bahanelerle geri çevirmektedir.
3. Silahlı Kuvvetlerden dindar olması sebebi ile ve özellikle de eşlerindeki "başörtüsü" sebebi ile atılan binlerce insanın mağduriyeti bir türlü giderilememiştir. Halbuki 2002'den beri yönetimde olan hatta tek başına iktidar olan hükümet zamanında dahi binlerce insan ordudan atılmıştır. Ülkemizin o karanlık günlerinde "şerh" konularak Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları onaylanmış ve icraata dökülerek dindar askerlerin kanayan yarası cerahat bağlamıştır. Bu arada 2011 yılında referandum sayesinde YAŞ kararları ile ordudan atılan çok az sayıdaki askerin ağzına "dostlar alışverişte görsün" misali "bir kaşık bal" çalınmıştır. Bunlara dahi hiç bir tazminat ödenmemiş sadece sosyal güvenlik primleri yatırılmış bir kaç yüz kişinin emekliliği dolana kadar kamu kurumlarında istihdam edilmesi sağlanmıştır. Ne acıdır ki bu vefakar askerler, 15 Temmuz 2016'da yaşanan Amerikan kökenli Feto darbesine rağmen hala kışlanın yanına dahi sokulmamaktadırlar.
4. Ayasofya'nın Fatih Sultan Mehmet Han'ın vasiyeti gereğince putlardan temizlenip camiye dönüştürülmesi konusunda o kadar çok çabaladım ki; bu yazı, program ve makalelere, dağ karşı dursa yarılıp ikiye ayrılırdı. Ülkemizin en saygın şahsiyetlerinin bu konuda söylemiş oldukları sözleri referans yaparak yöneticileri ikna etmeye çalıştım. Hatta şu anda hükümet edenlerin önemli yöneticileri, Ayasofya mitinglerine katılıp polisten iyi de sopa yiyen insanlardır. İşte aksülamel olmasına en büyük delil budur. Ne olduysa koltuğa oturunca birden değişip "siz önce Sultanahmet Camisini doldurun" diyerek halkımızı küçümsemeye başladılar. Ülkemizin başına gelen bazı afet ve depremlerde başta Fatih'in bedduasının yeri olduğuna inanıyorum.
Devam edecek...

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!