• 15 Nisan 2021 16:21

Arap Ülkelerinde İftar Yemekleri (2)


Arap ülkelerinden birinde iftar davetine giderken yaşadığım hoş bir hatırayı da anlatayım. Tahliyenin yavaş gitmesi nedeniyle çabuklaştırmak için sık sık acenteye gitmek zorundan kalmıştım. Acente müdürü geminin yanına kadar araba gönderiyor bu arabaya binerek ofislerine gidiyordum. O yıllarda bu ülkelerde telefon etmek çok zordu. Saatlerce telefon beklediğimi hatırlarım.
Acenteye gittiğim arabanın şoförü oldukça çok konuşan geveze bir adamdı. Devamlı yüksek sesle konuşur yol çevresindeki insanlara laf atardı. Ne söylediğini bilmiyorum zira Arapçayı çok az bildiğimden bir de halk dili ile konuştuğundan dolayı hiçbir şey anlamıyordum. 
Bir gün yine acenteye giderken şoför bir şeye kızmış olacak ki yine yüksek sesle bağırıp çağırıyordu. Kendisine “essabrı miftahül ferec” dedim. Yani Risale-i Nur’da birkaç yerde geçen “sabır, ferahlığın anahtarıdır” sözünü Arapça söylemeye çalıştım.  Adamcağız birden sustu. Hatta acente ofisine gidene kadar kıpkırmızı kesildi. Herhalde benim iyi Arapça bildiğimi zannediyordu ki bir sonraki sefer dâhil olmak üzere artık çıtını bile çıkarmıyor aşırı derecede titiz davranıyordu. 
Bu kadar utanıp sıkıldığına göre herhalde benim aleyhimde de atıp tutmuş olmalı. Ne dediyse bilmiyorum lakin beni gördüğü zaman hemen çok saygılı bir tavır takınıp başını öne eğiyordu. Herhalde Arapçayı iyi bildiğimi zannederek o kadar mahcup bir tavır içine giriyordu ki; kim olsa bu adama acırdı. 
Evet, Bediüzzaman’ın eserlerinin çok faydasını gördüm. Kuran terminolojisini ve hadisleri daha iyi kavramama neden olmuştu. Elbette en önemlisi “iman” konusundaki izahlarıdır. Yani taklidi olan imanı tahkiki imana çevirmesi ve gittikçe azgınlaşan materyalist felsefenin tuzaklarından insanları kurtarmasıdır. 
Bundan başka ahlaki öğütleri, dini bilgilerin öğretilmesi ve Türk diline yaptığı katkılar gibi o kadar çok faydaları vardır ki; insanlara bu harika eserlerin ulaştırılması için bazı insanların asli mesleği haline gelmiştir. Nur Talebeleri denilen bu insanlar Risale-i Nur eserlerini kendi malı gibi bilip bunların neşrine ve öğrenilmesine çalışırlar. Hayatta en büyük gayeleri bu eserleri yayıp insanların imanının kurtulmasına yardımcı olmaktır. Allah, bütün Nur talebelerinden razı olsun… 
Yemek sonrasında sohbete başladık. Ev sahibi emekli bir polis memuru olup en az beş erkek çocuğu olan varlıklı bir adamdı. İftar yemeğinden sonra özellikle dini ve sosyal konularda bol bol konuştuk. Benim çok az Arapça ve konuşmaya yetecek kadar İngilizce bilmem sayesinde anlaşabiliyorduk.
Ev sahibinin eczacı olan oğlu güzel İngilizce konuşuyordu ve bize aracılık ediyordu. Yemekten sonra cemaatle namazımızı kıldık ve kahvemizi içerken sohbetimize devam ettik. Nedense ev sahibimiz genellikle olumsuz şeylerden bahsediyordu. Belki de bulunduğumuz ülkenin şartları iyi değildi.
Söylediklerini tasdik etmekle birlikte “La taknetü min Rahmetillah” yani Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz, dedim. Bu sözüm Kuran ayetinden iktibas olduğu için ev sahibimizin çok dikkatini çekmişti. Konuşmalarımız aynı minval üzerine devam ettiği için moral bozukluğunu gidermek ve sohbetimizi daha güzel bir hale getirmek için “asa en tekrehü şey’ün vehüve hayrün leküm” ayetini de söylemek zorunda kaldım.
Cenabı Allah, başımıza gelen işleri hayra yormamız gerektiği anlamında “umulur ki sizin kerih (kötü) gördüğünüzde hayır vardır” emrini vermişti. Bu söz sonrasında ev sahibimiz çok duygulandı. Bu sözlerin karşısında büyük bir İslam âlimi gibi davranmaya başladılar. Bir kısmını oğlundan ve Arapça olarak anladığım kadarıyla Türk milletinden ve Türklerin İslam’a yaptığı ve yapacağı hizmetlerden bahsediyordular.
Sohbetimizi vakit bir hayli ilerlediği için kesmek zorunda kaldık zira gemiye dönmem gerekiyordu çünkü işlerimiz oldukça yoğundu. Müslümanlar arasında böylesine güzel bir misafirlik yaptığımız için gemiye çok memnun olarak döndüm. Çok sorun yaşanılan bu limanda kolayca işlerimizi halletmiş ve başka bir yük ve liman için yeni seferimize koyulmuştuk, vesselam…
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!