• 18 Nisan 2021 18:27

Omuzlarında ölüm var çocukların!...


Dışarıda soğuk var, buz kesmiş sokaklar.

 

Beşiktaş soğuk, Gaziantep soğuk, Ankara soğuk, Sinop soğuk… Suriye’nin Halep, Musul, Cerablas, Azmarin, Aynel Arap soğuk…

 

Halep harap, Beşiktaş Maçka harap, gönüller harap…

 

Yüzbinlerce çocuğun ölümünü ruhsuz istatistiklerden öğreniyoruz. Grafikler, istatistik bilgileri tasnif ediyor. Oysa, 44 şehit istatistik değildir. 37 yağız yiğit şehit polisler bir rakam değildir.

 

Filistin’in Gazze şehrinde şarapnel parçasıyla hayatını kaybeden çocuklarda bu istatistik bilgilere dahil mi, bilmiyorum?

 

Doğu ve Güneydoğu’da Kürt çocuğun eline tutuşturulan el yapımı bir bomba patlıyor, ölüyor. Dağa kaçırılan Kürt çocuklar, şehirlere canlı bomba olarak dönüyor.

 

PKK terör örgütü gecenin bir vakti Başbağlar Köyünü basıyor; çocuklar, kadınlar, bebekler, gençler, yaşlılar keleşlerden çıkan mermilerle buluşuyor ve ölüyorlar…

 

Cizre’de hendekte bir çocuk cesedi…

 

Kör bir kurşunla hayatını kaybetmiş.

Yeter artık, çocuklar ölmesin. Rachel ölmesin, Esma ölmesin, Özgecan ölmesin… Görkem ölmesin, Sinem ölmesin…

 

Dışarıda zemheri bir soğuk var, her yer buz kesmiş. Halep harap olmuş. Türkiye ve Rusya’nın çabasıyla geçici ateşkes ilan edilip, insanlar bir koridordan geçiriliyor. Aç bilaç… Bir Suriyeli anne ağlıyor, ey Allahın kulları diyor, ölüyoruz biz, çocuklarımız ölüyor…

 

Devletlerin istatistiki verilerinde kayıt altına alınan çocuk/bebek ölümleri kader değil, utanç tablosudur. Savaş şehvetiyle üretilen o silahlar, teknolojik ölüm makinaları, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da namlu doğrultulan küçük bedenler, tetik düşürülen o bebekler ölüyor.

 

Büyük şair Mehmet Akif’in “Medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar” dediği bu olsa gerek.

Öldüren bir uygarlığın pençesindeyiz. İnsanları yaşatan o engin ve evrensel mesaj nerde? Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” veciz ve bilge sözünü rehber edinemeyen uygar devletler öldürüyor. Ölüm kol geziyor adeta.

 

“İyilik” emreden, tüm zamanların ilahi mesajını unuttu bütün insanlık!

 

Zapt edilemiyor, korunak altına alınamıyor. Bir küheylan gibi, bir ecel gibi, bir ölüm gibi bırakılmış mecrasına, kendisine kim gelse alıp gidiyor, savaş denilen zulüm…

 

Çocuklar ölmesin… Çocuk ölümleri salt istatistik veriler olmasın.

 

Çocukların ölümü bir yazgı, bir kader, bir çaresizlik olmasın.

 

Suriyeli Aylan ile Galip’in cansız bedeni, artık deniz kıyılarına vurmasın.

Türkiye’de, Filistin’de, Mora’da, Eritre’de, Irak’ta, Mısır’da, Suriye’de, Etyopya’da çocuklar aç kalmasın, ekmek ile mermi arasında kalıp ölmesinler… Varil bombaları altında, emperyalist hesapların arasında kalmasın artık çocuklar!

 

Alevi ölmesin, Sünni ölmesin, Ezidi ölmesin, Şii ölmesin, Hristiyan ölmesin, Musevi ölmesin, dindar ölmesin, dinsiz ölmesin.

 

En çokta çocuklar ölmesin…

 

Allah’ın yarattığı ve yaşattığı, rızıklandırdığı, soluklandırdığı insanları öldürmek niye?

 

Kimin savaşını veriyoruz?

 

Kimin emrini dinliyoruz?

 

Kimin hesabına çalışıyoruz?

 

Firavunlar, Nemrutlar ve modern zaman Ebu Cehiller kol geziyor Ya Hazreti Muhammed…

 

Onlar istiyor savaş oluyor, onlar istiyor çocuklar ölüyor.

 

Dışarıda ise zemheri bir soğuk var.

 

Ayağında yırtık ayakkabıyla yoksul bir çocuk okula gidiyor. Elleri kızarmış soğuktan, ablasından miras lime lime olmuş bir kaban sırtında.

 

Bu çocukları sıcak otomobillerin, hamamı aratmayan evlerimizin pencerelerinden izliyoruz.

Utanmıyoruz artık…

 

Hazreti Muhammed, bizde ar’da haya’da kalmamış. Vicdan denilen melekelerimiz körelmiş, merhamet denilen insanlık nişanemiz silinmiş. Öyle bir egonun tutsağı olmuşuz gibi, kendimizden gayrısını göremez olmuşuz. Dilimizle söylediklerimizi, hayatımızda geçerli kılamaz, bütün kutsal değerlerimizin öğretilerini, vahyin ödevlerini kulak arkası eder olmuşuz.

 

Çocuklar ölmesin, hayat bizim değil, Allah’ın takdiridir.

 

Ne zaman “ben” yerine “biz” dersek, işte o zaman insanız…

 

Babam neden tabutun içinde anne?...

 

44 şehidimiz var. Bunun 37’si polis. Şişli Etfal Hastanesindeki hemşirenin dediği gibi, sıradan ve basit rakamlar değil bunlar. Çünkü onlar rakam değil, insan!

 

37 şehit polisimizin yaş ortalaması 25. Civanı mert yiğit delikanlılar. Henüz hayatlarının baharında yağız yiğitler. Kimi henüz yeni evli, ilk çocuğunu bekliyor ama artık göremeyecek. Kimi nişanlı, düğün için gün sayıyordu. Kimi sevgilisini istemeye gidecekti, söz yüzükleri takılacaktı.

 

Nasıl kıydınız… Daha hayatlarının baharındaydı bu genç polisler. Şehit polislerimizin yaş ortalaması sadece 25 ve PKK terör örgütünün Beşiktaş’ta bombalı saldırısıyla hayatlarını kaybetti. Türkiye ağlıyor, Tokat ağlıyor, futbol taraftarları ağlıyor, analar-babalar bir kez daha ağlıyor. Bu acı ve ateş sadece 44 şehit ocağına düşmedi, 80 milyon Türk Milletinin yüreğini dağladı.

 

Kürt analar ağıt yakıyor, Türk analar “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diyor. Ama ortak ilenç, ortak lanet terör örgütü PKK ve onun siyasal uzantılarına lanet şeklinde gök kubbeye yükseliyor.

 

Beşiktaş'ta meydana gelen saldırıda şehit olan Emniyet Müdürü Vefa Karakurdu'nun cenazesi baba ocağına getiriliyor. Son veda yapılacak. Annesinin kucağında babasının fotoğrafını elinden düşürmeyen küçük Duru, sık sık tabutu gösterip, "Neden babam onun içinde? Neden onun içinde?" diye soruyor.  Duru'nun sorusuna cevap veremeyen annesi Emel ve babaannesi Sabriye Karakurdu, gözyaşlarına boğuluyor, Duru’nun bu sorusuna cevap veremeyen Türkiye ağlıyor…

 

Şehit çocuğu Duru, kahraman babası için, “Babam neden tabutun içinde anne” diye soruyor. Bütün anneler ağlıyor, bütün Türkiye ağlıyor, Tokat ağlıyor…

 

Nasıl kıydınız köpekler… Henüz hayatlarının eşiğindeydi o genç polisler… Kimi yeni evliydi, kimi evlenmek üzere hazırlık yapıyordu, kimi ilk çocuğunu dahi göremeden o yağız yiğitleri hayattan nasıl kopardınız alçaklar…

 

İçimizi acıtan, cümlelerin kifayetsiz kaldığı, daha doğrusu sözün bittiği yerde, Şişli Hamidiye Etfal eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan bir hemşirenin yazdıkları imdadımıza yetişiyor.

 

İŞTE O ÇOK PAYLAŞILAN YAZI:

 

"Dün gece 26 yaşında bacağı ve kaburgaları kırılmış vücudu yanık et ve barut kokan polis bir hastam, “Hemşire hanım çok ağrım var, dayanamıyorum bağırıyorum; diğer hastaları çok mu rahatsız ediyorum” dedi. O durumda bile hala kendini değil, diğer insanları düşünüyordu.

Ara ara arkadaşlarının durumunu ve şehit sayısını soruyordu.

İsyan etmiyordu, özel ilgi istemiyordu, söylediklerimize harfiyen uyuyordu.

Yakınları da ortalığı yakıp yıkmıyor üstümüze yürümüyorlardı, yoğun bakımın kapısında metanetle bekliyorlardı.

Sadece o değil dün gece baktığım ve konuşabilecek durumda olan bütün hastaların tutumu böyleydi.

Çoğumuz gözyaşlarımızı tutamadan çalıştık bütün gece.

Televizyondan izlemek gibi değil orda olmak, çiçeği burnunda gençlerin ellerinizin arasından kayıp gitmelerini izlemek, yaşasalar bile sakat kalacaklarını bilerek yaralarını sarmak. 

Televizyondaki birer sayıdan ibaret değil onlar, hepsinin bir hikayesi ve ellerinden alınmış bir gelecekleri var.

Nasıl kıydınız onlara!!!

Nasıl vicdanınız el verdi!!!

Nasıl hesabını vereceksiniz bu gencecik Vatan evlatlarının!!!"

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI