• 22 Nisan 2021 23:59

İslamofobi…


 

 

Ekşi sözlüğe geçen bu kavram, “İslam korkusu” şeklinde tabir ediliyor. 

Fransa’da 17 kişinin hayatını kaybetmesiyle neticelenen olay, İslam karşıtlığına yeni bir mecra açtı. Belki son 30 yıldır İslamofobi kaşıntısı dipten dalgalarla uç veriyordu. 

Batı ülkelerindeki siyaset erbabı, sanat dünyası ve kanaat önderlerinin açıklamalarına baktığınızda; özetle, “İslam’a karşı değiliz fakat, terörist Müslümanlardan, radikal gruplardan endişe duyuyoruz” diyorlar. Bu sözler masum, mantıklı ve kabul edilir bulunabilir. 

Halbuki, bu sözler tuzak doludur. 

Çünkü İslam, soyut bir kavram, din öğretisi toplamı ve inanç sisteminin adıdır. 

Müslüman ise, İslam aidiyeti içerisinde olan bireydir. İslam’a karşı değiliz ama, Müslüman’a karşı temkinliyiz demek, Batı yargısında bir karşılığı yoktur. Müslüman somuttur, Müslüman’a yapılan hakaret, inancıyla alay edilmesi yargının konusu olabilir. 

O nedenle açıklamalar, hinoğlu hin noktasından yapılmaktadır. Yani, Müslüman’ı sorgulayan, O’nun peygamberiyle fütursuzca alay eden, çeşitli argümanlarla hakaret edenler, 1400 yıl önce ahrete intikal etmiş bir insan ve soyut teolojik İslam kavramıyla yargıda sorun yaşamayacaklarını biliyorlar. 

İşte bu noktada Müslümanların olaylara akil bir zaviyeden bakmasını ve Batı’nın söz konusu açıklamalarının bir aldatmacadan ibaret olduğunu bizdeki aydın takımın iyi analiz etmesi gerekiyor. 

Batı’nın medeni yasaları, insanların birey ve inanç özgürlüklerini temel alır. Buna kimsenin itirazı yok. 
Bu gerçeği bilenler, Müslümanların hem inanç özgürlükleri, hem de dini vecibelerini yerine getirmek istemelerini de bu özgürlük kapsamında gördükleri için, “İslam’a karşı değiliz, saygılıyız” gibi bir klişeye sığınıyorlar. 

Bu konuda gazeteci yazar Ceren Kenar’ın makalesi, meseleyi iyi anlamamıza katkı sağlıyor. 

Ceren Kenar makalesinde diyor ki: “Türkiye'de Müslümanları provoke etmek yeni bir şey değil. Devlet eliyle ortalığı kan gölüne döndüren tezgâhlar da yeni değil. Yeni olan ise Türkiye'de Müslümanların provoke olmaması. Devletin bu meseleden bir çatışma çıkarmak yerine ortalığı sakinleştirecek bir tutum alması. Yeni olan, bu karikatürlerden rahatsız olan Müslümanların, “bu özgürlük değil” diyerek ifade özgürlüğünü kullanıp, onları provoke etmeyi amaçlayanları muhatap almaması. Bu girişimleri boşa çıkarması.

1993 yılında Amerika'da profesörlük yapmış idarecileri ile Türkiye, Madımak hadisesini tam bir “Orta Doğu” ülkesi gibi yaşadı. Devlet eliyle bir katliam yaşandı.

2014 yılında ise mütedeyyin idarecileri ile Türkiye, Charlie Hebdo krizini, bir Müslüman “Batı” ülkesi gibi yaşadı. 

Karikatürler yayınlandı, demokratik tepkiler dile getirildi, kimsenin burnu kanamadı.
Hâlâ eski Türkiye'ye özlem duyuyor musunuz?”

Ceren Kenar’ın, “Hala eski Türkiye’ye özlem duyuyor musunuz?” sorusu, aslında fikri namusu yerinde olan insanların “Hayır asla” diye yanıtlayacağı bir sorudur. 
Charlie Hebdo’nun yayınladığı karikatürü iktibas eden Cumhuriyet Gazetesi bir ilki yapmadı. 
Yıl 1993’tür. 

Turgut Özal’ın vefatıyla boşalan cumhurbaşkanlığı makamında Süleyman Demirel vardır. Başbakan ise, Prof. Tansu Çiller’dir. Çiller’in hükümetteki ortağı SHP ve lideri Erdal İnönü’dür. 

Aziz Nesin, 'Şeytan Ayetleri’ni tefrika hâlinde, “Salman Rüşdi: Düşünür mü, Şarlatan mı?” başlığı ile Aydınlık dergisinde yayınladı. 

Bunun üzerine 2 Temmuz 1993 günü 37 kişinin hayatını kaybetmesi ile sonuçlanacak bir dizi olayın fitilini bu yakacaktı. Biliyorsunuz, “Madımak Oteli” olayı ve peşinden gelen “Başbağlar katliamı” peşpeşelendi. 

1979 yılında denenen Alevi-Sunni kavgası için Çorum ve Kahramanmaraş olaylarıyla, Sivas’taki 37 kişinin yakılarak katledilmesi de benzerlik içerisindedir. 

Doğu ve Güneydoğu’da konuşlandırılan PKK terör örgütü; Türk-Kürt çatışmasını sağlamak için üst akıllar tarafından ortaya atılmıştı. Bu konuda terör örgütünün nispi bir başarısı olsa bile, bin yıllık bir kadim kardeşliğin taraftarı olan Türkler ve Kürtler, PKK ve onun siyasi uzantısının oyununa gelmedi. 
Aynı şekilde, zaman zaman Türkiye’nin yumuşak karnı olan Alevi-Sunni meselesi ısıtılsa da, kısa vadede başarı sağlamaları mümkün gözükmüyor.

Batı’nın üst akıl oyun kuranlarıyla Türkiye’deki işbirlikçileri, adına “İslamofobi” denilen bir tezgahın peşindeler. Avrupa’nın bütün ülkelerindeki insanlara bu korkuyu yaşatıyor, hatırlatıyor ve zihinlere kazıtmaya uğraşıyorlar. Peşinden de, biz inançlara saygılıyız, İslam’a karşı değiliz diyorlar. 

Buna siz inanıyor musunuz?

 

 

 

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI