Ekonomide son durum (DETAYLI RAPOR)

İşte Türkiye'nin ekonomik görünümü... Son veriler, son tablolar...

Saadet Partisinin hazırladığı Ekonomik Durum Raporu, Türkiye ve dünya ekonomisinin son durumu analiz edildi.

İşte o rapor:

 

GENEL MERKEZ

EKONOMİK İŞLER

BAŞKANLIĞI

EYLÜL-EKİM 2015

EKONOMİK DURUM RAPORU

 

Prof. Dr. Latif ÖZTEK

13 EKİM 2015 Ankara


            ÖZET                                                                                                                   13.10.2015

 

01 Kasım 2015’de yapılacak Genel Milletvekili Seçimlerine sayılı günler kaldı. Tüm partiler “Aday Tanıtım Toplantıları” ile “Seçim Beyannamelerinin Açıklanması Toplantıları” yapıyorlar. Saadet Partisi olarak 01 Kasım 2015’de yapılacak seçimlere 85 seçim çevresinin tamamında giriyoruz. Partimizin 01 Kasım 2015 seçimlerinde başarılı olabilmesinin yolu “Söylem Birliğinin” sağlanmasından geçecektir. Söylem birliğinin sağlanması için partimiz adına konuşacak tüm milletvekili adaylarının ve tüm hatiplerin aynı ekonomik verileri kullanması şarttır. Bu birliğin temin edilmesi amacıyla bu raporu hazırladık. Öncelikle Raporun dikkatle okunmasını tavsiye ediyoruz. Zira Rapor sizlerin ülke ekonomisi ile ilgili konularda yapacağınız konuşmalarda gerekli duyacağınız bilgilere büyük ölçüde cevap verebilecek şekilde ayrıntılı hazırlandı. Raporda yer alan önemli hususları özet halinde bilgilerinize sunuyoruz.

 

1-İşsizlik. TÜİK tarafından yayınlanan verilere göre Haziran 2015’de işsizlik oranı % 9.6’dır. Haziran 2014’de işsizlik oranı % 9.1 idi. Yani son bir yılda işsizlik % 0.5 artmıştır. Sayısal olarak 2.880.000 insanımız çalışmak istediği halde iş bulamamıştır, işsizdir.

Genç nüfustaki işsizlik oranı daha yüksektir. Haziran 2015’de genç nüfusta işsizlik oranı    % 17.7’dir. Haziran 2014’de aynı oran % 16.7 idi. Yani genç nüfustaki işsizlik oranı da son bir yılda % 1 artmıştır.

2-Enflasyon (TÜFE). Eylül 2015’e ait TÜFE bir önceki aya göre % 0.89 arttı. Yıllık enflasyon da % 7.95 olarak gerçekleşti. Ocak-Eylül dönemine ait dokuz aylık TÜFE de % 6.21 oldu. Enflasyondaki artış tüm toplum kesimlerini çiftçi, işçi, memur ve emeklilerimizi etkilemektedir. İktidar enflasyon konusundaki hedefini maalesef 2014’de de tutturamadı ve 2014 yılı bütçesi yapılırken revize ederek % 5.3’e yükselttiği 2014 yılı enflasyon oranını yıl içinde de revize etti. Yıl sonunda enflasyon % 8.2 olarak gerçekleşti. Görünen o ki 2015 yılı için ön görülen % 6.1’lik enflasyon oranı da revize edilerek yükseltilecektir.

3-Büyüme. TÜİK 2014 yılına ait Büyüme rakamını % 2.9 olarak açıkladı. Büyüme hızı 2014 yılı için öngörülen % 4’lük büyüme hızından küçük oldu. 2014 yılında Dolar bazında GSYH’nın 867 milyar dolar olması hedeflenmişti. 799.0 milyar dolar olarak gerçekleşti. 799.0 milyar dolarlık GSYH 2013 yılındaki 823.0 milyar dolarlık GSYH’dan bile küçüktür. Yani ülkemiz ekonomisi 2014’de dolar bazında ekonomik olarak küçülmüştür.

TÜİK verilerine göre, 2013 yılında kişi başına 10.822 dolar olan GSYH 2014 yılında 10.404 dolara düşmüştür. Yani insanımız bir önceki yıla göre fakirleşmiştir. 2015 yılının 1. yarısında büyüme hızı % 3.1 olarak gerçekleşti. 2015 yılı büyüme hedefi de % 4 idi. Bu trend devam ederse 2015 yılı sonunda dolar bazında GSYH, 2014 yılındaki 799 milyar dolarlık GSYH’dan daha düşük olacaktır. Bunun anlamı 2015 yılında kişi başına düşen GSYH’da 2014 yılındaki 10.404 dolarlık GSYH’dan daha düşük olacaktır.

4-Faiz. 2014 yılı bütçesinden faize 49.9 milyar TL yaklaşık 50 milyar TL ödeme yapılmıştır. 2002’den 2014 yılı sonuna kadar olan 12 yıllık sürede bütçeden yapılan faiz ödemelerinin toplam miktarı 598.1 milyar TL’dir. Bu demektir ki bütçeden yıllık ortalama 49.8 milyar TL veya yaklaşık 50 milyar TL faiz ödemesi yapılmıştır.

2015 yılı bütçesinde faiz ödemeleri için ayrılan para 54 milyar TL’dir. Senenin ilk 8 ayında (Ocak-Ağustos dönemi) bütçeden yapılan faiz ödemeleri 38.4 milyar TL’dir.

 

5-Borçlar. Türkiye’nin Toplam Borcu (dış borç+iç borç) sürekli artmaktadır. 2002 ile 2014 yıllarındaki Türkiye’nin borç durumu ile 2015 yılının 2. çeyreğindeki borç durumu şöyledir:

 

Yıl

 

Dış Borç

(Milyar Dolar)

 

İç Borç

(Milyar TL)

 

İç Borç

(Milyar Dolar)

 

Toplam Borç

(Milyar Dolar)

2002

129.6

155.2

102.6

232.2

2014

402.7

443.6

203.5

606.2

2015 (2.çeyrek)

405.2

459.3

179.4

584.6

 

İç borçların tamamı Kamuya aittir. Dış borçların bir kısmı kamu sektörüne (Merkez Bankası dahil), bir kısmı da özel sektöre aittir. Kamu sektörüne ve özel sektöre ait dış borçların 2002 ile 2014 yıllarındaki durumu ile 2015 yılının 2. çeyreğindeki dış borç durumu şöyledir:

 

 

Yıl

 

Kamu Sektörüne ait

dış borç (Milyar Dolar)

 

Özel Sektöre ait

dış borç (Milyar Dolar)

 

 

Toplam

dış borç (Milyar Dolar)

2002

86.5

43.1

129.6

2014

120.2

282.5

402.7

2015 (2.çeyrek)

117.7

287.5

405.2

 

Türkiye’de Devlet borçlu olduğu gibi özel sektör de borçludur, Fertler de borçludur.

2011 yılında 910.117 olan Bireysel Kredi Kartı ve Bireysel Kredi borcunu ödeyemeyen ve halen borcu devam edenlerin sayısı 2014 yılı sonunda 1.297.132’ye yükselmiştir. 2015 yılının ilk 7 ayında (Ocak -Temmuz) bu sayı 2.588.540 olmuştur.

 

6-Dış Ticaret. Son yıllarda Türkiye’nin ihracat, ithalat, dış ticaret açığı ve cari açığı sürekli artmaktadır. 2002 ile 2014 yıllarındaki ve 2015 yılının ilk 8 ayındaki (Ocak-Ağustos)Türkiye’nin dış ticaret durumu ile Ocak-Temmuz dönemindeki cari açık rakamları şöyledir:

    

 

 

        Yıl

     

        İhracat

         (Milyar Dolar)

         

           İthalat

(M       (Milyar Dolar)

 

         Dış Ticaret Açığı

         ( Milyar Dolar)

                                     

              Cari Açık

             (Milyar Dolar )

    2002

                 36.1

             51.6

         - 15.5

                        - 0.6

   2014

              157.6

          242.2

         -84.6

                        -45.8

                     2015 (Ocak-Ağustos)

                95.7

          140.9

         -45.2

      (Ocak-Temmuz)   -25.4

 

Görüldüğü gibi, ithalat ihracattan fazladır ve dış ticaret açığı vardır. Cari açıkta oldukça yüksektir. Ülke ekonomileri değerlendirilirken ihracatın artması arzu edilir. Fakat dış ticaret açığı ve cari açığın artması arzu edilmez. Hele hele cari açığın çok yüksek olması hiç istenmez. Ama Türkiye’yi yöneten iktidarlar maalesef cari açığı ortadan kaldırıp, cari dengenin sağlanmasında bir türlü başarılı olamıyorlar.

 

7-Bütçe Değerlendirmeleri. 2015 yılı bütçesinin Ocak-Ağustos dönemine ait veriler yayınlandı. 8 aylık bir bütçe uygulaması üzerinden kapsamlı bir değerlendirme yapmak erken olur diyoruz. Ancak ilk 8 aylık dönemde faiz ödemeleri için 38.4 milyar TL harcanmış olması hiçte hayra yorulacak bir durum değildir.

 

GİRİŞ                                                                                                                 

 

10 Ekim 2015 Cumartesi günü Ankara’da bir terör olayı yaşandı. Bu olayda çok sayıda vatandaşımız hayatını kaybetti. 100’ün üzerinde insanımız yaralandı. Milletçe üzüntülüyüz. Bu olayda hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza yüce Allah’dan rahmet, yaralanan vatandaşlarımıza da acil şifalar diliyoruz. Ölenlerin ailelerine Rabbim sabr-ı cemil ihsan eylesin. Milletimizin başı sağ olsun. Yüce Rabbim milletimizi, İslam alemini ve tüm insanlığı terör belasından kurtarsın. Terör olaylarını ve olayı gerçekleştiren teröristleri kınıyoruz, lanetliyoruz. Bu olayın en kısa sürede aydınlatılmasını ve suçluların bulunarak adalete teslim edilmesini diliyoruz. Bu arada yurdumuzun değişik yörelerinde meydana gelen terör olaylarında şehit düşen tüm şehitlerimize de Rabbim’den rahmet, yaralı gazilerimize acil şifalar diliyoruz. Geride kalan kederli ailelerine ve tüm milletimize Yüce Mevlam sabr-ı cemil ihsan eylesin. Amin.  

Ekonomik İşler Başkanlığı olarak her ay yapılan İl Başkanları ve İl Müfettişleri Toplantısı için bir Rapor hazırlıyoruz. Çünkü Ekonomi fertler için olduğu gibi devletler için de çok önemlidir. Bu öneminden dolayı bir ülkenin Ekonomi Politikalarını ne dış politikasından, ne iç politikasından ve ne de siyasi ve sosyal politika konularından ayrı düşünmek ya da tek başına ele almak mümkün değildir.

Ülke içindeki terör olayları, boşanmalar, kap-kaç olayları, hırsızlık ve diğer sosyal olayları da ekonomiden bağımsız ele alıp değerlendiremeyiz. Bütün bu olaylar ülke ekonomisini etkilediği gibi, ülke ekonomisinin iyi veya kötü olması da bu olayları etkiler. Yani hiçbir olay tek başına ele alınıp değerlendirilemez ve unutulmamalıdır ki, bu olayların hepsi ekonomi ile doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilidir. Raporlarımızda o ay gündeme en çok gelen ekonomik konulara yer veriyoruz. Ekonomik İşler Komisyonu olarak bu ayki raporumuzu Türkiye’nin genel ekonomik durumunun değerlendirilmesine tahsis etmeyi uygun bulduk. Zira 01 Kasım 2015’de Genel Milletvekili Seçimleri yapılacak. Türkiye iki yıldan beri seçim ortamında bulunuyor. 01 Kasım 2015 seçimlerine de çok az bir zaman kaldı. Adaylar belirlendi. Tüm partiler “Aday Tanıtım Toplantıları” ile “Seçim Beyannamelerinin Açıklanması Toplantıları” yapıyorlar. Saadet Partisi olarak biz de 01 Kasım 2015 sçimlerine girmek için tüm hazırlıklarımızı yaptık ve 04 Ekim 2015’de Ankara ARENA Kapalı Spor Salonunda aday tanıtım toplantımızı büyük bir katılımla ve coşkuyla gerçekleştirdik. Bu seçimlerde başarılı olabilmemizin yolu “söylem birliğini” sağlamaktan geçecektir. Biz bu raporumuz ile tüm adaylarımızın ve tüm hatiplerimizin konuşmalarında aynı ekonomik verileri kullanmalarını temin etmeyi amaçlıyoruz. Bu yüzden partimiz adına konuşacak Saadet Partili kardeşlerimizin tamamından raporumuzda verdiğimiz ekonomik değerleri esas alarak konuşmalarını rica ediyoruz. Biz, Türk ekonomisindeki gelişmeleri değerlendirirken konu ile ilgili bakanlıkların yayınlamış olduğu resmi rakamları verip bu rakamlar üzerinden açıklamalarımızı yapıyoruz. Bu arada konu ile ilgili olarak zaman zaman hükümet üyelerinin ve AK Parti yetkililerinin açıklamalarına da yer veriyoruz. Ayrıca medyada yer alan görüş ve değerlendirmeleri de dikkate alıyoruz. Tabii bu arada Türkiye’nin ekonomik sorunlarının Saadet Partisi’nin iktidarında nasıl çözüleceğine de yer veriyoruz. Böylece teşkilatlarımızı ve milletimizi hükümetin ekonomik uygulamaları hakkında bilgilendirdiğimiz gibi, Türkiye’nin önemli ekonomik sorunlarına yönelik görüşlerimizi de açıklıyoruz. Bu raporumuzu da aynı prensipler çerçevesinde hazırladık.

Değerli Arkadaşlar

 

Malumunuz olduğu üzere, 07 Haziran 2015’de Genel Milletvekili Seçimleri yapıldı. Meclise 4 siyasi parti girdi. Meclis Başkanlığı seçimleri de yapıldı. 4 siyasi partiden en fazla Milletvekili bulunan AK Parti’nin adayı TBMM Başkanı seçildi ve TBMM Başkanlık Divanı oluşturuldu. 09 Temmuz 2015 Perşembe günü Sayın Cumhurbaşkanımız 63. hükümeti kurma görevini AK Parti Genel Başkanı Sayın Ahmet Davutoğlu’na verdi. Sayın Ahmet Davutoğlu oyalama siyaseti uygulayarak CHP ile 35 gün istikşafi görüşmeler yaptı ve CHP ile hükümet kuramayacaklarını açıkladı. Peşinden MHP ile görüşmelerini sürdürdü ve MHP ile de hükümeti kuramayacağını deklere etti ve Sayın Cumhurbaşkanına görevi iade etti. Cumhurbaşkanı da Anayasa gereği 1.5 ayda hükümet kurulamadığı için 01 Kasım 2015’de yani seçimlerden 5 ay sonra Genel Milletvekili seçimlerinin yapılmasını kararlaştırdı.

Bu seçimler yurt içinde ve yurt dışında ve özellikle Türkiye’nin içinde bulunduğu Ortadoğu coğrafyasında çok önemli gelişmelerin olduğu bir dönemde yapılıyor. Bilindiği üzere Türk ekonomisi çok hassas dengeler üzerinde ilerleyen kırılgan bir yapıya sahiptir. Bu kırılgan yapısı nedeniyle hem dış dünyadaki ekonomik, politik ve siyasi gelişmelerden ve hem de yurt içindeki sosyal ve siyasal gelişmelerden fazlasıyla etkilenmektedir. Bu yüzden Türk ekonomisini incelerken yurt içindeki ve yurt dışındaki gelişmelerin Türk ekonomisi üzerindeki etkileri göz ardı edilmemelidir.

Bilindiği üzere, 2014 yılı Türkiye için seçim senesi idi. Türkiye’de 30 Mart 2014’de Yerel Yönetimlerin Seçimleri ve 10 Ağustos 2014’de de Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı. Bunların peşine de 07 Haziran 2015 Genel Milletvekili Seçimleri yapıldı. 07 Haziran seçimlerinden sonra da hükümet kurulamadığı için 01 Kasım 2015’deki erken Genel Milletvekili seçimleri gündeme geldi. Bunun anlamı, Türkiye yaklaşık iki yıldan beri seçim ortamında ve bu seçim ortamı 2015 yılı Kasım ayının ortalarına kadar devam edecek.

01 Kasım 2015’de Seçime gidilmesi Türk ekonomisini çok etkileyecektir. Mesela TBMM çalışmalarına ara verdiği için 2016 yılı Bütçe görüşmeleri zamanında yapılamayacak ve 2016 yılının ilk aylarında ülkemizin geçici bütçe ile idare edilmesi yoluna gidilecektir.

Türkiye seçimle uğraşırken dış dünyada ülkemizle ilgili önemli gelişmeler oldu ve olmaya da devam ediyor. Hükümet üyeleri tepki gösterse de Papa Franciscus yaptığı konuşmada 1915 olayları için “Ermeni Soykırımı” sözcüğünü kullandı. Avrupa Parlamentosu da Sayın Başbakanın ve hükümet üyelerinin “tanımıyoruz” demelerine rağmen, Ermeni meselesi ile ilgili bir karar aldı. Almanya Cumhurbaşkanı da 1915 olayları için “soykırım” ifadesini kullandı. Rusya devlet başkanı Putin ile Fransa devlet başkanı Hollende 24 Nisan 2015’de Ermenistan’a gittiler ve 1915 olayları için aynı sözcüğü kullandılar. ABD başkanı Obama da 24 Nisan 2015’de yağtığı açıklamada her zamanki gibi, iki tarafı da idare edecek sözler sarfetti. Kısaca Türkiye Ermeni meselesi konusunda köşeye sıkıştırılmaya çalışılıyor.

Öte yandan yakın komşularımızda, Suriye’de ve Irak’ta çatışmalar sürüyor. IŞİD örgütü her iki ülkede de eylemlerini sürdürüyor. IŞİD örgütünün Irak’taki ve Suriye’deki saldırıları halen dünyanın en çok ilgilendiği konuların başında geliyor. IŞİD örgütünün eylemleri Türkiye’yi de bir yıldan beri meşgul ediyor ve daha çok uzun süre meşgul edeceğe benziyor. Bu arada PKK’nın benzeri bir kuruluş olan PYD’nin Suriye’de de, Irak’ta olduğu gibi, bir Kürt devleti kurma geyreti içinde olduğu herkesce biliniyor. Sayın Cumhurbaşkanı’mız da bu durumu “güney sınırımızda etnik yapıya dayalı bir devlet kurulmasını istemiyoruz” diye dile getirdiler. Şimdi Suriye’de her şey karmakarışık olduğu gibi, Türkiye’de de hiçbir şey berrak değil. 7-8 aydan beri Türkiye’nin güney sınırındaki askeri hareketlilik had safhada. Suriye’deki eylemler Türkiye’nin “Süleyman Şah Türbesinin ve Karakolunun” yerini değiştirmesine bile sebep oldu. Bu arada Türkiye’de 20 Temmuz 2015’de Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde yaşanan patlama hadisesi ile başlayan PKK terör olayları her geçen gün dozunu artırdı. Sonuçta AK Parti Hükümetinin uygulamaya koyduğu çözüm süreci adı verilen çatışmasızlık ortamı Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifadesiyle buzdolabına kaldırıldı ve yurt içinde ve yurt dışında PKK’ya karşı yapılan operasyonlar arttı. Terör ülkenin bir numaralı sorunu haline geldi. Her gün gelen şehit haberleri insanlarımızı üzüyor, milletimzi yasa boğuyor. İnsanların can güvenliği tehlikede. İnsanların hayatı söz konusu olunca ekonomik sorunlar ikinci planda kalıyor, pek fazla gündeme getirilmiyor. Ama unutulmamalıdır ki, ülkemizde ekonomik sıkıntılar had safhadadır.

Türkiye bir yandan terör olayları ile diğer yandan önce hükümet kurma çalışmaları daha sonra da seçim çalışmaları ile uğraşırken ABD, IŞİD ile mücadele etme kisvesi altında, İncirlik hava alanına jetlerini getirdi. İncirlik’den havalanan savaş uçakları IŞİD hedeflerini bombalama adına komşu ülke Suriye’yi bombalıyor. Çoluk-çocuk, kadın-erkek, yaşlı-genç demeden insanları öldürüyor. Eylül 2015’in son haftasında Ruslar da IŞİD’le mücadele etme adına Suriye’ye girdi. Onlar da Beşar Esad yönetimine yardım etmek üzere IŞİD’le mücadele ettiklerini söylüyorlar ve bombalamaya devam ediyorlar. Yani hem ABD jetleri hem de Rus jetleri Suriye’de bomba yağdırıyor. Olan Suriye’lilere oluyor.

Suriye’deki çatışmalar Türkiye sınırına yakın yerlerde oluyor ve saldırılardan kaçan Suriye’liler de Türkiye’ye sığınıyor. Gelen sığınmacılar ülkemizde ekonomik ve sosyal pek çok sıkıntılar yaşıyor. Tabii Türkiye de sığınmacıların sebep olduğu ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların çözümü ile uğraşıyor. Burada şu hususu hemen belirtmek istiyoruz. Sığınmacıların sebep olduğu sorunlar çok, sorunların çözümü de zor diye, Türkiye gelen sığınmacılara kapılarını kapatamaz, gelmeyin diyemez. Zira gelenlerle çok değil, bir asır önce aynı devletin, Osmanlı devletinin vatandaşları idik. Onlarla akrabalık bağlarımız var, dini, tarihi ve kültürel bağlarımız var. Onlar bizim din kardeşlerimiz. Hepsinden önemlisi insan. Zulümden kaçan bu insanlara kucak açmamız kardeşlik görevimizin gereğidir diyoruz ve her türlü yardımı yapmaya milletçe hazır olduğumuzu ifade ediyoruz. Ancak ortaya çıkacak sorunların çözümü için de devletimizin vakit geçirmeden her türlü önlemi alması gerektiğini belirtmek istiyoruz. Aksi halde yarın geç kalınmış olabilir. Son gelen sığınmacılarla birlikte Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların sayısının 2 milyonu bulduğu hatta aştığı ve bunlar için Türk devletinin yaptığı harcamaların da 8 milyar dolara yaklaştığı yetkililer tarafından ifade ediliyor. Yine yetkililerce, Suriyeli sığınmacılara koalisyon güçleri dahil tüm dünyanın yaptığı yardımların toplamının da 300-400 milyon dolar civarında olduğu ifade ediliyor. Batılılar mültecilerin sorunları ile fazla ilgilenmiyorlardı. Ne zaman ki mülteciler botlarla, gemilerle ve hatta yürüyerek Avrupa ülkelerine gitmek için yollara düştülerse, işte o zaman kendini medeni sayan Avrupa ülkeleri bu insanların varlığını fark ettiler ve AB ülkeleri Eylül 2015’de sorunun çözümü için tedbir almak üzere bir araya geldiler. 28-30 Eylül 2015’de BM’de Suriye konusu ele alındı. Ama orada da Dünya egemenlerinin güç gösterisinden başka bir şey olmadı. Bu konuda Batılılara söylenecek çok söz var, ama söylemek istemiyoruz ve bırakalım onları başkaları söylesin diyoruz. Biz konuyu kısaca “komşudaki yangın bizi çok huzursuz ediyor” demekle tamamlayalım istiyoruz. Temennimiz IŞİD meselesinin de Suriye’deki ve Irak’taki sorunların da kısa sürede çözülmesi ve bölge ülkelerinin de ülkemizin de bu sıkıntılardan bir an önce kurtulmasıdır.

İki yıla yakın süredir Hükümet seçimle uğraştığı için ülkemizde asıl yapılması gerekenler yapılmadı. Ülkemizde işsizlik çift haneli rakamlara ulaştı. (Ocak 2015’de % 11.3. Haziran 2015’de de % 9.6) Enflasyon çok yüksek, 2014’de yıllık enflasyon % 8.2 olarak gerçekleşti ve Yaz aylarında biraz düşse de Eylül 2015’de % 7.95 oldu. Döviz fiyatları artıyor. Son haftalarda Dolar 3.00 TL, Avro 3.35 TL oldu. Büyüme hızı azalıyor. 2014 yılında büyüme % 2.9’a düştü. 2015 yılının ilk 6 aylık kısmında büyüme % 3.1 olarak gerçekleşti. Halkın ekonomik durumu kötü. Çiftçi, işçi, memur, emekli, esnaf perişan. Ülkemizin iç ve dış borçları sürekli artıyor. Dış Ticaret Açığı ve Cari Açık her ay artışını sürdürüyor. Ekonomi’deki gidişat iyi olmadığı için uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standart & Poors (S & P) 28 Mart 2013’de BB’den BB+’ya (yatırım yapılabilir seviyenin altı) yükselttiği Türkiye’nin kredi notunu 21 Kasım 2014’de yaptığı değerlendirmede değiştirmediği gibi negatif (-) olan not görünümünü de değiştirmedi. 08 Mayıs 2015’de de Türkiye aynı konumunda kalabildi. Fitch de 18 Eylül 2015’deki açıklamasında Türkiye’nin BBB- “Yatırım yapabilir” seviyedeki kredi notunu ve durağan olan not görünümünü değiştirmedi. Kanaatimiz odur ki her iki kredi derecelendirme kuruluşu da Türkiye ekonomisinin iyiye gitmediğini tesbit ettiler ama seçimler öncesi not düşürerek seçimleri olumsuz yönde etkilememek için notumuzu ve not görünümümüzü değiştirmek istemediler. Seçimlerden sonra durumumuz inşallah iyileşir diyoruz. Ancak görünen o ki notumuzu koruyamayacağız ve bu günleri de arayacağız.

Türkiye iç sorunları ile uğraşmaktan dışımızdaki olaylarla ilgilenmeye vakit bulamıyor. İslam ülkelerinin durumu içler acısı.  Irak kan gölü, Suriye, Libya ve Yemen kan gölü ve bu ülkelerden Irak ile Suriye fiili olarak 3’e bölünmüş durumda. İnsanlar aç-biilaç. Irak’a, Suriye’ye ve Libya’ya olan ihracat engellenmiş, bu ülkelere ihracat yapan ihracatçı ve müteahhitler perişan.

Gazze’de İsrail’in zulmü sınır tanımıyor. İsrail askerleri Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’ya ayakkabıları ile giriyor ve Mescid-i Aksa’yı geçici olarak ibadete kapatıyor. 50 yaşın altındaki Müslüman erkekleri Mescid-i Aksa’ya sokmuyor. Bu durum insana, üstad Necip Fazıl Kısakürek’in Sakarya Türküsü isimli şiirindeki “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya” mısrasını hatırlatıyor. Çeçenistan, Mısır, Pakistan, Afganistan, Bangladeş, Sudan, Somali, Arakan, Mali, Keşmir ve Doğu Türkistan da sıkıntılı. Kısaca Büyük Ortadoğu Projesi işliyor.

 Türkiye dış politikada IŞİD saldırılarını, iç politikada da Terör olayları ile Seçimleri ve bu arada Parlamento da grubu bulunan 4 partinin yöneticilerinin söz düellolarını konuşuyor. 07 Haziran seçimleri yapıldı. Meclis Başkanı seçildi. TBMM Başkanlık Divanı oluşturuldu. Ancak yeni hükümet kurulamadığı için Türkiye’de 01 Kasım 2015’de Anayasa gereği seçimler yenileniyor, “Erken seçim” yapılıyor. 07 Haziran 2015 seçimlerinde Milletimiz hiçbir partiye tek başına hükümet olması için yeterli Milletvekili sayısını vermedi. Başta AK Parti olmak üzere Parlamentoda grubu bulunan 4 parti milletin verdiği bu mesajı anlayamadılar ve kısır çekişmeleri bir tarafa bırakarak koalisyon hükümetini kuramadılar. Ülkenin ve milletin menfaatini değil kendi parti menfaatlerini, çıkarlarını ön plana aldılar. Sayın Cumhurbaşkanı da partiler arasındaki anlamsız tartışmaları yatıştıracağı yerde maalesef artırıcı yönde davrandığı için Türkiye 01 Kasım 2015’de yeni bir Genel Milletvekili seçimleri yapma mecburiyetinde kaldı. Temennimiz 07 Haziran 2015 seçimlerinde milletin verdiği mesajı anlayamayan siyasi partilerin 01 Kasım 2015 seçimlerinde milletin vereceği mesajı anlaması ve eğer milletimiz 07 Haziran 2015’deki gibi hiçbir partiye tek başına iktidar olacak sayıda Milletvekili vermezse, bir araya gelerek koalisyon hükümeti kurma olgunluğunu göstermesidir. Bunun yapılabilmesi için siyasi partilerin tamamının nezaket kurallarına uymaları gerekir. Biz Parlamentoda grubu bulunan tüm partilere suni gündemlerle uğraşarak ülkemize vakit kaybettirmemelerini ve Türkiye’nin gerçek gündemi ile ilgilenmelerini tavsiye ediyoruz. Zira Türkiye’nin bulunduğu bölgenin stratejik öneminden dolayı bu coğrafyada dünyanın süper güçleri sürekli olay çıkarttırmaktadırlar. Bu olayları önlemenin tek yolu bölge ülkelerinin bir araya gelerek hakkın ve adaletin hakimiyeti için çalışmalarıdır.

07 Haziran 2015’de yapılan seçimlerde Parlamentoya % 10 barajını aşan 4 siyasi parti girdi. Milli Görüşün tek temsilcisi olan Saadet Partisi parlamentoya giremedi. Bizim için asıl olan parlamentoya giren veya giremeyen tüm partilerin yüce milletimizin menfaati için çalışmalarıdır. Biz yüce milletimizin menfaati için özellikle iktidara, ana muhalefet partisine ve diğer muhalefet partilerine, bütün Sivil Toplum Kuruluşlarına ve her bir vatandaşımıza teenni ile hareket etmelerini tavsiye ediyoruz. İktidar partisi yöneticilerine ve milletvekillerine hırsla, sinirle söylenecek sözlerin, yapılacak işlerin faturasını bu milletin ödeyeceğini dikkate almalarını, konuşurken dikkatli olmalarını, kelimeleri özenle seçerek söylemelerini, yetkililerin aklı selimle olayların üzerine giderek sorunları kanunlar çerçevesinde usuletle ve suhuletle çözme yolunu tercih etmelerini tavsiye ediyoruz. Aynı şekilde muhalefet partilerine de sorumlu muhalefet yapmalarını, sert ve kırıcı sözlerden sakınmalarını, özellikle parti liderlerinin ve partilerin üst düzey yöneticileri ile milletvekillerinin birbirlerine karşı kibar davranmalarını tavsiye ediyoruz. Milletçe en fazla birlik ve beraberliğe muhtaç olduğumuz şu günlerde geçmişte yaşanmış bir takım olayları Türkiye’nin gündemine getirmenin iktidarıyla muhalefetiyle kimseye bir faydasının olmayacağını hatırlatıyor ve herkesin, özellikle parti yetkilileri ile milletvekillerinin konuşurken dikkatli olmalarını, ülke gerçeklerini söylemelerini, ama muhataplarına güzel bir dille hitap etmelerini istiyoruz.

Görünen o ki, 01 Kasım 2015’de yapılacak Genel Milletvekili seçimleri iktidarıyla ve muhalefetiyle tüm partileri meşgul ediyor ve bu seçim havası ülkemizde birkaç hafta daha yaşanacak. Biz, parlamentoda grubu bulunan muhalefet partilerine, CHP ve MHP’ye, AK Parti’nin suni gündemlerine alet olmamalarını Türkiye’nin gerçek gündemi ile ilgilenmelerini tavsiye ediyoruz. Ama bu gibi suni gündemlerin muhalefet partilerinin de işine geldiğini sanıyoruz. Aksi halde muhalefet partileri suni gündemler üzerinde bu kadar çok durmazlar. Muhalefet partileri hükümetin ortaya attığı suni gündemlerle uğraştığı için biz Türkiye’de muhalefet boşluğu var diyoruz. Görevini yapmayan muhalefet, bizce ha var ha yok. Muhalefet görevini yapmıyorsa ya da yapamıyorsa olsa ne olur, olmasa ne olur? Biz prensip olarak partilerin ve özellikle hükümetin icraatları üzerinde duruyoruz. Ne hükümet üyelerinin ve ne de parti yetkililerinin özel hayatları üzerinde durmuyoruz, konuşmuyoruz. Yapılan icraatları milli görüş açısından değerlendiriyoruz. Bizim bu davranışımıza bazı AK Partililer “siz hep hükümeti dolayısı ile AK Partiyi eleştiriyorsunuz, muhalefet partilerini, CHP ve MHP’yi eleştirmiyorsunuz” diye sitem ediyorlar. Biz de onlara diyoruz ki, “muhalefetin, CHP ve MHP’nin icraatı var mı?” Bizce, Hayır yok. O yüzden Biz muhalefet partilerini değil, iktidarda olan hükümetin icraatlarını eleştiriyoruz.

Evet. Sayın Başbakan’ın veya bir siyasi parti genel başkanınının üzerinde durulmaya değmeyecek sözleri ülkede bu kadar çok konuşulup tartışıldığına göre, demek ki seçimlere kadar, iç ve dış politik gelişmelerin de etkisi ile, siyasi istikrar daha önceki 12-13 yılda olduğu gibi olmayacak. Siyasi istikrar sarsılınca ekonomik istikrar da bundan ziyadesiyle etkilenecek, sosyal sıkıntılar da gün geçtikçe artacaktır. Bu arada yabancı ülkelerdeki özellikle komşu ülkelerdeki gelişmeler ile yurt içindeki gelişmeler, özellikle iktidar ile AK Partililerin “Paralel Yapı” adını verdikleri hizmet grubu arasındaki gerginlik de ekonomiyi bu güne kadar etkilemiştir ve bundan sonra da etkilemeye devam edecektir.

Türk ekonomisini incelerken Dünyadaki ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelere de kısaca da olsa değinmekte yarar vardır sanırız. 2008’de ABD’de başlayan kriz tüm dünyayı etkiledi. Krizin etkileri hala tüm dünyada hissediliyor. 2011’den beri AB ülkeleri de ekonomik krizle boğuşuyor. ABD ekonomisi 2013 Eylül-Ekim aylarından beri iyileşme sürecine girdi. FED bir yıl süreyle varlık alım miktarlarını aydan aya azalttı ve Ekim 2014’de de sıfırladı. Bu durum ABD  ekonomisindeki iyileşmenin bir göstergesidir. ABD ekonomisinin iyileşme sürecine girmesi ve FED’in 2015 yılında faiz artırımına gideceğini açıklaması doların değer kazanmasına sebep oldu. Dolar uluslararası piyasalarda Avro’ya karşı ve diğer para birimlerine, özellikle TL’ye karşı değer kazandı. Doların TL’ye karşı değer kazanması halen de devam ediyor. Eylül 2014’de 2 lira 28 kuruş olan dolar kuru Eylül 2015’de 3 lira 4 kuruşa yükseldi. Yani bir yılda dolar % 33 değer kazandı. Son aylarda petrolün değer kaybetmesinin de etkisi ile Rus para birimi rubleye karşı da dolarda çok hızlı bir değer artışı oldu. Bu arada Çin para birimi Yuan’da da değer kaybı oldu. Rublede’deki ve Yuan’daki değer kaybı tüm dünya ekonomilerini etkiledi. Yani kur savaşları hızlandı. Tüm ülkelerde borsalar değer kaybetti. Doların değerlenmesi Türkiye’de malların fiyatlarının yükselmesine, dolayısı ile enflasyonun artmasına sebep olduğu gibi, sanayicinin sorularının da artmasına sebep oldu ve halen de oluyor.

Bu arada toplam borcunun 320 milyar Avro olduğu söylenen komşumuz Yunanistan IMF’ye olan borcunun 1 milyar 600 milyon Avro’luk taksidini vadesinde (30 Haizran 2015’de) ödeyemedi ve temerrüte düştü. İflasını ilan etti. AB ülkesi olan bu ülkeye AB de borcunu ödemesi için gerekli desteği çok ağır şartlarla verebileceğini açıkladı. Yunanistan hükümeti de 05.07.2015 ‘de referanduma gideceğini açıkladı ve referanduma gitti. Başbakan Çipras Yunan halkını kreditörlerin isteklerine karşı “Hayır” oyu vermeye çağırdı ve Referandumda % 61 “Hayır” oyu çıktı. AB ülkelerinden oluşan kreditörler ile Yunanistan’ın görüşmeleri çok sert geçti ve sonunda Yunanistan’a istediği ekonomik destek yine verildi. Bu arada kredi derecelendirme kuruluşları da Yunanistan’ın notunu düşürdü. Yani komşuda her şey karma karışık idi. Çipras hükümeti sorunu çözmek için erken seçime gitti. Sonuçta Yunanistan’da da koalisyon hükümeti kurulabilecek bir parlamento aritmetiği ortaya çıktı. Dileğimiz dünya egemenlerinin perişan hale getirdiği bu ülkedeki sorunların da bir an önce ortadan kalkmasıdır.

Yunanistan’daki kriz önce AB’nin ekonomik durumu iyi olmayan Portekiz, İspanya, İtalya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerinde, daha sonra da diğer dünya ülkelerinde krize debep olacağı konuşulmaya başlandı. Nitekim 08 Temmuz 2015 günü Asya’nın önde gelen ülkelerinden Japonya’da borsa % 3, Çin’de ise % 6 düştü. Dileğimiz Yunanistan’daki krizin domino etkisi yapmaması ve diğer dünya ülkelerini etkilememesidir.

Öte yandan ham petrol fiyatları düştü. Haziran 2014’de varili 115 dolara kadar yükselen Brent petrolünün fiyatı Aralık 2014’ün son haftasında 56 dolara, 07 Ocak 2015’de de 50 doların altına düştü. Şu günlerde (02-08.10.2015) 48-50 Dolar düzeyinde. Yani son bir yılda ham petrol fiyatları % 50’den fazla ucuzladı. Bu durum Türk ekonomisinin lehinedir. Zira Türkiye’nin petrol faturasında kayda değer miktarda azalma olacaktır. Bu da Türkiye’nin dış ticaret açığı ile cari açığının azalmasına sebep olacaktır. Petrol fiyatındaki düşme Türk vatandaşına aynı ölçüde yansımadı ve başlangıçta vatandaşın tükettiği benzin ve motorinin (mazot) fiyatında % 8-10 ucuzlama oldu. Ama son bir kaç ayda dolardaki artış gerekçe gösterilerek benzin ve motorine zam üstüne zam yapıldı. Yine Türk vatandaşı dünyanın en pahalı benzinini kullanıyor.

Unutulmamalıdır ki,  ham petrol fiyatındaki düşme dünyanın sayılı petrol ihracatçısı ülkeleri arasında yer alan Rusya’nın gelirlerinin azalmasına sebep oldu. Bir süreden beri ruble dolara karşı değer kaybetmektedir. Rublenin bu değer kaybı da Rusların alım gücünü azalttı. Rus ekonomisindeki bu gelişmeler dünyanın tüm ülkelerinin ekonomisini etkilediği gibi, Türk ekonomisini de etkiledi ve geliri azalan Rusya Türkiye’den yaptığı ithalatı azalttı. Nitekim 2014 yılının ilk 10 ayında Türkiye’den Rusya’ya yapılan ihracatta % 15 azalma olmuştur (Dünya, 24 Kasım 2014) ve bu azalma halen de devam etmektedir. Rusya’daki ekonomik sıkıntılar bu ülkeden Türkiye’ye gelen turist sayısının azalmasına da sebep olmuş ve 2015 yılında çok sayıda otel rezervasyonu iptal edilmiştir. Bu durum Türkiye’nin Turizm gelirlerinin de azalması demektir.

Evet, kısaca özetlersek; ABD krizden tam çıkmadı, ama çıkmak üzere, Rus ve Çin ekonomileri sıkıntılı, Almanya’da büyük bir ekonomik durgunluk yaşanıyor, AB’nin önde gelen 3 ülkesinde, Almanya, Fransa ve İtalya’da büyüme çok düşük düzeyde. Geri kalan AB ülkeleri 2008’deki ABD krizinden sonra krize girdi ve bu kriz halen devam ediyor. AB üyesi olan komşumuz Yunanistan’da ekonomik sıkıntılar had safhada. Borçlarını ödeyemiyor. Durumu AB’nin ve özellikle Almanya’nın himmetine kalmış. Komşularımız olan ülkelerdeki ve diğer dünya ülkelerindeki (Suriye, Irak, Mısır, Yemen, Pakistan, Bangladeş, Libya, Tunus gibi) kaotik durum malum.  Bu durum 2013’de ve 2014’de olduğu gibi, 2015’de ve hatta daha sonraki yıllarda da Türkiye ekonomisini etkileyecektir. Bütün bu gelişmeler göz önünde bulundurularak gerekli tedbirler alınmalı, ihracatta da komşu ülkelere, AB ülkelerine ve ABD’ye bağımlı kalınmamalı, yeni pazarlar aranmalı ve bulunmalıdır.

 

İŞSİZLİK

 

TÜİK geçtiğimiz günlerde 2015 Yılı Haziran ayı işsizlik rakamlarını açıkladı. İşsizlik oranı Haziran 2015’de % 9.6 olarak gerçekleşti. Bir yıl önce Haziran 2014’de % 9.1 olan işsizlik oranı Haziran 2015’de % 9.6 olmuştur. Yani işsizlik oranı % 0.5 artmıştır. Bu artış sonucu 2.880.000 vatandaşımız çalışmak istediği halde iş bulamaz hale gelmiştir. 2014 yılı Haziran ayında işsiz sayısı 2.654.000 iken 2015 yılı Haziran ayında işsiz sayısı 2.880.000’e yükselmiştir. Yani bir yılda 226.000 insanımız daha işsizler ordusuna katılmıştır. Burada bir hususun bilinmesi gerekir. TÜİK tarafından verilen işsiz sayıları ve bu sayılar üzerinden hesap edilen işsizlik oranı, çalışmak için İŞ-KUR’a müracaat eden işsizler üzerinden hesap edilmektedir. Ailesi ile yaşadığı için iş aramayanlar ve iş bulmadan umudunu kestiği için İŞ-KUR’a müracaat etmeyenler ile gizli işsizler bu sayıya ve işsizlik oranına dahil değildir. Eğer bunlar dahil edilirse oranın % 9.6 değil, çok daha yüksek mesela, % 18-20 olacağı açıktır. Yine bilindiği üzere % 9.6’lık işsizlik oranı Tarım sektöründe, inşaat sektöründe ve turizm sektöründe işçilik ihtiyacının en fazla olduğu Haziran ayına aittir. Eğer TÜİK verilerinden mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı incelenirse, oranın % 10.4 olduğu görülür. Biz, insanlarımızın iş bulup çalışmasını ele güne muhtaç olmadan evinin geçimini temin etmesini istiyoruz…!

İşsiz sayısındaki artış nüfustaki artıştan kaynaklanmaktadır. Nüfus artınca çalışan nüfus da artmaktadır. TÜİK’in verilerine göre Haziran 2014’den Haziran 2015’e kadar geçen 1 yıllık sürede çalışmak isteyen nüfus 901.000 kişi artmıştır. Artan bu nüfusun 226.000’i iş bulamamış ancak 675.000’i iş bulabilmiştir. Ülkemizde üretim ekonomisine geçilmediği ve özellikle sanayi sektörü geliştirilmediği sürece işsiz insanımıza iş bulmak mümkün değildir. Dileğimiz üretim ekonomisine geçilerek işsiz insanlarımıza iş temin edilmesidir.

Genç nüfustaki işsizlik oranı daha yüksektir. Haziran 2014’de % 16.7 olan genç nüfustaki işsizlik oranı Haziran 2015’de % 17.7’ye yükselmiştir. Yani genç nüfustaki işsizlik bir yılda % 1 artmıştır. TÜİK verilerinde Haziran 2015’e ait Genç nüfustaki mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı %19.2’dir. Bunun anlamı her 5 gençten birisi çalışmak istediği halde iş bulamamıştır.

İşsizlik fert için ve ailesi için çok büyük bir sıkıntı olduğu gibi, ülke için de en büyük sosyal sorundur. Bu sorunun, bu sıkıntının bir an önce çözülmesi gerekir. Sorunun çözümü için, IMF politikalarının terk edilmesi ve bir an önce üretim ekonomisine geçilmesi gerektiğini bütün iktidarlara söylüyorduk, bu iktidara da bir kez daha hatırlatıyoruz.  

 

ENFLASYON (TÜFE)

 

TÜİK tarafından Eylül 2015’e ait enflasyon rakamları açıklandı. 426 malın fiyatındaki değişimin esas alınarak hesaplandığı TÜFE Eylül ayında bir önceki aya göre  % 0.89 arttı. 9 aylık enflasyon (Ocak-Eylül) % 6.21, Yıllık enflasyon da % 7.95 olarak gerçekleşti. Enflasyon bu seyrini sürdürürse 2015’de de TÜFE öngörülen orana düşürülemeyecek ve ön görülen           % 6.1’den daha yüksek olacaktır. İktidar parlamentoda grubu bulunan muhalefet partilerini suni gündemlerle meşgul ediyor. İktidarın ülkenin en önemli sorunlarından biri olan enflasyonu düşürme gibi bir derdi yok. Sorunları bürokratlara havale edip kenara çıkıyor. Bakınız, önümüzdeki günlerde Merkez Bankası Başkanı Sayın Başçı, 2014 yılında olduğu gibi, bir açıklama yapar ve enflasyonu revize ettiklerini açıklar. İktidar için konunun çözümü bu kadar kolay.

Devlet,  Akaryakıt  (Benzin, Motorin), Doğal Gaz, Elektrik gibi temel mallara ve vergilere (ÖTV) zam yaptığı sürece enflasyon yükselir, düşmez.  AK Parti iktidarının da yaptığı sadece zam. Nitekim, 2015’de üst üste gelen zamlarla benzin ve motorin pahalılandı. Dünya piyasalarındaki petrol fiyatlarının düşüşüne rağmen Akaryakıt fiyatları yükseliyor. İktidar bunun dövizdeki fiyat artışından kaynaklandığını ifade ederek işin içinden çıkıyor. Bu arada uygulanan hatalı politikalar gıda maddelerinin fiyatlarında artışa sebep oluyor. Son aylarda tüm temel gıda maddelerine zam geldi. Meyve ve sebzenin bol olduğu bu aylarda gıda maddelerinde yüksek fiyat artışı olursa meyve ve sebzenin azalacağı önümüzdeki aylarda gıda maddelerindeki fiyat artışının daha fazla olacağı söylenebilir. Et ve et mamulleri ile süt ve süt ürünlerinin de fiyatları zamlandı. Önümüzde kış ayları var. Kış aylarında vatandaşın bütçesinde kışlık giyecek ve yakacak masrafları da yer alacak. Ayrıca okullar açıldı. Çocukların okul masrafları da bunun üzerine eklenince vatandaşın geçim sıkıntısı iyice artacak. 01 Kasım 2015’de yapılacak Genel Milletvekili Seçimleri nedeniyle ertelenen zamlar da seçim sonrasında yapılacaktır. Demek oluyor ki, AK Parti’nin hatalı politikaları yüzünden bir yandan temel malların fiyatları yükseliyor, diğer taraftan üretim yetersizliği yüzünden gıda maddelerinin fiyatları yükseliyor. Vatandaş da AK Parti hükümetinin hatalarının faturasını ödüyor.  Ancak gerek Hükümet ve gerekse AK Parti yetkilileri kendi yaptıkları zamları da vatandaşın kullandığı temel mallardaki fiyat artışlarını da hiç gündeme getirmemektedirler. Onlar suni gündemler oluşturarak muhalefet partilerini ve toplumu meşgul etmektedirler.

 

Ülkemizde YOKSULLUK kol geziyor.

 

Bu ülkede akşam saatlerinde haftalık semt pazarı kapanınca pazar yerine gidip sebze-meyve artığı toplayan insanlarımız var. Vatandaşlarımız arasında yüce dinimizin emri olan Zekat, Fitre ve Sadaka verme gibi güzel bir uygulama var. Hali vakti yerinde olan insanlarımızın yoksullara verdiği Zekat, Fitre ve Sadaka fakir insanlarımızın ihtiyaçlarını karşılamalarına katkıda bulunuyor. Son yıllarda Suriye’deki savaştan kaçarak yurdumuza sığınan insanların ihtiyaçlarının karşılanmasında da yüce milletimizin asil evlatları oldukça fedakar davranmaktadırlar. Evet, sayıları 2 milyonu aşan bu sığınmacıları da sayar isek yurdumuzdaki yoksulların sayısı çok daha fazla olur. Sosyal Hizmetler Fonu’nun ve Belediyelerin yaptığı yardımlarla hayatını idame ettiren insanlarımızın varlığını hepimiz biliyoruz. Bu ülkede iş bulup çalışan kesimlerin de ekonomik durumu iyi değildir.

 

ÇİFTÇİ sıkıntılıdır. Bu konuda her bölgemizin veya ilimizin özel durumu dikkate alınarak örnekler verilebilir. Burada hemen her bölgemizi ilgilendiren bir bitkisel ürünümüz olan Buğday ile Hayvancılığın durumunu ele alıp açıklamak istiyoruz.

Buğday insanımızın temel besin kaynağıdır. Üretici ve tüketici olarak hemen her insanımızı ilgilendiren bir üründür. İktidarlar da bu durumu bildikleri için buğday üretiminin yeterli olması için önlemler alırlar, buğday üretiminin artması için çiftçiye destek verirler. AK Parti iktidarı da 13 yıldan beri kendince bu politikayı uygulamaktadır. Hükümetler çiftçinin buğdayını değer fiyatına satması için müdahale fiyatı açıklarlar. 2014 yılında rekolte düşük olduğu için serbest piyasada buğday fiyatları yüksek teşekkül etti. Bu yüzden Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) piyasaya girmedi. Düşünün “çiftçinin kara gün dostu” olarak bilinen TMO piyasaya girmiyor! 2015 yılında TMO Anadolu Kırmızı Sert buğday fiyatını 86.2 kuruş/kg olarak açıkladı. TMO 2013 yılında Anadolu Kırmızı Sert buğday alım fiyatını 72 kuruş/kg olarak açıklamıştı. Yani 2013 yılına göre 2015 yılında buğday fiyatında 14.2 kuruş, bir diğer ifadeyle % 19.7 artış yapılmıştır. Eğer yıllık olarak düşünülürse, buğday fiyatında % 9.9’luk bir artış yapılmıştır. Çiftçinin üretimde kullandığı gübre, mazot, tohumluk ve zirai mücadele ilacı gibi temel girdilerdeki yıllık fiyat artışının % 12-20 arasında olduğu dikkate alınırsa buğday fiyatındaki artışın düşük olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. İklim şartları elverişli geçtiğinden buğday üreticisi çiftçimiz için 2015 yılı bereketli bir yıl oldu. Dekara verim yüksek olduğu için çiftçimiz sevindi. Buğday rekoltesi yüksek olduğu için milletçe hepimiz sevindik. Rekoltenin 22.5 milyon tonu bulduğu yetkililerce ifade ediliyor. Verim yüksek olduğu için çiftçimiz sevindi, ama sevinci tam olmadı. Eğer hükümetin taban fiyat politikası da müsait olsa idi o zaman çiftçimizin sevinci tam olacaktı, yüzü gülecekti, bu olmadı. Yani yine buğday üreticisi umduğunu bulamadı.

“2015 yılı hasadı başlamadan önce Anadolu Kırmızı Sert Buğday serbest piyasada 90-93 kuruş/kg’dan işlem görüyordu. Rekolte yüksek beklendiği için 2015 yılı buğday hasadı başlayınca bu fiyatın serbest piyasada düşeceği beklenmekte idi. Nitekim öyle de oldu ve hasat başlayınca buğday fiyatı 84-85 kuruş/kg’a geriledi. Daha sonraki günlerde Bakanlık fiyat açıkladı. İlan edilen bu fiyatın serbest piyasada Buğday fiyatlarının 86.2 kuruş/kg’dan daha da aşağı düşmesine sebep olacağı bilinmekteydi, öyle de oldu ve 09 Temmuz 2015 itibariyle Ticaret Borsalarında buğdayın kg fiyatı 75-80 kuruşa düştü. Evet, TMO’nun açıkladığı bu fiyat ile buğday üreticisi çiftçi mağdur olmuştur. Zira bu fiyat 2014 yılındaki fiyatın çok altındadır.

Bilindiği üzere 54. Erbakan Hükümeti döneminde, 1997 yılında TMO 2.sınıf ekmeklik buğday fiyatlarını 18.000 TL /kg’dan 33.000 TL / kg’a yükseltti. Yani buğday alım fiyatını, AK Parti iktidarının yaptığı gibi % 9.9 değil,  % 83 arttırdı.  Bu uygulama çiftçimizin yüzünü güldürdü, kar etmesine sebep oldu. Çiftçi kar edince üretimini artırdı. Bu da Türkiye’nin buğday üretiminin artmasına sebep oldu. Biz AK Parti iktidarından buğday alım fiyatını Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Başbakan olduğu 54. Hükümetin artırdığı gibi % 83 oranında artırmasını beklemiyoruz. Ama buğday alım fiyatındaki artışın girdi fiyatlarındaki artışın çok gerisinde kalmasının da hatalı bir uygulama olduğunu hatırlatmadan geçmek istemiyoruz. Kısaca 2015 yılında da buğday üreticisi çiftçi mağdur edilmiştir. 2015 yılı buğday hasadı başlamadan önce, Nisan 2015’de Saadet Partisi olarak buğday üreticisine yapılan diğer desteklerin devam etmesini, çiftçimizin ürününü pazarlarken makul ölçüler içinde desteklenmesini ve 2015 yılında 1 kgr Anadolu Kırmızı Sert Ekmeklik Buğdayın müdahale alım fiyatının en az 120 kuruş olması gerektiğini ifade etmiştik. Şimdi bir kez daha yineliyoruz. 1 kg Anadolu Kırmızı Sert Ekmeklik buğdayın müdahale alım fiyatı 120 kuruş olmalıydı. Saadet Partisi’nin iktidarında çiftçilerimiz alın terlerinin karşılığını alacaklardır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Burada bir hususu daha belirtmek istiyoruz. 2014 yılında Rekoltenin düşük olmasında hava şartlarının, kuraklığın etkisi vardır. Ancak Rekolte düşüklüğünde Tarım Bakanlığı’nın hatalı uygulamalarının da büyük payı olduğu unutulmamalıdır. Hatalı uygulamalar çiftçinin yaptığı harcamaların karşılığını alamamasına sebep olmuştur. Yetiştirdiği ürünün karşılığını alamayan üretici de Buğday ekiminden vazgeçmiş ve ekim alanları azalmıştır.  Nitekim BÜGEM’in verilerine göre 2006’da 8.5 milyon hektar olan buğday ekim alanı 2013 yılında 7.8 milyon hektara düşmüştür.

Uygulanan politikaların hatalı olduğu T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü, Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü’nce Nisan 2014’de yayınlanan “Tarımsal Veriler” isimli yayınında da yer almaktadır. Mesela 2012 ile 2013 yıllarına ait buğday fiyatları ile buğday üretiminde kullanılan girdilere ait fiyatlar karşılaştırıldığında, buğday üretiminde kullanılan girdilerin fiyatındaki artışın, buğday fiyatındaki artıştan fazla olduğu yani paritenin buğdayın aleyhine olduğu görülmektedir. 2012 yılında her türlü destek dahil 1 kgr buğday ile alınabilecek gübre (% 26 CAN) miktarı 1.20 kg iken, 2013 yılında 1.19 kg’a düşmüştür. Aynı şekilde 2012 yılında her türlü destek dahil 1 kgr buğday ile alınabilecek mazot miktarı 0.20 litre iken 2013 yılında 0.19 litreye düşmüştür. Yani çiftçi 1 kg buğday satınca 2012 yılındaki kadar girdi alamamıştır.

Aynı yayında Traktör üzerinden de benzer şekilde bir mukayese yapılmıştır. Traktör üzerinden yapılan mukayesede durum çok daha açık bir biçimde görülmektedir. Çiftçi’nin bir traktör (New Hollund TT 50) almak için 2012 yılında, her türlü destek dahil, 44.743 kgr buğday satması gerekirken; 2013 yılında aynı traktörü almak için satması gereken buğday miktarı 46.468 kgr’a yükselmiştir. Yani, aynı traktörü almak için çiftçimizin 1725 kgr daha fazla buğday satması gerekmiştir. Aslında Tarım Bakanlığı’nın yayınındaki rakamlar her şeyi en güzel şekilde açıklıyor. Biz bu konuda AK Parti iktidarının Tarım Bakanlığının bir kuruluşu olan Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü Müdürlüğünün yayınlarını dikkate almasını ve çiftçinin yıldan yıla zarar etmesini değil, kar etmesini sağlayacak uygulamaları tatbik etmesini kendilerine tavsiye ediyoruz.

            Hayvancılıkta da aynı hatalı politikalar uygulanmıştır. Hatalı politikalar sonucu daha önce canlı hayvan ve et ihraç eden Türkiye son yıllarda et ve canlı hayvan ithal etmek mecburiyetinde kalmıştır. 2010 yılında idrak ettiğimiz Kurban Bayramında kurbanlık hayvan ithal eden Türkiye 2011 yılında da Kurban Bayramı için kurbanlık hayvan ithal etmekten kurtulamamıştır. 2012, 2013 ve 2014 yıllarında da canlı hayvan ve et ithalatı devam etti. 2014’de başlayan besi materyali dana ithalatı 2015 yılında da devam ediyor. Yani değişen bir şey yok, canlı hayvan ithalatı yine devam ediyor. Saadet Partisi olarak canlı hayvan ve et ithalatının yapılmasının hayvancılığımıza zarar vereceğini ifade ediyor ve ithalata karşı olduğumuzu tüm halkımıza duyuruyoruz. Biz geçen seneki raporumuzda da bu konu ile ilgili olarak “Aslında Türkiye’nin kırmızı et üretiminde bu duruma düşeceği Devlet Planlama Teşkilatı Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı Hayvancılık Özel İhtisas Komisyonu Raporu’nda açıkça kaydedilmiştir. Ama AK Parti yöneticileri kendi bürokratlarının hazırladıkları raporları bile inceleyip önlem almamakta, ülkeyi el yordamı ile idare etme cihetine gitmektedirler.” ifadesine yer vermiştik. Şimdi iktidara bir kez daha hatırlatıyoruz. Politikalarınız hatalı…! Bu yanlıştan vazgeçiniz. Aksi halde Türkiye içine düştüğü bu açmazdan kurtulamaz.

Canlı hayvan ithalatından bahsederken şu hususu da belirtmek istiyoruz. Yurt dışından satın alınan besi materyali danaların çok sıkı bir sağlık kontrolüne tabi tutulması gerekir. Aksi takdirde satın alınan hayvanlarla yurdumuza bir takım salgın hastalıkların girmesi söz konusu olabilir ki bu hastalıklar Türk hayvancılığına çok zarar verir. Mesela, basında yer alan bilgilere göre (Dünya, 30 Eylül 2015) geçtiğimiz Kurban Bayramı günlerinde (24-27 Eylül 2015) Fransa’dan gemilere yüklenen besi materyali danalar bu günlerde (05-15 Ekim 2015) Türk limanlarına gelecekler. Fransa’nın belli bölgelerinde Mavidil hastalığı görüldüğünden ithalatta çok dikkatli olunması gerekir. Zira Mavidil hastalığı nedeniyle Avrupa Birliği ülkeleri bu bölgeden hayvan sevkiyatını durdurmuştur. Hatta Fransa’nın kendi içinde bile bu bölgeden hayvan sevkiyatı durdurulmuştur. Gerçi Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü yeryüzündeki salgın hayvan hastalıklarını yakından izlemekte ve hastalıklı bölgeleri tüm dünyaya internetten duyurmaktadır. Durumu öğrenen ülkeler de tedbirlerini almaktadırlar. Türkiye’de de Tarım Bakanlığı yetkililerinin konuyu takip edeceklerini ve gerekli önlemleri alacaklarını umuyoruz. Ama, biz yine de Tarım Bakanlığı’nın bu konuda çok titiz davranması gerektiğini vurgulamak istiyoruz.

            Türkiye gibi tarımsal üretime müsait bir ülkede, gerek bitkisel üretim ve gerekse hayvansal üretim niçin arzu edilen düzeyde değil? diye bir soru akla gelebilir. Bu sualin cevabı iktidarların uyguladığı tarım politikaları ile ilgilidir. Eğer uygulanan tarım politikaları çiftçinin gelir düzeyini arttıran milli politikalar ise tarımsal üretim artmaktadır. Yok eğer uygulanan tarım politikaları çiftçinin gelir düzeyini arttırmayan IMF politikaları olur ise, tarımsal üretim düşmektedir. Türkiye IMF politikalarını terk edip Milli Görüş politikalarını uygularsa üretim artar. AK Parti iktidarları da, daha önceki iktidarlar gibi, tarımsal üretimi artırmak üzere çiftçiye destek veriyorlar ve bu desteği her vesile ile ifade ediyorlar. Evet, çiftçiye tarımsal destek veriliyor. Bu destek miktarları yıllık bütçelerde Merkezi Yönetim Bütçe Giderleri arasında “Tarımsal Destekleme Ödemeleri” başlığı altında yer alıyor. Biz desteğin olmadığını söylemiyoruz, verilen desteklerin yetersiz olduğunu söylüyoruz. Geliniz son yıllarda bütçeden yapılan tarımsal destek miktarlarına bir göz atalım;

            Yıllar                                    Bütçeden yapılan tarımsal destek (Milyar TL)

            2008                                                                       5.8

            2009                                                                       4.5

            2010                                                                       5.8

            2011                                                                       7.0

            2012                                                                       7.6

            2013                                                                       8.7

            2014                                                                       9.1                                               

            2015 (Hedef)                                                        10.0               

            Dikkat edilirse bütçeden çiftçimize 2009 yılında 2008 yılındakinden daha az tarımsal destek verilmiştir. 2010 yılındaki destek de 2008 yılındaki destek kadardır. 2011’den itibaren bütçeden yapılan tarımsal destekler yıldan yıla az da olsa artırılmıştır. Bütçeden tarıma yapılan bu destek miktarları azdır. AK Parti hükümetleri, tarımsal üretimi teşvik amacıyla 2006 yılında kendi iktidarlarının çıkardığı 5488 sayılı Tarım Kanununun 21. maddesinde belirtilen destek miktarı kadar ödeneği bütçeye koymamaktadırlar. Kanunda “ Tarımsal desteklemelerin finansmanı” başlığı altındaki 21. maddede “…Bütçeden ayrılacak kaynak, Gayri Safi Milli Hasıla’nın yüzde birinden az olamaz.“ hükmü yer almaktadır. Ama AK Parti iktidarları bu hükme hiç uymamaktadırlar. Mesela 2014 yılında bütçeden tarıma ayrılan destek miktarı 9.7 milyar TL’dir. Ancak çiftçiye ödenen destek miktarı 9.1 milyar TL’dir. Yani bütçeden ayrılan paranın tamamı harcanmamıştır. Bu miktarı başta Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı olmak üzere hükümet başkanı ve diğer hükümet üyeleri “Çiftçimize 2014 yılında 9.1 milyar TL destek verdik” diyerek övünçle söylemektedirler. Ama şu bilinmelidir ki, kanun gereği verilmesi gereken destek miktarı en az 17.6 milyar TL olmalıydı. Zira 2014 yılında Türkiye’nin GSYH’sı 1 trilyon 764 milyar TL’ (1.763.964 milyon TL) dir ki, bunun % 1’i 17.64 milyar veya yaklaşık 17.6 milyar TL eder. Bu destek miktarı (17.6 milyar TL) yerine 2014 yılı bütçesine 9.7 milyar TL konmuş ama bunun da tamamı harcanmamıştır. 2015 yılı bütçesinde de tarımsal destek olarak 10.0 milyar TL ayrılmıştır. 2015’de Gayri Safi Milli Hasılanın 1 trilyon 944 milyar 594 milyon TL (1.944.594 milyon TL) olması ön görülmüştür. Buna göre 2015 yılındaki tarımsal destek miktarının kanun gereğince 19.4 milyar TL olması gerekirdi. Ama bu sene de kanunda ön görüldüğü kadar bir tarımsal destek ayrılmamıştır. Ayrılan miktar 10 milyar TL’dir. Biz Saadet Partisi olarak iktidarları hep uyarıyoruz, “Tarımsal destekleri arttırınız, özellikle pazarlama aşamasında çiftçimizi yalnız bırakmayınız, çiftçimizin yanında olunuz, gelişmiş ülkelerin tarıma verdiği desteği dikkate alınız ve hükümet olarak çiftçimizi üretimin her aşamasında destekleyiniz.” diyoruz.

 

            İŞÇİ sıkıntılı. Çalışanların büyük kısmı devletin belirlediği asgari ücretten aylıklarını almaktadırlar. Ocak 2015’de Asgari ücret 949 TL idi. Temmuz 2015’de de 1000 TL oldu. Değişik kurumların 2015 yılı Eylül ayında belirlediği açlık sınırının 4 kişilik bir aile için 1360-1400 TL arasında değiştiği ülkemizde kanaatimizce asgari ücretin çok düşük olduğunu söylemeye gerek yok. Sayıları 2.880.000’ni aşan işsizlerin bu 1000 TL’lik asgari ücreti dahi alamadıkları dikkate alınırsa vatandaşımızın durumu daha iyi anlaşılır. Üstelik asgari ücretten vergi alınmaktadır. Milli Görüş iktidarında, Saadet Partisi iktidarında asgari ücretten vergi alınmayacak ve asgari ücret insanımızın rahat bir hayat sürmesini temin edecek düzeye yükseltilecektir. Yıllık artışlar da 2015 yılında uygulandığı gibi, öyle % 6 + % 6 = % 12 düzeyinde değil, % 50 düzeyinde olacaktır. 

 

            MEMUR sıkıntılı. Memurların büyük bir bölümü 4 kişilik bir aile için bazı kuruluşların verdiği 3.730 ile 4.430 TL arasında değişen yoksulluk sınırının altında maaş almaktadırlar. Birkaç yıldan beri Memurların yıllık maaş artışları toplu sözleşme ile belirlenmektedir. Eğer toplu sözleşmede belirlenen oran enflasyonun altında kalırsa 1. altı ayın sonunda veya 2. altı ayın sonunda enflasyon farkı memura ödenirdi. 2013 yılında memur sendikaları ile kamu işveren heyeti arasında 2014 ve 2015 yıllarını kapsayan toplu sözleşme yapılmıştı. Sözleşme gereğince 2014 yılı için memur maaşlarına seyyanen 175 TL zam yapıldı. Bunun bir kısmı vergi olarak kesildiğinden memurun eline yaklaşık 125-130 TL geçti. Bunun anlamı 2014 yılında aylık maaşı 3000 TL olan bir memur kardeşimizin maaşında % 4 artış olmuştur ve 2014 yılında enflasyon farkı da verilmemiştir. 2014 yılında enflasyonun % 8.2 olduğu dikkate alınırsa, memurların % 4 zararda olduğu söylenebilir. Memur sendikaları çok başarılı bir Toplu Sözleşme yaptık dese de rakamlar ortada. Memurlar 2014 yılında enflasyon canavarına ezdirilmiştir. 2015 yılındaki memur maaş artışları 2014 yılı ile birlikte 2013 yılındaki toplu sözleşme ile % 3+   % 3 = % 6 olarak belirlenmişti. Görünen o ki, 2015 yılında iktidarın % 6.1 olarak belirlediği enflasyon oranı da tuturulamayacaktır. Zira senenin ilk 9 ayındaki (Ocak-Eylül) enflasyon            % 6.21’dir. Senenin 1. altı ayı sonunda enflasyon oranı tutturulamadığı için Temmuz 2015’de memurlarımıza % 1.76’lık enflasyon farkı ödenmiştir. Görünen o ki, 2. altı ayda da enflasyon ön görülenden yüksek çıkacak ve memurlara enflasyon farkı verilmesi mecburiyetinde kalınacaktır. Memur sendikaları ile kamu işveren heyeti arasında sürdürülen ve 2016 ile 2017 yıllarını kapsayan Toplu sözleşme görüşmeleri Ağustos 2015’de sonuçlandı ve 01 Kasım 2015’de yapılacak Genel Milletvekili seçimlerinin de etkisi ile memurlarımıza 2016 yılı için % 6 + % 5, 2017 yılı için de % 3 + % 4 zam yapıldı. Saadet Partisi olarak biz bu zam oranlarının da yeterli olmadığını ifade ediyoruz.

 

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Başbakan olduğu 54. Hükümet enflasyonun % 83 olduğu 1996-1997 yıllarında memurlara 1 yılda yaptığı ortalama maaş artışı % 130 düzeyinde idi. Bu ülkenin imkanları vardır ve işçisi ile memuruna, emeklisine, dul ve yetimine ele güne muhtaç olmadan geçinebilecekleri maaşı vermeye gücü yeter. Yeterki yöneticiler tercihlerini rantiyeden değil, halkımızdan yana kullansınlar. İsrafı önlesinler, Rantiyeye giden muslukları kıssınlar.

 

EMEKLİ sıkıntılı. Emeklilerin maaş artışları TÜFE’ye endekslidir. TÜFE oranında maaş artışı almaktadırlar. Emeklilerimiz de Temmuz 2015’de % 1.76’lık enflasyon farkını almışlardır. Maaşları düşük olduğu için enflasyon oranında yapılan artışlar emeklilerimizin ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaktır. Milli Görüş iktidarında yıllık enflasyon % 83 iken emekli maaşlarına bir yılda yapılan artışlar %100’ün üzerindeydi. Hatta Bağ-Kur emeklilerinde % 350’ler düzeyindeydi. Enflasyon oranının üzerindeki bu artış onların yüzünü güldürdü. AK Parti iktidarında emekliler yokluğa, sefalete mahkum edildi. Son çıkarılan yasa ile maaşı 1000 TL’nin altında olan emeklilerimizin maaşlarının Temmuz 2015’den itibaren 1000 TL’ye tamamlanacağı hükme bağlanmıştı. Bu uygulama yapıldı. Bunun anlamı emeklilerimizin birçoğunun maaşı ancak asgari ücret düzeyine yükseltilmiş oldu. Bu 1000 TL’lik maaşın da çok düşük olduğunu belirtiyoruz ve Saadet Partisi iktidarında, Refah Partisi iktidarında olduğu gibi, emeklilerimize onların hayat standardını yükseltecek maaş artışı sağlayacağımızı ifade ediyoruz.

 

            ESNAF sıkıntılı. Bu kesimlerde yani çiftçide, işçide, memurda ve emeklide para olmayınca esnaftan kim mal alacak? Bir avuç tuzu kuru rantiyeci mi? HAYIR. Onlar ABD ve AB’nin lüks mallarını kullanırlar. Evet çiftçide, işçide, memurda, emeklide para olmayınca esnaf malını satamıyor, kepenk kapatıyor. Medyada 2014 yılında 103 bin esnafın iş yerini kapattığı söyleniyor, yazılıp çiziliyor. İş yeri kapanan esnaf da işsiz kalıyor. Öte yandan ülkemizde büyük şehirlerde açılan AVM’ler ve büyük marketler diğer şehirlerimizde de yaygınlaşıyor. Bu durum küçük esnafın işini daha da zorlaştırıyor.

            Peki,  bu ülkede kim hayatından memnun? diye birisi bize sorarsa;

Sizi bilmem ama, Bizim cevabımız,

“Rantiyeciler, Paradan para kazananlar.” olur.

 

BÜYÜME

 

Türkiye’nin Cumhuriyet tarihi boyunca büyüme hızı ortalaması % 5’tir. 12 yıllık AK Parti iktidarındaki büyüme oranı da % 5 (% 5.06) kadardır. Yani AK Parti hükümetlerinin bütün övünmelerine rağmen 12 yıllık iktidarlarındaki yıllık büyüme hızı, Cumhuriyet tarihi boyunca olan yıllık büyüme hızı kadardır. Hükümet tarafından 2013’de hazırlanan Orta Vadeli Program’da (OVP) değişiklik yapılarak 2014’deki büyüme hızı % 5’ten % 4’e düşürüldü. Ama bu da tutturulamadı ve TÜİK 2014 yılının büyüme oranını % 2.9 olarak açıkladı. 2014 yılı bütçesi yapılırken TL bazında cari fiyatlarla 1 trilyon 719 milyar TL olarak hedeflenen Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) 2014 yılı sonunda 1 trilyon 747 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Yani TL bazında GSYH hedefi biraz aşmıştır. Dolar bazında ise Cari fiyatlarla 867 milyar dolar olması hedeflenen GSYH 2014 yılında 799.0 milyar dolar olmuştur. Yani dolar bazında GSYH hedefin altında kalmıştır. Hatta dolar bazında 799.0 milyar dolar olan 2014 yılına ait GSYH, 2013 yılınındaki 823 milyar dolarlık GSYH’nın da altındadır. Yani ekonomimiz küçülmüştür. GSYH’daki küçülme 2015 yılının 1. yarısında da (Ocak-Haziran dönemi) devam etmiş ve büyüme hızı 2015 yılı 1. yarısında  % 3.1 olmuştur. Cari fiyatlarla dolar bazında 2014 yılının 1. yarısında 388 milyar 067 milyon dolar olan GSYH, 2015 yılının 1. yarısında 361 milyar 405 milyon dolara düşmüştür.  Yani 26 milyar 662 milyon dolar azalmıştır. Dileğimiz 2015 yılının geri kalan aylarında ekonominin büyümesi ve hiç değilse 2015 yılı bütçesi yapılırken hedef alınan % 4’lük büyüme oranına ulaşılmasıdır.

Dolar bazında GSYH azalınca kişi başına düşen GSYH miktarı da 2014 yılında azalmıştır. Nitekim 2013 yılında kişi başına 10.822 dolar olan GSYH 2014 yılında 10.404 dolara düşmüştür. Bu azalma 2015’de de devam edeceğe benziyor.  Eğer ekonomideki büyüme 2015 yılının 2. altı ayında da 1. altı ayındaki gibi olursa, 2015 yılında kişi başına GSYH 10.000 doların altına düşecektir. 2011 yılından beri bu millete 2023’de 25.000 dolarlık kişi başına milli geliri hedef gösteren iktidar maalesef arzu edilen büyümeyi gerçekleştirememiştir. Bu durumu Türkiye’nin büyüme oranı konjonktüre bağlı olarak artmış veya azalmıştır, Hükümetin öngördüğü hedefler gerçekleşmemiştir diye de ifade edebiliriz.

FAİZ   

 

Faiz ülkemiz ekonomisini perişan etti. Her yıl bütçenin önemli bir bölümü faize ayrılmaktadır. Mesela, 2014 yılı bütçesinden faize 49.9 milyar TL ödenmiştir. 2015 yılında da faiz ödemeleri için bütçeye 54.0 milyar TL konulmuştur. İlk 8 ayda, yani Ocak-Ağustos  2015 döneminde bütçeden faize 38.4 milyar TL ödenmiştir.

Memur maaşlarına veya emekli aylıklarına ya da işçi ücretlerine yapılacak artışta % 3’mü olsun, yoksa  % 3.5’mu olsun hesabını yapan iktidar rantiyecilere 2014 yılında 50 milyar TL faiz ödemesi yapmıştır. Saadet Partisi olarak bizler faizden hep şikayetçi olduk. Son aylarda Hükümet üyeleri de konuşurken faiz lobisinden şikayet ediyorlar. Biz bu tavrı anlamakta güçlük çekiyoruz. Zira AK Parti’nin iktidarda olduğu 12 yıl içinde faize 598.1 milyar TL ödenmiştir.  Yani yılda ortalama 49.8 milyar TL veya yaklaşık 50 milyar TL faizcilere ödeme yapılmıştır. 12 yıl sonra da olsa, faize 600 milyar TL ödendikten sonra da olsa faizin ülke için ne büyük bir bela olduğunun dile getirilmesi sevindiricidir. İnşaallah bundan sonra önlem alarak faiz ödemelerini ortadan kaldırırlar.  Aralık 2014-Ocak 2015 dönemine ait raporumuzda “Bir yılda faize ödenen bu para ile neler yapılabilirdi? “ diye bir sual sormuş ve cevabını dört örnekle vermiştik.

 

-  Konut. Faize bir yılda ödenen 50 milyar TL ile tanesi 100.000 TL’ye mal olan apartman dairelerinden her yıl 500.000 adet daire yapılabilirdi. Eğer her dairede 4-5 kişilik bir aile oturduğunu var sayarsak; faize her yıl ödenen 50 milyar TL ile 2-2.5 milyonluk bir şehirdeki tüm daireler yapılabilirdi. 10.12.2014 tarihinde yayınlanan TOKİ Konut Üretim Raporu’ndaki bilgilere göre, 58. 59. 60. 61. ve 62.’ci hükümetler döneminde, yani AK Parti’nin 12 yıllık iktidarı döneminde vatandaşlarımıza teslim edilen konut sayısı 508.290 adettir. Bu demektir ki, AK Parti’nin 12 yılda yaptığı ve para ile vatandaşa sattığı konut sayısı kadar konut bir yıllık faiz ödemesi ile yapılabilirdi.

 

- Marmaray. Faize bir yılda ödenen 50 milyar TL ile “Asrın projesi” olarak adlandırılan ve 440 tane tren dahil her şeyi ile 5.5 milyar TL’ye mal olan Marmaray projesi gibi 9 tane proje gerçekleştirilebilirdi. Bilinmelidir ki, İktidar yetkililerinin “İstanbul’un çehresini değiştirdi” dediği Marmaray projesi gibi 9 tane projenin bir yılda gerçekleştirilmesi Türkiye’nin çehresini değiştirirdi.

-Otomobil fabrikası. Yıllardan beri her Türk vatandaşı yerli otomobil fabrikasına sahip olmanın özlemini duymaktadır. Bir otomobil fabrikasının maliyeti 2-3 milyar, ortalama 2.5 milyar dolar (yaklaşık 7-7.5 milyar TL)’dır. Bu demektir ki, bütçeden yapılan yıllık 50 milyar TL’lik faiz harcaması ile 7 adet yerli otomobil fabrikası kurulabilirdi.

 

-İş imkanı hazırlama. İşsizlik ülkemizin en büyük sorunlarından biridir. TÜİK verilerine göre 1 kişiye iş yeri hazırlayabilmek için gerekli olan yatırım miktarı, yıllar ve sektörler itibariyle değişmekle beraber, 2001 ile 2014 yılları arasını kapsayan 14 yılın ortalaması yaklaşık 250.000 TL’dir. Buna göre bir hesaplama yapılırsa, bir yılda bütçeden faize verilen 50 milyar TL ile yılda 200.000 işsiz insanımıza iş imkanı oluşturulabilirdi. Her yıl mevcuda ilaveten 200.000 insanımıza iş bulunması demek, 12 yılda 2.400.000 insanımıza iş imkanı oluşturulması demektir. Bunun anlamı eğer faiz harcamaları olmasa idi 12 yılda Türkiye’nin işsizlik sorunu çözülürdü.

 

Son zamanlarda Sayın Cumhurbaşkanı faizden şikayet ediyor. Sayın Cumhurbaşkanı faizden nasıl şikayet etmesin. Tahvil faizi aylar itibariyle yükselerek 30 Ocak 2014’de  % 11.4 oldu. Daha sonra % 6.7’ye kadar düşen tahvil faizleri şu günlerde yine % 11-11.5’lara yükseldi. Bilindiği üzere 28 Ocak 2014’de de Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) gece yarısı toplanarak faiz oranlarını yükselttiğini açıklamıştı ve Mesela “Bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı % 4.5’den % 10’a” yükseltilmişti. Bu uygulama ile dövizin (Dolar-Avro) yükselişinin durdurulması hedefleniyordu. Ama olmadı. O günlerde de daha sonra da döviz yükselişini sürdürdü. Gelen tenkitler üzerine Merkez bankası PPK 22.05.2014’de faiz oranını % 0.5 puan (yarım puan) düşürdü. Dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan Merkez Bankası Başkanı’nın bu uygulamasına tepki gösterdi. Sayın Erdoğan Merkez Bankasının faizi yükseltirken 5 puan yükseltip, düşürürken 0.5 puan düşürmesine isyan ediyordu. Hatta bu yüzden Hükümet üyeleri arasında fikir ayrılığı ortaya çıktı. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde de benzer bir durum yaşandı. Sayın Cumhurbaşkanımız Merkez Bankasının faiz politikalarını her platformda tenkid ediyordu. Sayın Cumhurbaşkanımızın konuştuğu o günlerde döviz yükseldi ve sonunda dolar 2.60 TL’yi, Euro da 2.80 TL’yi gördü. Nihayet Mart 2015’de Merkez Bankası Başkanı Sayın Başçı, Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan’la birlikte Sayın Cumhurbaşkanımıza giderek 130 sayfalık bir brifing verdi. Bu brifingden sonra Sayın Cumhurbaşkanı “işi tatlıya bağladık” dedi ve bir süreden beri Merkez Bankasının icraatlarını tenkidine son verdi. Bizce Sayın Cumhurbaşkanının bu tavrı halkımıza bir takım mesajlar vermeye yönelikti. O mesajı da verdi. Sayın Cumhurbaşkanı da, Sayın Başbakan da Merkez Bankasının bu uygulamayı yapmaya mecbur olduğunu kabul ediyor, ama kamuoyuna karşı Türk ekonomisinin kötü olduğunu söylemeye dilleri varmıyordu. Yoksa AK Parti hükümetleri Sayın Başçı’ya kızıncaya kadar Merkez Bankası Kanunu’nda gerekli değişikliği 1 günde yapar ve olayı çözerdi. Bunu yapmadıklarına göre Sayın Cumhurbaşkanı da, Sayın Başbakan da Merkez Bankası Başkanı’nın uygulamalarını tasvip ediyorlar demektir. Zira devlet adamından beklenen konuşması yerine gereğini yapmasıdır. Yani Merkez Bankası Kanunu’nda gerekli değişikliği yaparak Merkez Bankası Başkanını görevden alıp yerine daha ehliyetli bir başkanı getirebilirlerdi ve faizleri de hükümet olarak indirdiklerini kamu oyuna deklere edebilirlerdi. 07 Haziran 2015’den önce Parlamentodaki Milletvekili sayıları buna yeterliydi. Ekim 2015’in ilk haftasında dolar 3-3.05 TL, Avro 3.35-3.40 TL civarında seyrediyor. Merkez Bankası PPK dövizdeki yükselişin daha fazla olmaması için faiz oranlarını değiştirmedi. Ama yöneticilerimizin hiç sesi çıkmadı.

            Saadet Partisi olarak hükümete sesleniyoruz. Denk bütçe yaparak faiz harcamalarını ortadan kaldırınız. Türk ekonomisini borç alarak idare etmek yerine 54. Prof. Dr. Necmettin Erbakan hükümetinin yaptığı gibi, milli kaynaklarımızı harekete geçirerek, bütçeye ek kaynaklar oluşturarak idare etme cihetine gidiniz. Aksi halde Türkiye de, vatandaş da, milletimiz de bu faiz belasından kurtulamaz.

   Faizle ilgili açıklamalarımızı bitirmeden önce bir hususa dikkatlerinizi çekmek istiyoruz. 2002 yılının sonundan itibaren yani 2003 yılı ile 2014 yılları arasındaki 12 yıllık sürede bütçeden faize ödenen toplam para miktarı 598.1 milyar TL’dir. Bu sürede “Kamu Brüt Toplam Borç Stoku” 257.2 milyar TL’den 650.5 milyar TL’ye yükselmiştir. Yani 12 yıllık sürede borçlar için bütçeden faize 598.1 milyar TL ödeme yapılmış, ama kamunun toplam borcu 257.2 milyar TL’den 650.5 milyar TL’ye yükselmiştir. Kısaca kamu borçları 393.3 (650.5-257.2=393.3) milyar TL artmıştır. 1985’lerde başlayan ve halen devam eden devlet mallarının özelleştirilmesinden 2014 yılı sonuna kadar elde edilen toplam gelir 61.8 milyar dolardır. Bu 61.8 milyar dolarlık özelleştirme gelirinin de 53.7 milyar doları 2002 yılından sonra elde edilmiştir ve bu gelirler de bütçe giderlerinde, borçların ve borçların faizlerinin ödenmesinde kullanılmıştır, yatırıma gitmemiştir. Özelleştirme gelirlerini katmasak dahi 12 yıllık AK Parti iktidarında bütçeden faiz ödemeleri için harcanan para 598.1 milyar TL’dir. Bu para faize ödenmiştir. Ama 2002 yılında 257.2 milyar TL olan kamunun toplam borcu 2014 yılı sonunda 650.5 milyar TL’ye yükselmiştir. Yani 393.3 milyar TL daha artmıştır. Bu açıklamaları AK Parti hükümetlerini tenkit etmek için değil, faizin ne büyük bir bela olduğunu ortaya koymak için yaptık. Evet, Saadet Partisi olarak çağrımızı tekrarlıyoruz. Faizden uzak durunuz…!

            Dikkatlerinizi bir noktaya daha çekmek istiyorum. Yıllardan beri 54. Erbakan Hükümeti dışındaki bütün hükümetler bütçeyi “Denk Bütçe” esasına göre yapmıyorlar. Bütçe daha baştan yapılırken açık verecek şekilde yapılıyor. Bütçe açığını kapatmak için borçlanmaya gidiliyor. Borç alınınca faiz ödeniyor. Kısaca Borç-Faiz-Borç sarmalına düşülüyor.

 

BORÇLAR  

           

Türkiye’nin Toplam Borcu (İç Borç+Dış Borç) devletin yayınlamış olduğu resmi rakamlara göre, sürekli artmaktadır. Borç durumumuzu yılları da dikkate alarak Tablo 1’de veriyoruz. Biliyoruz, Hükümet Üyeleri ve AK Parti yetkilileri konuşmalarında bu rakamları söylemiyorlar. Onlar sadece IMF’ye olan borcu söylüyorlar. Vatandaşa eksik bilgi veriyorlar. Evet, Türkiye’nin IMF’ye olan borçlarının son taksidi de Mayıs 2013’de ödendi ve böylece Türkiye’nin IMF’ye borcu kalmadı. AK Partililer Mayıs 2013’den beri IMF’ye olan 23.5 milyar dolarlık borcun ödendiğini söylüyorlar. Ama toplam borçlarımızın sürekli arttığından bahsetmiyorlar. Türkiye’nin gerek Dış Borcu ve gerekse İç Borcu sürekli artıyor. Biz buna dikkat çekiyoruz. Mesela 2002 yılında 129.6 milyar dolar olan dış borç yıllar itibariyle artarak 2014 yılında 402.7 milyar dolara yükselmiştir. Aynı şekilde 2002 yılında 155.2 milyar TL olan iç borç da yıllar itibariyle artarak 2014 yılında 443.6 milyar TL olmuştur. Dış borç ve iç borç artınca 2002 yılında 232.2 milyar dolar olan toplam borç da artarak 2014 yılı sonunda 606.2 milyar dolara yükselmiştir. Bir diğer ifadeyle AK Parti iktidara geldiğinde 23.5 milyar dolar olan IMF borcu 10.5 yıl sonra, Mayıs 2013’de ödenmiştir. Ama AK Parti iktidara geldiğinde 232.2 milyar dolar olan Toplam borç miktarı 12 yıl sonra, 2014 yılı sonunda 606.2 milyar dolara yükselmiştir.

2015 yılının 2. çeyreğinin sonunda (Ocak-Haziran) dış borç artmıştır. Kamu sektörünün dış borçlarında bir miktar azalma olsa da özel sektörün borçlarındaki artıştan dolayı toplamda dış borçlar artmıştır. Tamamı devlete ait olan 2014 yılı sonundaki 443.6 milyar TL’lik iç borç 2015 yılı 2. çeyreği sonunda 459.3 miyar TL’ye yükselmiştir. Yani kamu sektörüne ait olan iç borç 2015 yılının Ocak-Haziran döneminde 15.7 milyar TL artmıştır.

 

Tablo 1. Yıllar itibariyle Türkiye’nin Dış Borç, İç Borç ve Toplam Borç durumu

 

Yıllar

 

Dış Borç

(Milyar Dolar)

 

İç Borç

(Milyar TL)

 

İç Borç *

(Milyar Dolar)

 

Toplam Borç

(Milyar Dolar)

2002

129.6

155.2

102.6

232.2

2011

303.9

387.6

229.6

533.5

2012

339.0

408.4

228.8

567.8

2013

389.1

430.3

   225.5**

614.6

2014

402.7

443.6

   203.5**

606.2

Fark (2014-2002)

273.1

288.4

100.9

374.0

 

2015 (2. çeyrek Ocak-Haziran)

405.2

459.3

   179.4**

584.6

Kaynak: www.hazine.gov.tr

*Dolar bazında İç Borç tarafımızdan hesaplanmıştır.

** TL bazında iç borç artarken Dolar bazında iç borcun azalmasının nedeni, dolardaki aşırı yükselmedir.

Türkiye’nin iç borçları ile dış borçlarından, dolayısı ile toplam borcundan iktidar hiç bahsetmiyor. Biz de soruyoruz. Madem Türkiye’nin hiç borcu yok, niçin 2014 yılı Bütçesinden 50 Milyar TL faiz ödemesi yapıldı? veya 2015 yılı bütçesine faiz ödemeleri için niçin 54 milyar TL para konuldu? Ya da madem Türkiye’nin hiç borcu yok, son bir yıldan beri yapılan bu faiz tartışması niye? Bu sualleri her vatandaşımız kendi kendine sormalı ve cevabını aramalıdır. Parlamentoda grubu bulunan muhalefet partileri Türkiye’nin bu önemli sorununu dile getirmiyorlar. İktidar da söylemeyince Saadet Partisi olarak bizler Türkiye’nin Dış Borcunu, İç Borcunu ve Toplam Borcunu milletimize açıklıyoruz.

Türkiye’nin borç durumu üzerinde çok duruyoruz ve her vesileyle ilgilileri ülkemizi borçlandırmamaları konusunda uyarıyoruz. Bunun tek nedeni var. Biz Türkiye’nin Yunanistan’ın durumuna düşmesini ele güne el açmasını, yardım istemesini istemiyoruz.

Şu suali soruyoruz ve cevabını da biz veriyoruz.

Yunanistan niçin iflas etti?

Borçları çok olduğu için. Evet, komşumuz Yunanistan 3-4 yıl önce olduğu gibi yine borçlarını ödeyemedi. Yunanistan’ın pek çok kuruluşa ve bu arada IMF’ye de borcu vardı. Yunanistan IMF’ye olan borçlarından ödeme vakti gelen 1 milyar 600 milyon Avro’luk borç taksidini ödeyemedi. IMF Yunanistan’ın 1 milyar 600 milyon Avroluk borcunu 1 ay bile ertelemediği için Yunanistan 30 Haziran 2015 günü itibariyle borcunu ödeyemedi ve temerrüte düştü, iflas etti. AB üyesi bu ülkeye geçen defa yardım eden AB ülkeleri de borçlarının ödenmesinde yardımcı olmadılar. AB’nin önde gelen ülkelerinden oluşan kreditörlerin Yunansitan’a borç vermek için ileri sürdükleri şartlar çok ağırdı. Bu şartları kabul etmek istemeyen Yunanistan hükümeti referanduma gitti. Referandumdan da “Hayır” oyları fazla çıktı. AB ülkesi olan Yunanistan’a borçlarının ödenmesinde yardımcı olmayan AB’nin önde gelen ülkelerinin sıkıntıya düşen Türkiye’ye yardımcı olacaklarını biz düşünmüyoruz. Bu yüzden Türkiye’nin borçlanmasını istemiyoruz.    

Türkiye borçlu olduğu için bizce her Türk vatandaşı borçludur. Evet iktidar yetkilileri kendileri iktidara geldiğinde 3.500 dolar olan kişi başına milli geliri 10.500 dolara yükselttiklerini (mevcut ekonomik veriler bu rakamın 2015 yılında 10.000 doların altına düşeceğini gösteriyor) hep söylüyorlar. Ama kendileri iktidara geldiklerinde 3.500 dolar olan kişi başına borç miktarının 2014 yılında 8.000 dolara yükseldiğinden hiç bahsetmiyorlar.

Bu borçlar Türkiye’nin borcudur. Ancak “dış borçların ne kadarı kamu sektörüne, ne kadarı da özel sektöre aittir?” diye merak eden vatandaşlarımızın var olduğunu da biliyoruz. Tablo 1’de verilen iç borçların tamamı kamu sektörünün borcudur. Ancak dış borçların bir kısmı kamu sektörüne, bir kısmı da özel sektöre aittir. Meraklı vatandaşlarımızın merakını gidermek üzere kamu sektörü (T.C. Merkez Bankası dahil ) ile özel sektörün dış borçlarını da Tablo 2’de veriyoruz.

Tablo 2’den görüldüğü gibi, yıllar itibariyle Kamuya ve Özel sektöre ait dış borçlar artmıştır. Dolayısı ile Türkiye’nin toplam Dış Borçları artmıştır. Öyle ki, AK Parti iktidara geldiğinde (Kasım 2002) yani 2002 yılının sonunda 129.6 milyar dolar olan Türkiye’nin Toplam Dış Borcu 2014 yılı sonunda 402.7 milyar dolara yükselmiştir. Yani Türkiye’nin dış borcu 12 yıllık AK Parti iktidarında 273.1 milyar dolar artmıştır. 2014 yılındaki 402.7 milyar dolarlık Toplam Dış Borcun 120.2 milyar doları, yani % 31’i kamu sektörüne, 282.5 milyar doları veya          % 69’u özel sektöre aittir. Tablo 2 incelendiğinde özel sektöre ait dış borçlardaki artışın çok hızlı olduğu dikkati çekmektedir.

 

Tablo 2. Yıllar itibariyle Türkiye’nin Kamu Sektörüne, (T.C. Merkez Bankası dahil) ve Özel Sektöre ait Dış Borçları ile Toplam Dış Borç Durumu (Milyar Dolar)

 

Yıllar

 

Kamu Sektörü

 

Özel Sektör

 

Toplam

2002

  86.5

   43.1

129.6

2011

103.6

 200.3

303.9

2012

111.1

 227.9

339.0

2013

121.2

 268.0

389.2

2014

120.2

 282.5

402.7

FARK (2014-2002)

  33.7

 239.4

273.1

 

2015 (2.çeyrek Ocak-Haziran)

117.7

 287.5

405.2

Kaynak:hazine.gov.tr istatistikler-kamu finansmanı istatistikleri-Türkiye dış borç istatistikleri-Türkiye dış borç  stoku istatistikleri

 

Türkiye bu borçları nasıl çeviriyor?

Türkiye yeni borçlar alarak bu borçları çeviriyor.

Evet, Devletimiz bu borçları yeni borçlar alarak ödemektedir. Yani borcu borçla ödemektedir. Borcu borç alarak ödediği için devletimizin borcu her yıl, hatta her ay artmaktadır. Mesela, Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı tarafından 30 Eylül 2015’de yayınlanan “İç Borçlanma Stratejisi” başlıklı yazıda; 2015 yılı Ekim ayına ait “İç Borç Ödemeleri” ile “Hazine Finansman Programı” ve “2015 yılı Ekim ayı İhraç Takvimi” aşağıdaki gibidir:

 

 

Ekim 2015 İç Borç Ödemeleri (Milyon TL)

                                                                               

 

 

Piyasa

 

     Kamu

                  

                Toplam

 

07.10.2015

 

     7.344

 

 1.090

 

8.434

 

14.10.2015

 

       619

 

          0

 

   619

 

28.10.2015

 

       541

 

      148

    

   689

 

TOPLAM

  

    8.504

 

   1.238

  

    9.742

 

    

 

 Ekim 2015 Hazine Finansman Programı  (Milyar TL)

 

Ödemeler

11.0

İç Borç Servisi

  9.7

Anapara

  7.8

Faiz

  2.0

Dış Borç Servisi

  1.3

Anapara

  0.6

Faiz

  0.7

Finansman

11.0

Borçlanma Dışı Kaynaklar

  4.0

Borçlanma

  7.0

Dış Borçlanma

  0.0

İç Borçlanma

  7.0

Piyasadan İhale Yoluyla İç Borçlanma

  5.7

Kamuya Satışlar

  1.3

 

 

 

                                                  

  2015 Yılı Ekim Ayı İhraç Takvimi

           

İhale Tarihi

Valör Tarihi

İtfa Tarihi

Senet Türü

Vadesi

İhraç Yöntemi

05.10.2015

07.10.2015

08.07.2020

Sabit Kuponlu Devlet Tahvili

6 ayda bir kupon ödemeli

5 yıl / 1736 Gün

İhale / Yeniden ihraç

05.10.2015

07.10.2015

16.04.2025

TÜFE’ye Endeksli  Devlet Tahvili        6 ayda bir kupon ödemeli

10 Yıl / 3479 Gün

İhale / Yeniden ihraç

06.10.2015

07.10.2015

14.12.2016

Kuponsuz  Devlet Tahvili  

14 Ay / 434 Gün

İhale / İlk ihraç

06.10.2015

07.10.2015

14.06.2017

Sabit Kuponlu Devlet Tahvili        6 ayda bir kupon ödemeli

2 Yıl / 616 Gün

İhale / Yeniden ihraç

06.10.2015

07.10.2015

12.03.2025

Sabit kuponlu Devlet Tahvili          6 ayda bir kupon ödemeli

9 Yıl / 3444 Gün

İhale /Yeniden ihraç

 

 İç borç ödemeleri incelendiğinde, Ekim 2015’de Toplam 9.7 milyar TL ödeme yapılacağı görülmektedir. Hazine Finansman Programı incelendiğinde de 9.7 milyar TL’si iç borç, 1.3 milyar TL’si de dış borç olmak üzere toplam 11.0 milyar TL ödeme yapılacağı görülmektedir. 9.7 milyar TL’lik iç borç ödemesi için 7 milyar TL yeniden borç alınacağı programlanmıştır. Görüldüğü gibi, en iyimser şekliyle Ekim 2015’de ödenecek borcun yaklaşık % 72’sinin yeni borçlar alınarak ödenmesi programlanmıştır. Geri kalan 4 milyar TL’lik borç ise Nakit Bazlı Faiz Dışı Denge, Özelleştirme Gelirleri, 2-B Satış Gelirleri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan sağlanan gelirler v.b. borçlanma dışı kaynaklardan karşılanacaktır. Yoksa devletin vergi gelirleri arttı da borçların 4 milyar TL’lik kısmı vergi gelirleri ile ödeniyor değil.  Borçların ödenmesi için Ekim 2015’de hangi tarihlerde ihaleye çıkılacağı da 2015 yılı Ekim ayı İhraç Takvimi başlığı altında verilmiştir.

       Biz Saadet Partisi olarak diyoruz ki, “borcu borçla ödeme” günü kurtarma politikasıdır. Bu yüce milletin borçla yaşamaktan kurtarılması gerekir. Evet,

 

       Türkiye’de Devlet borçludur,

       Özel Sektör (Şirketler, Holdingler) borçludur,

       Fertler borçludur.

     Türkiye’de devlet borçlarının olduğu gibi, özel sektör borçlarının da sürekli arttığını rakamları ile açıklamaya çalıştık (Tablo 2). Şu hususun da bilinmesi gerekir; özel sektör kuruluşları bankalara borçlu oldukları gibi, kendi aralarında da bir birlerine borçludur. Özel sektörün protesto edilen senetlerinin sayısı ve senetlerin TL olarak tutarı da oldukça yüksektir.

Türkiye’de Devlet ve Özel Sektör Kuruluşları (Şirketler, Holdingler) borçlu olduğu gibi, fertler de borçludur dedik. Türkiye Bankalar Birliği Risk merkezinin verilerine göre, 2015 yılının ilk 7 ayında (Ocak-Temmuz) Bireysel Kredi Kartı ve Bireysel Kredi Borcunu ödeyemeyen ve durumu yasal takibe intikal eden kişilerin sayısı 847.000’dir. Bunun 638.000’i Bireysel kredi kartı borcunu ödeyemeyenler; 436.000’i de bireysel kredi borcunu ödeyemeyenlerden oluşmaktadır. (Not: Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezince verilen Bireysel Kredi Kartı ve Bireysel Kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayıları toplandığında “638.000 + 436.000 = 1.074.000” etmektedir. Bu sayı yukarıda verilen 847.000’den büyüktür. Bankalar Birliği Risk Merkezince birden fazla borcu olan kişilerin borçları ayrı ayrı değil tek hesap olarak değerlendirildiğinden sayı 847.000 olarak verilmiştir). Rakamlar 2015 yılının ilk yedi ayına ait veriler olduğu için bir değerlendirme yapmak erken olur diyoruz. Ancak 2011 yılında 910.117 olan Bireysel Kredi Kartı veya Bireysel Kredi borcunu ödemeyen kişilerin sayısının 2014 yılı sonunda 1.297.132’e yükselmesi ve sayının 2015 yılının ilk 7 ayında 2.588.540’ı bulması hiç de hayra yorulacak bir durum değildir diyoruz. Bu durumdan, özellikle kredi kartı kullanılmasının çok hızlı artmasından hükümet üyeleri de şikayet etmektedirler. Geçtiğimiz yıllarda Kredi Kartı kullanımında bazı yasal düzenlemeler yapıldı. Ancak, biz yeterli olduğu kanaatinde değiliz.

Bilindiği üzere, vatandaşın geliri düşük. Bu yüzden borçlanıyor. Asgari ücretle ev geçindiren bir işçinin aldığı para gıda harcamalarını karşılamaya dahi yetmiyor. Bu işçi hangi harcamalarını kısacak da borçlanmayacak. Asgari ücretli eline geçen para ile masraflarını karşılayamıyor ve mecburen borçlanma yoluna gidiyor. Tıpkı hükümetin kamu harcamalarını karşılayamayıp borçlanma yoluna gittiği gibi. Zaten konuştuğumuz vatandaş da bu durumu ifade ediyor ve “Devlet borçla yaşıyor, ben yaşasam ne olur?” diye kendince savunma yapıyor. Ama bizce Sayın Cumhurbaşkanımızın ve hükümet üyelerinin faiz lobisinden şikayet etmesi yerine AK Parti Hükümetinin faize ve borçlanmalara çözüm bulması gerekir. Zira iktidar şikayet makamı değil çözüm makamıdır.

 

   DIŞ TİCARET (İhracat - İthalat), Dış Ticaret Açığı ve Cari Açık

 

Son yıllarda artan Dış Ticaret Açığı ve buna bağlı olarak oluşan Cari Açık tehlike sinyalleri veriyor. Bu konuları daha önce yapılan İl Başkanları ve İl Müfettişleri Toplantılarında Ekonomik İşler Başkanlığı olarak sizlere sunduğumuz raporlarda ele alıp etraflıca incelemiştik. Bu ayki raporumuzda 2002 yılına ve son altı yıla ait Dış Ticaret rakamları ile Cari Açık miktarlarını ve 2015 yılının Ocak-Ağustos dönemine ait verileri tablo halinde sunuyoruz (Tablo 3). Tablo 3’den görülebileceği gibi, 2014 yılına ait ihracat rakamları Orta Vadeli Program (OVP)’ın revize edilen 160.5 milyar dolarlık hedefinin altındadır ve 157.6 milyar dolardır. Yani AK Parti iktidarının 2014 yılına ait öngörüleri de tutmamıştır. Milletimize 2023’de 500 milyar dolarlık ihracat yapmayı hedef gösteren iktidar, maalesef 2014 yılında da sözünü yerine getirememiştir. İthalat ise OVP’da öngörülen miktarın biraz altında gerçekleşmiş ve 242.2 milyar dolar olmuştur. 2014 yılında ihracatta bir önceki yıla göre az da olsa artma olurken ithalatta bir önceki yıla göre azalma olması 2014 yılında Dış Ticaret Açığının 2013 yılı Dış Ticaret Açığından 15.2 milyar dolar daha az olmasına sebep olmuştur. Dış Ticaret Açığının bir önceki yıla göre azalmış olması memnuniyet verici bir durumdur. Ancak aynı yıl -84.6 milyar dolar dış ticaret açığı vardır ki, bu dış ticaret açığı da ülkemiz için çok yüksektir. Dış ticaret açığının azalmasında 2014 yılındaki büyüme hızının % 2.9’a düşmesinin veya ekonomide arzu edilen büyümenin gerçekleşmemiş olmasının da etkisi olmuştur.

2015 yılının Ocak-Ağustos dönemine ait verileri senenin ilk sekiz ayına ait olması nedeniyle kapsamlı bir şekilde tartışmak istemiyoruz. Ancak durumun hiçte iç açıcı olmadığını belirtmek istiyoruz. Zira ihracat 2014 yılının ilk 8 ayına göre 9.1 (104.8 – 95.7 = 9.1) milyar dolar veya % 8.7 azalmıştır. Eğer bu trend devam ederse 2015 yılı sonunda 2014 yılı sonundaki kadar bile (157.6 milyar dolar) ihracat yapılamayacaktır ve AK Partinin 2011 yılından beri toplumumuza açıkladığı 500 milyar dolarlık ihracat hedefi de hayal olarak kalacaktır. Evet, 2015 yılının ilk 8 ayında ithalatta da bir önceki yıla göre 18.3 (159.2 – 140.9 = 18.3) milyar dolar veya % 11.5 oranında azalma vardır. Evet, ithalatta da azalma vardır. Ama yine de 2015 yılında ithalat ihracattan 45.2 milyar dolar daha fazladır ve yine Dış Ticaret açığı vardır. Dileğimiz önümüzdeki aylarda ihracatın daha fazla olması ithalatın ise azalması ve Dış Ticaret Dengesinin sağlanmasıdır.

 

Tablo 3. Yıllar itibariyle Türkiye’nin İhracat, İthalat, Dış Ticaret Açığı ve Cari Denge durumu

 

        Yıllar

     

        İhracat *

         (Milyar Dolar)

         

           İthalat *

(M       (Milyar Dolar)

 

         Dış Ticaret Açığı *

         ( Milyar Dolar)

                                     

              Cari Denge (Açık)**

           (Milyar Dolar )

    2002

                 36.1

             51.6

         - 15.5

                                - 0.6

    2009

                      102.1

   140.       140.9

          -38.8

      -1                        - 12.0

    2010

       1             113.9

   185.       185.5

          -71.6

-48.5-                        - 45.3

    2011

               134.9

            240.8

         -105.9            

                                 -75.1

    2012

               152.5

            236.5

          - 84.1

                                 -48.5

    2013

              151.8

           251.7

          - 99.9

                                 - 65.0

   2014

             157.6

           242.2

           -84.6

                                 -45.8

         2015(Ocak-Ağustos)

               95.7

            140.9

            - 45.2

              (Ocak-Temmuz) -25.4

* Kaynak: “tuik.gov.tr –Dış Ticaret İstatistikleri –Yıllara ve Aylara göre Dış Ticaret”

** www.tcmb.gov.tr veriler, dönemsel veriler, ödemeler dengesi istatistikleri

 

 2014 yılına ait cari açığın 2013 yılının cari açığından 19.2 milyar dolar düşük olduğu Tablo 3’den görülmektedir.  İktidar bu durumu bir başarı olarak göstermek istiyor. Ama biz durumun iyiye gitmediğini ifade etmek, hükümeti daha dikkatli olmaya davet etmek istiyoruz. Zira artan cari açık ekonomideki riski ve kırılganlıkları artırır. Şimdiye kadar yabancı sermaye girişi fazla idi. 2014’de yabancı para girişi de azaldı. Merkez Bankası PPK dövizdeki yükselişi durdurmak için yabancı sermaye girişini artırma çabalarını sürdürüyor. Bunu sağlamak üzere de 28 Ocak 2014’de faiz oranlarını mesela “marjinal fonlama oranını % 7.75’den % 12’ye”  yükseltti ve Şubat, Mart ve Nisan aylarında da faiz oranları PPK tarafından değiştirilmedi. Mayıs 2014’de faizde % 0.5 puanlık bir indirim yapıldı. Daha sonraki aylarda da indirimler devam etti. Sayın Cumhurbaşkanının dediği oranda indirime gidilmemesinin ve bu yüzden Sayın Cumhurbaşkanımız ile Merkez Bankası Başkanı arasında tartışma konusu olan faiz indiriminin fazla yapılamamasının ana nedeni bu olsa gerek. Kredi Derecelendirme kuruluşlarının bir ülkenin ekonomik durumunu değerlendirirken üzerinde durdukları en önemli kriterlerden biri cari açıktır. Eğer bir ülkenin cari açığı yüksek olursa o ülkenin kredi notunu düşürmektedirler. 2014 yılında da Türkiye’nin cari açığının GSYH’ya oranı % 5’den daha yüksek olmuştur ve % 5.7 olarak gerçekleşmiştir. Bu durum Türkiye’nin kredi notunun görünümünün değişmemesine sebep olmuştur. 07 Haziran 2015’de yapılacak olan Genel Milletvekili Seçimleri öncesinde iktidar Türk ekonomisinde her şeyi tozpembe göstermeye gayret etti. Ama Cari Açığın GSYH’ya oranı    yüksek olunca Kredi Derecelendirme Kuruluşları Türk ekonomisini değerlendirirken her şeyi toz pembe göstermediler. Kredi notunu ve Kredi notunun görünümünü değiştirmediler. Tabii her yapılanı başarı gibi topluma sunan AK Parti hükümetleri “Bakın Kredi Derecelendirme Kuruluşları Türkiye’nin notunu değiştirmediği gibi, kredi notunun görünümünü de değiştirmedi” diye yine kendilerine bir övünme payı çıkarma gayreti içinde oldular. Şu hususu da belirtelim, daha önce Türkiye’nin kredi notunu BB+, yani yatırım yapılabilir seviyenin altı olarak, not görünümünü de negatif (-) olarak belirleyen S&P 08 Mayıs 2015’de yaptığı son değerlendirmede herhangi bir değişikliğe gitmediğini açıkladı. Durumun daha da kötüleşmemesi de bu iktidar tarafından bir başarı olarak gösterilmeye çalışılıyor. Ne diyelim demek AK Parti hükümetlerinin bilgi ve tecrübeleri bu kadarını yapmaya yetiyor. Daha iyisini yapamıyorlar.

  

                2015 YILI BÜTÇE DEĞERLENDİRMELERİ

 

           Ocak-Ağustos 2015 dönemini kapsayan bütçe gerçekleşmeleri Maliye Bakanlığı tarafından açıklandı (Tablo 4). Senenin ilk 8 ayına ait rakamlar olduğu için fazla irdelemek istemiyoruz. Ama şunu belirtmek istiyoruz. Senenin ilk sekiz ayındaki 38.4 milyar TL’lik faiz ödemesi çok fazladır. Yatırımlara ayrılan para 40.9 milyardır ve senenin 8. ayı sonunda harcanan miktar 25.3 milyar TL’dir. Bütçede yatırımlara ayrılan paranın az olması ülkemizde işsizliğin artmasına sebep olmaktadır. Zira bu gün yapılan yatırım, yarın insanımıza iş ortamı hazırlamak demektir. Sayın Maliye Bakanı basın açıklamasında faiz harcamalarının fazlalığını ifade ettiler. Evet doğru. Faiz harcamaları çok fazla. Önemli olan faiz harcamalarının fazla olduğunu söylemek değil faiz harcamalarını ortadan kaldırmaktır. Bütçenin diğer harcama kalemleri ön görülen miktarlara yakın seyretmektedir. İnşaallah 01 Kasım 2015 seçimleri bütçe disiplininin fazla bozulmasına sebep olmaz.

 

  Değerli Kardeşlerim;

Ekonomik İşler Başkanlığı olarak Türkiye’nin ekonomik durumunu ana hatları ile sizlere sunduk. 2015 yılı Ocak-Ağustos  dönemine ait Bütçe gerçekleşmelerini de Tablo halinde verdik (Tablo 4). Sizlerin bu bilgileri teşkilatlarımız aracılığı ile halkımıza götürerek halkımızı aydınlatacağınıza ve parlamentoda grubu bulunan partilerin yapması gereken bu önemli görevi başarı ile yapacağınıza inanıyoruz. Ülke gerçekleri konusunda bilgilendirilen halkımızın seçim sandığının başına gittiğinde tercihini Saadet Partisi’nden yana kullanacağından emin olabilirsiniz. Çünkü bu milletin her ferdi Yaşanabilir Bir Türkiye’nin, Yeniden Büyük Türkiye’nin ve tüm insanlığın refah, barış ve huzur içinde olduğu Yeni Bir Dünya’nın kurulmasını ister. Bu amacın gerçekleşmesi için çalışan Saadet Partili kardeşlerimi saygı ile selamlıyorum. Allah (c.c.) hayırlı çalışmalarımızda hepimizin yardımcısı olsun. Amin.     

 

Bakmadan Geçme